Ormanın içinde yankılanan adımlar…
Aslında adım bile değildi; toprağı yaran, dalları kıran bir öfkeydi Cyrus’un koşusu. Kurdunun pençeleri yere her değdiğinde içindeki huzursuzluk biraz daha büyüyordu. Ember’e kızgın değildi—en çok buna sinirleniyordu zaten. Kızgın olduğu şey, yetememekti.
Ay ışığı siyah kürkünde dalga dalga yayılırken, göğsünden çıkan hırıltı acı doluydu. Bağ kopmuştu ama tamamen değil… Bu, daha beter bir şeydi.
Ne özgür…
Ne de bağlı.
Bir süre sonra hızını kesti. Nefesi buhar olup havaya karıştı. Başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Ay tanrıçasına dua etmeyi hiç sevmezdi ama o an dudaklarından istemsiz bir fısıltı döküldü.
“Bunu bilerek mi yaptın… yoksa beni sınamak mı istiyorsun?”
Cevap gelmedi. Sadece rüzgâr.
Ama uzak kalmak istedi daha tanımadığı bir orospu çocuğu yüzünden Ember ile arası bozulsun istemiyordu.
Ember ise onu bekliyordu. Marcus peşinden gitmemişti. Öfkesi ile karşılaşmayacak kadar akıllıydı ve bunu bilecek kadar uzun bir süre onu tanımıştı.
Biraz kestirmek için aracın arka tarafına sızarken ember suçluluk içinde onu beklemeye koyuldu. Ne kadar zaman geçti bilmiyordu ama hava kararıyordu. Çalılıkların arasından bir ses geldiğinde onun geldiğini düşünerek ayaklandı. Belki bir özür dileyebilirdi ama ne için? Fareler olan hisleri için özür dilemek mantıksızdı ama onu üzdüğü içinde sıkıntılı hissediyordu. Adım adım ormanın iç kısmına yaklaşırken gelenin cyrus olmadığını fark etti,
“Sende kimsin?! Marcus!”
O an gölgenin elleri embere dolandı. “Nihayet buldum seni!” Dedi heyecanla gelen kael’di. Ember onun sesini hemen tanıdı ve duraksamadan sarıldı “Aman tanrım kael! Seni bir daha göremem sanıyordum!”
Marcus ise emberin sesine hemen ayaklanmıştı. Koruyucu bir şekilde ona atılmak istedi ama kael daha hızlıydı emberi hızla arkasına aldı ve silahını kaldırdı.”geri dur köpek!” Diye bağırdı.
Marcusun gözleri parladı kurt formuna dönecek ve ne olursa olsun lunasını koruyacaktı. Ember namlu ile marcusun arasına sıçradı.
“Kael dur o dostum!” Dedi endişe ile.
Kael gözlerini kıstı ona öğretmişti bu iğrenç yaratıklardan asla dost olmazdı! Ama kızına kıyamazdı bir an yumuşadı ama sertliğini korudu. “O halde dostuna söyle ember hemen geri çekilsin ve buradan gidelim!”
Elini ona uzattı, ama ember bir adım geriledi. Kaelin gözleri hayal kırıklığı ile dolarken bu kez ona, “ember onlarla kalamazsın buna izin veremem!” Dedi
“Bana yardım ediyorlar kael onlarla kalmalıyım her şey için teşekkür ederim. Ve tabi gittiğim için özür de dilerim ama bana yardım ediyorlar seninle geri dönemem”
Cyrus ise eş bağından olsa gerek emberi hissediyordu ona ihtiyacı olduğunu söyledi içinden bir ses ve çoktan kamp yaptıkları yere varmıştı.
“Seni burada bırakmam ember! Hele de bu köpekle beraber benimle geliyorsun!”
Marcus kendisine köpek dendiği için sinirlenmiş hele ki lunasına el uzattığı için delirmek üzereydi tehlikeli bir biçimde hırladı.
“Üzgünüm benim sahiplenmen çok hoş ama seninle gelmek zorunda değilim sen benim hiçbir şeyim değilsin!” Dedi ember .ama kael ne olursa olsun onu alacaktı gerekirse zorla götürecekti.
Kael gerçekleri daha sakin bir zamanda anlatmak istiyordu. Emberin kolunu kavradı sıkıca ember geri gitmek için cebelleşse bile ona karşı koyamıyordu parmakları mengene gibi sıkılmıştı. O sırada Cyrus gelmişti bile…
“Lunama dokunmaya cüret eden de kim!” Diye hırladı.
Ember iki ateş arasında kalmıştı, Cyrus un bu adamdan haberi vardı ama babası olduğunu bilmiyordu sadece gitmeden önce büyük annesine merak etmesin diye yol güzergahından bahsetmişti. Onu bırkacağını bilmiyordu ve yerlerini söylediğinide..
Ember’den;
Arada kalmıştım. Kael’e bir şey olsun elbette istemezdim. Ama nasıl duracaklardı ki ateş ile barut gibiydiler. Birinden vazgeçmeliydim ama kimden? Bana günlerce bakıp bildiği şeyleri öğreten ve hatta yetmezmiş gibi izimi günlerce süren kael den mi yoksa benim için ailesini ve hayatta ki varoluş nedenlerini hiçe Sayan Cyrus tan mı?
Hayır yapamazdım bana hayatımda bu denli iyi davranan insanları öylece hayatımdan çıkaramazdım.
“Bana zarar vermeden birbirinize dokunamazsınız! Şimdi sakin olun ve konuşalım! Bu kael” dedim cyrusa tanıtarak ona daha önce de anlatmıştım ve biraz öfkesinin azaldığını gördüm “ ve bu da Cyrus beni o vampir yuvasından çıkaran adam ve benim için herşeyini riske atan adam!”dedim kaele.
kael ise başka noktaya takılı gibi donuktu. “Madem benim için karşı karşıyasınız şimdi benim için sakin olun silahını indir kael ve sende Cyrus sakin ol!”
“Bilemiyorum ben pek söz veremem” dedi Marcus gözlerimi ona çevirdim sertçe “doğam böyle iç güdüler işte…” dedi beni alaya alarak kael ise silahını indirdi havada ki gerginlik elle tutulacak gibiydi. Kütüğün üstüne oturup halka oluşturduğumuzda, hala sertçe bakıyorlardı birebirlerine. Ne diyeceğimi bilemiyordum ama kaelden başlamak mantıklıydı.
Cyrus bir görüşme yapmak için cep telefonunu alıp giderken ben başımdan geçenleri anlattım kaele bir yabancıdan beklenmeyecek kadar çok sinirlenmişti ellerini yumruk yapmış eklemleri bembeyazdı. Sanki yeterince sinirlenirse onları duyguları ile öldürecekmiş gibi.
“Kael iyi misin?” Dedim dokunarak ve ekledim “şimdi gidip gitmemek senin elinde”
Cyrus ile özellikle gelmek istemiyor gibi oyalanıyordu.
……………
Ormanda gerilim, havadaki sis kadar yoğundu. Ateşin çıtırtısı bile kimseyi rahatlatmıyordu. Emberkütüğün üzerinde otururken bakışları iki adam arasında gidip geliyordu. Kael’in silahı hâlâ elindeydi ama namlusu yere dönüktü. Marcus birkaç adım gerideydi, tetikte ama beklemede. Cyrus ise dimdik ayakta, tek kelime etmeden Kael’i süzüyordu.
Kael sonunda sessizliği bozdu.
“Buradan gitmiyorum.”
Ember şaşkınlıkla ona döndü. “Ne demek gitmiyorsun?”
“Demek istediğim çok açık,” dedi Kael, sesindeki kararlılık saklanamazdı. “Bu iş burada bitmedi. Seni böyle bir yerde, böyle yaratıkların arasında bırakıp gidemem. Kalacağım.”
Cyrus’un çenesi kasıldı. Gözlerinde bir anlık öfke parladı ama kendini tuttu.
“Ucube konuştu,” dedi soğuk bir sesle.
Kael’in bakışları ona kilitlendi. “Dedi köpek!.”
Ember araya girdi, yorulmuştu. “Kimse kimseyi zorlamıyor. Ben iyiyim. Bana yardım ediyorlar kael. Şu an gitmeyeceğim ve sende kararını iyi düşün derim bana bakma gibi bir sorumluluğun yok kendini zorunlu hissetmeni istemem.”
Kael bir şey söyleyecek gibi oldu ama sustu. Sertçe nefes verdi.
“Zorunlu hissetmiyorum,” dedi sonunda. “Ama burada kalıyorsam, seni gözümün önünden ayırmam.”
Bu söz Cyrus’un hoşuna gitmemişti ama Ember’in yorgun yüzünü görünce geri çekildi. O gece ateşin etrafında tuhaf bir ateşkes ilan edilmişti. Kimse tam olarak güvenmiyordu ama kimse de saldırmıyordu.
Saatler ilerledikçe orman sessizleşti. Ember, aracın arka tarafında battaniyeye sarılıp uykuya daldı. Nefesi düzenliydi, yüzü ilk kez biraz huzurlu görünüyordu.
Cyrus uzaklaştı. Telefonunu eline alıp ışığını kapattı. Ekranda çıkan isimle kaşları çatıldı. Kısa, keskin bir konuşma yaptı. Tek kelime bile etmese de yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu. Ancak şimdi konuşabilmişti, suzyy ile.
Telefonu kapattığında dünya başka bir yer olmuştu.
Kael.
Ember’in babasıydı.
Cyrus’un göğsünde bir şey koptu. Kalbi sızladı, uyarı verir gibi. Başını kaldırıp Ember’in uyuduğu yöne baktı. Bu adamın onu alıp götürmeye hakkı vardı yabancı olsa halledebilirdi ama emberin babasına zara veremezdi!
“Benim lunam…” diye fısıldadı dişlerinin arasından.
Arkasından gelen adım seslerini duydu. Kael’di.
“Öğrendin,” dedi Kael. Soru değildi.
Cyrus döndü. Gözleri karanlıkta parlıyordu.
“Bunu neden saklıyorsun?”
“Zamanı değildi.”
“Zamanı mı?” Cyrus bir adım attı. Hırlaması bastırılamaz hâle gelmişti. “Lunam hakkında kararlar alırken onu ne kadar üzeceğini düşünmüyor musun?”
Kael geri adım atmadı. “O benim kızım. Onu buradan er yada geç götüreceğim. Ve o zaman o söylediklerin benim problemim olacak senin değil!”
O an Cyrus’un sabrı koptu. Bir an için kurt gözlerinde belirdi.
“Hayır,” dedi sertçe. “O kalıyor.”
“Buna sen karar veremezsin.”
“Veririm,” diye karşılık verdi Cyrus. “Çünkü bizi tanrı birleştirdi. Çünkü ben onu korudum. Çünkü o benim lunam.”
Kael’in eli silahına gitti ama çekmedi. Sesini düşürdü, tehlikeli bir sakinlikle konuştu.
“Kan bağı her şeyden önce gelir.”
“Hayır,” dedi Cyrus. “Ruh bağı her şeyden önce gelir.”
İkisi de aynı anda Ember’e baktı. Hâlâ uyuyordu. Bu fırtınadan habersiz.
Ve o an ikisi de biliyordu:
Bu savaş, onun her şeyi öğrenmesi ile bitecekti ember öğrendiğinde seçimimi yapacaktı….