Buralarda bir yerlerdeydi hissedebiliyordum. Ağır nane ve çam kokusunun sahibinin o olduğunu biliyordum. Yavaşça kokunun izini sürdüm.
Ve bir kapının önüne geldim. Derin bir nefes aldım ve kapıyı çalmak için elimi kaldırdım. Ve ben daha kapıyı çalmadan kapı açıldı.
Karşımda dünkü adam vardı. Siyah dağınık saçları be sarı parlar gözleriyle karşımda duruyordu.
-Kokunu aldım. Ayrıca gerçeğini biliyordum. Yerimi öğrenmen için özellikle bazı gözcülerin beni gördüğünden emin oldum.
Kapıdan çekildi ve içeri geçmemi işaret etti. İçeri girdiğimde beni koca bir salon karşıladı. Genelde koyu tonlar kullanılmıştı. Ve inanılmaz dağınıktı. Koltuklar bile yan dönmüştü. Odanın ortasındaki masa kırılmıştı ve her yerde çam kırıkları var.
-Biraz dağınık alışırsın.
Alışmak? Burada o kadar uzun kalacağımı sanmıyordum.
-Her şeyi bildiğin gibi neden burada oldğumu da biliyor musunuz Bay Ukala.
Bana baktı ve hafifçe gülümsedi.
-Kendimi tanıtmadım mı? Ne kadar kabayım. Ben Albert Irving Matrius. Ve sorunun cevabına gelirsek iki tane teorim var.
Bir de kendini beğenmişlik yapıyor. Bu adam kendini ne sanıyor.
-Şu "teorileri" duymayı çok isterim.
Hafifçe gözlerini kısarak bana baktı.
-Aslında sen neden burada oluğunu anlatmaya başlasan ben de teorilerini doğrulamanın keyfine başlayabilirim.
O kendini beğenmiş bir şekilde gülümserken ben de sinirili bir şekilde konuşmaya başladım.
-Bu işin ciddiyetinin ne kadar farkındasın bilmiyorum ama biz eşiz.
Derin bir iç çekti.
-Bu da teorilerimden biriydi ama diğeri için gelmiş olmanı daha çok tercih ederdim. Yani bana hesap sormaya gelmiş olsaydın daha çok sevinirdim.
Nasıl bu kadar gevşek olabilirdi. Bu adam ciddiyetin farkında mıydı? Ömrümüz boyunca tek bir eşe sahip olabiliyorduk. Beninkisi de buydu öyle mi? Gerçekten Ay Tanrıçası'nın beni layık gördüğü kişi bu gevşek adam mıydı?
Sonra hafifçe öksürdü ve gözlerime bakarak konuşmaya başladı.
-Ciddi olmak mı? İstersem seni reddedebilirim!
Reddetmek? Bu adam kendini ne sanıyordu? Alfa falan mı?
-Onu sadece Alfaların yapabildiğini bildiğini umuyorum!
Bunu söylerken üstüne yürüyordum.
-Ben sen olsaydım karşımdakini tanımadan yargılamazdım.
Artık o da sinirliydi. İkimizde birbirimizin gözlerinin içine bakıyorduk. Her an birbirimizin boğazına yapışabilirdik.
Sonra merdivenleri üçer üçer inerek bir adam geldi. Elindeki kağıtlara bakıyordu ve sanırım benim varlığımdan haberi bile yoktu. Gri tonlarında saçları ve açık mavi gözleri vardı. Kafasını kaldırmadan hızlı hızlı konuşmaya başladı.
-Delta, Beorhtwulf'de olan çikardigimiz için Accalia ve Markway sürülerini biraz kızdırmış gibi duruyoruz ama sanırım o iki sürüyü birbirilerine düşürerek sıvışabiliriz. Ayrica dün gece Rodriguez sürüsünde çıkan olaydan sonda bizi biraz aramış olaylarına rağmen alfa aramaya devam etmeye değer olmadığımızı düşünmüş olmalı ki hala buraya bir ekip göndermediler. Ama ben alfanın oğlundan şüpheleniyorum. Çünkü dün gece barda o da varmış.
Delta mı demişti o? Bu adam Delta mıydı? O kadar laf etmiştim. Ne kadar salaksın Amethyst!? Şimdi ne olacaktı. Bana hesap sorar mıydı? Ya da o ukala haline geri mi dönecekti? Acaba hala bana sinirli miydi? Yoksa bana olan siniri uçup gitmiş miydi?
Sonra onun o otoriter sesini duydum.
-Justin, nefes al! Herkesin iyiliği için.
Bunun üstüne adının Justin oldgunu öğrendim adam derim bir nefes aldı ve kafasını kaldırdı. Beni yeni fark etmiş gibiydi. Şaşırmış gibiydi ama sanki daha çok sevinmişe benziyordu. Onun yüzüde görülen bu duydu değişimleri şekil beni de şaşırtmıştı.
Bir süre sadece gözlerime baktı. Üstünde siyah bir gömlek altında ise kot bir pantolon vardı. Elinde siyah eldivenler vardı. Ve elleri bazı kağıtları tutuyordu. Hızlı konuştuğu için nefessiz kalmış ve yüzü kızarmıştı.
Bir bana bit Albert'e baktı. Sonra Albert konuşmaya başladı.
-Justin bu Amethyst. Rodriguez sürüsünden.
Hangi sürüden oldğumu duyduktan sonra biraz gerilediğini hissettim. Sonra Justin tereddüt ederek bir soru sordu.
-Ne işi varmış burada?
Albert derin bir nefes aldı. Ardından gözlerini devirdi. Sanırım bu bir çeşit "Seni ilgilendirmez" demekti. Bunun üstüne Justin bakışlarını benden Albert'e çevirdi.
Sonra hızla elindeki kağıtları kırılmış masanın üstüne koydu. Hâlâ buranın neden bu halde oldğunu anlamış değildim ama her neyse.
Sonra indiği merdivenlerden geri yukarı çıktı. Bunun üstüne Albert bana döndü.
-Sürün buralarda pek hoş karşılanmıyor.
Bunu zaten anlamıştım. Yani Justin'in bana olan bakışları istemediğimi açıkça belirtmişti.
-Sadece bana ne yapmaya çalıştığını söyle? Yani amacın ne senin?
Gülmeye başladığında gözlerimi devirdim. Gerçekten mi?! Ciddi bir şey soruyorum ve o gülmeye başlıyor. İnanmayan gözlerle ona bakıyordum ama o hala gülüyordu. En sonunda derin bir nefes alıp gülmeyi kesti.
-Eğer sana amacımı söylersem ne yapacaksın?
Ha?
Ne mi yapacaktım? En azından neyle karşı karşı oldğumu hesab edebilecektim. Sinirle konuşmaya başladım.
-Ne demeye çalışıyorsun?
Artık gülmüyordü. Hatta fazlasıyla ciddiydi. İyice yanıma geldi. Ve direkt gözlerimin içine baktı.
-Eşim olman seni bizden biri yapmaz.
Onlardan biri mi? Onlar kimdi ki?
-Siz kimsiniz ki?
Az önce Justin'in yukarı çıktığı merdivenlere yöneldi ve yüzüme bile bakmadan konuştu.
-Bu kadar soru yeter. Zaten burada istemediğini fark ettiği sanıyorum.
Resmen beni kovuyordu. Neyseki ben de burada kalmaya meraklı değildim.
Girdiğim kapıya doğru yöneldiğim sırada konuşmaya devam etti.
-Bizi ispiyonlamayı aklının ucundan bile geçirme Amethyst.
Harika şimdi de bana emir veriyordu.
-Göreceğiz Albert Irving Matrius.
Sessizce attığı kahkahayı duydum. Ona sırtım dönüktü.
-Böyle olmaya devam ederse sen pek bir şey göremezsin.
Kendimi evden dışarı attım. Biraz yürüdükten sonra telefonum titredi. Telefonumu cebimden çıkardım.
Valfie:
Selam Ethyst! Nerelerdesin sen!? Meraktan çatladım. Ayrıca Leezose'e gideceğiz. Babamdan gizli :) Bize katılmak ister misin? O şerefsizleri bulabiliriz belki!
Siz:
Selam Valfred. Sadece bir kaç işi halletmek için ormana gitmiştim.
İşim uzayacak gibi duruyor. Bensiz gidin.
Valfred'e yalan söylemeyi sevmiyordum ama işte ona ne diyebilirdim ki? Burada olduğumu bilirse şüphelenecekti. Ben ona Albert'in eşim oldğunu söylemeye hazır değildim. O da bunu duymaya hazır değildi.
Bunun üstüne Valfred'den bir mesaj gelmedi onu kaybetmeye başladığımın farkındaydım. Ama üzülmenin bana bir faydası olmaz!
Kalacak bir yerim olmadığından etrafıma bakındım. Albert'in beni kovduğuna hâlâ inanamıyorum! Onun ne haddine?!
Yakınlardaki bir markete girdim ve yiyecek bir şeyler almak içim bakınmaya başladım. Sonra duyduğum sesle irkildim.
-Size yardımcı olabilir miyim efendim?
Kızıl saçlı, yeşi gözlü hoş bur kızdı. Ve kesinlikle insan değildi. O bir kurtadam daha doğrusu dişi kurttu.
Benden bir kaç santim kısaydı. Ve ondan Albert'in kokusunun alıyordum. Bir süre sonra fark ettimki o ve Albert benziyordu. Yüzü, gözü, ağzı ve burdu ona benziyordu. Sonra sorulabilecek en saçma şeyi sordum.
-Çakma kızıl mısın?
Hafifçe kıkırdadı ve kafasıyla onayladı. Sonra kulağımıma doğru eğildi.
-Aptal abimin seni kovduğunu duydum. Ondan başka kimse eşine böyle bir saygısızlık yapmaya cesaret edemez. O yüzdenin birinin ki bu biri sensin onun da böyle bir hakkı olmadığını ona göstermeli. Delirt onu kızım!
Bu motivasyon konuşması kesinlikle işe yaramıştı artık bir plan yapmam gerektiğinden emindim. Ama ben tek başıma hiç bir şeydim. Müttefikleri ihtiyacım vardı.
-Adın ne?
Gülümsedi ve cevap verdi.
-Nicola Matrius.
Ben de gülümsedim.
-Ben de Amethyst. "Albert Irving Matrius'u delitme" grubuna hoş geldin. İlk üye de sensin zaten.
Hafifçe kırkıdadı.
-Bu grupta bulunmak bir onurdur.
Sonra birinirimize gülümsedik ardından birbirimize numaralarımızı verdik. Şimdiki hedefim grubu büyütmek ve Valfred'in yapma ihtimali olan şeyleri hesaplamaktı.
Eğer Valfred ve Albert birebir gelirse iyi şeyler olacağını düşünmüyorum bu yüzden böyle bir durum olursa neler yapabileceğimizi düşünmemiz lazımdı.
Bütün bu harika planların içinde en önemlisi benim hâlâ kalacak bir yer sahip olmamdan doğuyordu. Acilen bir otele yerleşmek gerekiyordu. Çünkü Leezose'de uzun süre kalacakmışım gibi geliyordu.
Küçük bir pansiyon buldum ve yerleştim. Param yoktu ama sorun da yoktu. Çıkarken ödeyebilireceğimi söylediler. Valfred öderdi. Ne kadar harika bir arkadaş değil mi? Hayır değil dalga geçiyorum.
Sonra telefonum çalmaya başladı. Nicola arıyordu. Tabii ki açtım.
-Amethyst tahmin et ne oldu!?
Ne oldumustu ki? Sesi çok heyecanlı geliyordu.
-Ne oldu Nicola? Korkutma beni?
Derin bir nefes aldığını duydum sonra kıkırdadı.
-Grubumuz için harika bir üye buldum. Holly Cafe'ye gel ve onunla tanış. Geç kalma.
Telefonu kapattım. Daha fazla üye iyiye işaretti. Hiç bir eşyam olmadan geldiğim için üstümü değişemezdim. Oflayarak odadan çıktım. Kim üstünde 3 kuruş parayla başka hiç bir şey almadan Rodriguez'den Leezose'e gelirdi ki? Bir ben herhalde!!