Kesişen yollar

1210 Words
Laleh Mülteci merkezinde günler birbirine karışıyordu. Güneş ufuktan yükseliyor, beton duvarların arasından soluk ışık sızıyordu. Ama burada zamanın varlığı bile farklıydı; saatler ağır, günler sessiz ve geceler bitmek bilmeyen kabuslar gibi uzuyordu. O sabah, küçük kahvaltı salonuna indiğimde yeni bir yüz gördüm. Bir genç kadın, titrek adımlarla masaya oturmuştu. Saçları dağılmış, gözleri gölgeliydi. Bana baktı; gözlerindeki ifade, bir zamanlar kendi gözlerimde gördüğümden farksızdı: korku ve suçluluk, iç içe geçmiş. “Merhaba, ben… Sara,” dedi. Sesinde fısıldayan bir kırılganlık vardı. “Laleh,” dedim kısa bir cevapla. Hiçbirimiz konuşmuyordu; sessizlik, kelimelerden daha fazla konuşuyordu. Sara bana bakarken gözlerinde bir şeyler arıyordu; belki de hayatta kalma cesaretini. “Ne oldu sana?” diye sordum, istemeden. Sara derin bir nefes aldı, titredi. “Babam… gözümün önünde vuruldu. Ben kaçtım. Ama… annem hâlâ orada.” İçim parçalandı. Negin’i düşündüm. Ben kaçmış, o kalmıştı. Sara’nın kelimeleri, hâlâ içimde yankılanan suçluluk duygusunu daha da derinleştirdi. Küçük bir masa etrafında oturduk. Her konuşma parça parça, kısa cümlelerle, dolu dolu acılarla ilerliyordu. Sara’nın hikayesi, benim hikâyemle örtüşüyordu; her iki hikâye de kaybedilenleri, geride bırakılanları anlatıyordu. Ve ben sessizce düşündüm: ne kadar süre boyunca hayatta kalmayı hak ediyor insan? Ne kadar süre boyunca kaçmayı… ya da kalmayı seçebiliriz? O günün öğleden sonrasını psikolojik destek odasında geçirdim. Kadın psikolog yine beni bekliyordu. Not defterini açtı, ama kalemi almadı. Sadece gözlerime baktı. “Laleh, kendini nasıl hissediyorsun?” Derin bir nefes aldım. “Her geçen gün suçluluk daha ağır geliyor. Negin’i hâlâ düşünmeden edemiyorum. Beni bıraktığını, hayatımı kurtardığını biliyorum. Ama… o hâlâ orada.” Psikolog başını salladı. “Hayatta kalmak senin elinde değildi. Herkes kendi seçimleriyle sınanıyor. Ama bu senin suçun değil.” Ama suçluluk hâlâ içimdeydi. Ben kaçmıştım, o kalmıştı. Bu adalet değildi. Gözlerim doldu, nefesim kesildi. Kendi içimde bir çığlık vardı. Ama burada, güvenli bir yatakta, kimse o çığlığı duymayacaktı. Arman İran’da ise durum farklıydı. Arman hâlâ takip altındaydı; adımlarını sayıyor, nefesini izliyorlardı. Ama Arman duramazdı. Her geçen gün daha fazla insan kaçmak istiyordu; her gün daha fazla kontrol noktası kuruluyordu. O sabah, güneş yeni doğarken Arman, dar bir ara sokakta sessizce ilerliyordu. Kalbi sıkışmıştı; her köşe başında gözler, her gölgeyi takip ediyordu. “Laleh… umarım güvendesindir,” fısıldadı kendi kendine. Bir grup genç onu bekliyordu: bir gazeteci, bir öğrenci ve iki daha deneyimsiz kişi. Her biri, korku ve umut arasında gidip geliyordu. Arman kısa bir plan çizdi: önce şehir merkezinden uzak, gölgelerden geçecekler; sonra güvenli bir çıkış noktası bulacaklardı. Ama ikinci kontrol noktasında işler kötüye gitti. Siyah bir araç yolu kapattı. Silah sesleri havada çınladı. Çığlıklar ve panik… Arman, genç gazeteciyi kolundan çekti ama ayağı vurulmuştu. Arman gözlerini kapadı ve bir an için her şeyin bitebileceğini düşündü. Ama sonra nefes aldı: “Koş!” dedi. Çocuk sürünerek uzaklaştı, Arman ise yakalanacağını biliyordu. —— Gece oluyordu. Laleh pencere önünde oturuyordu, başını dizlerine gömerek. Sara’yı düşündü; onun acısı, kendi suçluluğu ile birleşiyordu. Kabuslar hâlâ peşindeydi. Dağlarda düşen Arman, sorgu odalarındaki Negin’in yüzü… hepsi aynı anda zihninde dönüyordu. Ama bir umut vardı: Arman hâlâ hayattaydı. Ve bir gün onu görebilecekti. Gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı. Bu nefes, hem korku hem umut taşıyordu. Arman için yeni bir fırsat doğdu. Kontrol noktalarından birinde bir gönüllü ağı yardımıyla güvenli bir çıkış noktası belirlenmişti. Ama bu kez iş daha tehlikeliydi; şehir artık sıkı denetleniyordu. Her adımı, her nefesi dikkatle ölçülüyordu. Bir yanlış hareket, hem kendisini hem Laleh’i riske atabilirdi. Ama Arman artık geri dönmekten başka bir seçenek görmüyordu. Çünkü bırakmayı bilmiyordu. —— Laleh O gece mülteci merkezinde ışıklar erken kapandı. Sanki herkes aynı anda nefesini tutmuş gibiydi. Koridorlardan gelen ayak sesleri bile normalden daha yavaş, daha dikkatliydi. Laleh yatağında oturuyordu. Uyuyamıyordu. Uyku artık bir kaçış değildi; aksine içine düşmekten korktuğu bir boşluktu. Sara’nın yüzü gözlerinin önünden gitmiyordu. Babasını kaybedişi, annesinin hâlâ nerede olduğunu bilmemesi… O hikâye, Laleh’in kendi hikâyesinin başka bir versiyonuydu. “Ben kaçtım…” diye fısıldadı kendi kendine. Bu cümle artık bir hatıra değil, bir yargı gibiydi. Yatağın kenarına oturdu. Ellerini birbirine kenetledi. Parmakları titriyordu. Arman’ın yüzü geldi aklına. O sert bakışı… “Ölmeni göze alamam” dediği o an… Laleh gözlerini kapattı. “Ben onu orada bırakamam.” Bu cümle, artık bir düşünce değildi. Bir karardı. Sabah olmadan önce hareket etti. Sessizce çantasını hazırladı. Bu kez kaçış değil, geri dönüş gibi hissediyordu. Aynı yolun tersine yürümek… daha zor, daha ölümcül. Gönüllülerin kaldığı küçük ofise indi. Harita odası hâlâ açıktı. Birkaç kişi uyukluyordu. Laleh masaya yaklaştı. Haritayı açtı. Sınır hattını işaretledi. “Buradan geçtim…” diye fısıldadı. “Şimdi geri döneceğim.” Elini çizgi üzerinde gezdirdi. O çizgi artık bir sınır değil, bir mezarlıktı. Bir gönüllü onu fark etti. “Ne yapıyorsun?” Laleh gözlerini kaldırdı. “Onu bırakmayacağım.” “Bu intihar olur.” “Zaten orada bıraktım.” Sessizlik oldu. Kimse cevap veremedi. —— İran’da Arman artık sadece izlenmiyordu. Takip ediliyordu. Her adımı kayıt altındaydı. Sokaklara çıktığında iki araç aynı anda hareket ediyordu. Telefonu çalmıyordu artık — çünkü dinleniyordu. Ama o yine de durmadı. Çünkü durmak, teslim olmak demekti. Bir gece, dar bir sokakta yürürken arkasında adımlar duydu. Bu sefer rüzgâr değildi. Durdu. Arkasına bakmadı. “Biliyorum buradasınız.” dedi sessizce. Adımlar kesildi. Sonra yeniden başladı. Arman yürümeye devam etti. Ama kalbi artık sadece kendisi için atmıyordu. Laleh için atıyordu. —— Gece sınır hattına doğru yola çıktığında hava soğuktu. Dağların arasında rüzgâr keskinleşmişti. Her adımda toprak daha sertleşiyor, nefes daha ağır geliyordu. Ama Laleh durmadı. Çünkü durursa, düşünmeye başlayacaktı. Ve düşünmek, geri dönmek demekti. Karanlıkta ilerlerken tek ışık yıldızlardı. Aynı gökyüzü… ama farklı taraflar. “Geliyorum…” dedi sessizce. Kime dediğini bilmiyordu. Arman’a mı, kendine mi, yoksa geride bıraktığı hayata mı… —— Arman o gece çağrıldı. “Yeni transfer var.” Bu cümle her zaman risk demekti. Bir grup insan sınır hattına getirilecekti. Ama bu kez normal değildi. Daha sıkı kontrol, daha fazla asker… Arman bunu hissediyordu. Bir şey olacaktı. Ve oldu. İlk kontrol noktasında durdular. İkinci araç aniden çevrildi. “Çıkın!” Bağırışlar başladı. Bir kişi panikle kaçtı. Silah sesi… Arman refleksle yere eğildi. “Dağılın!” Ama bu kez plan yoktu. Bu bir operasyon değildi. Bu bir tuzaktı. Laleh tel örgülere yaklaştığında nefesini tuttu. Bu kez geçmek için değil… geri dönmek için buradaydı. Ama sınır aynıydı. Aynı soğuk metal. Aynı gözetleme kuleleri. Aynı ölüm sessizliği. Bir adım attı. Sonra bir adım daha. Kalbi öyle hızlı atıyordu ki, sesini duyacaklarını sandı. “Arman…” dedi fısıltıyla. Arman o anda oradaydı. Tam sınır hattının diğer tarafında. Bir anlık sessizlik oldu. İkisi de birbirini görmedi önce. Sadece hissettiler. Sonra Arman başını çevirdi. Ve Laleh’i gördü. Zaman durdu. Hiçbir asker, hiçbir silah, hiçbir sınır o anın içine giremedi. “Hayır…” dedi Arman. Ama sesi bile çıkmadı. Laleh yürüdü. Bir adım daha. İkisi de aynı noktaya geldi. Ama dokunmadılar. Çünkü etraflarında dünya hâlâ vardı. Arman’ın sesi titredi. “Burada olmamalısın.” Laleh gözlerini kaldırdı. “Sen de burada olmamalısın.” Sessizlik. Sonra Laleh devam etti: “Ben seni bırakmaya gelmedim.” Arman gözlerini kapattı. Çünkü bu cümle, her şeyi kırıyordu. Uzaktan bağırışlar duyuldu. Işıklar yaklaşmaya başladı. Birileri onları fark etmişti. Arman hızla karar verdi. “Koşacağız.” Laleh başını salladı. Bu kez soru yoktu. Bu kez kaçış vardı. İlk adımı Arman attı. Sonra Laleh. Ve gece, onların arkasından kapanmaya başladı. Sınır artık bir çizgi değildi. Bir kovalamaca başlamıştı. Ama en önemlisi şuydu: Artık yalnız değillerdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD