SİYAH

1029 Words
Ben seni bir yerden tanıyor muyum?" diye sordu. işte bu geceden beri beklediğim bir soru değildi. O an ne yapmam gerektiğinin bilincine varamamıştım. Susmuştum, susmaktan başka çaremin olmadığı zaman dilimindeydim . Emin olmak ister gibi, cevapları vardı ama cevaplayacak kişinin kalbi durma aşamasına girmişti. Kendime gelmiş gibi geri çekildim, Beyin hücrelerim kendini kapatmıştı, algılama gücüm yetersizdi. Kokusu, başımı döndürüyordu... Sadece "Ne?"diyebildim. "Diyorum ki!"diye tekrarlama kısmına geçti, "Seni nerden tanıyorum?" önceden dediklerinin farklı versiyonunu tekrarladı. Ne demem gerekiyordu, evet mi ? Yoksa hayır mı? "Yok hayır."dedim telaşla, çuvallamıştım, toparlanmam gerekiyordu, "Yani sanmıyorum daha önce tanışmadık seninle." Ağzımdan çıkanları kulağım sonradan duymuştu ben ne zamandan beri bu kadar iyi yalan söyler hale gelmiştim ki ya da ne zamandır iyi yalan söylediğimi düşünür hale gelmiştim. Cesur inanmış gibi yaparak üstünde ki gömleği indirdi. Gördüklerim karşısında başka kız olsaydı eminim üstüne atlardı. Bense sadece yutkunmakla yetiniyorum, atlamakta bir seçenekti tabi ama ben uslu bir kız olacak onu tanıdığımı belli etmeyecektim. Fazla dalmış olacağım ki "Beğendin galiba."diye konuştu keyifli bir sesle, "Şey ben dalmışım sadece." dedim geveleyerek. Cesur koltuğa oturup beni bekledi, sarsak adımlarla yanına yaklaşıp koltukta ki yerimi aldım. Kolunu bana doğru uzattı, önce getirdiği suyla kuruyan kanı temizledim, sonrasında tentürdiyotu yaraya sürdüm. Sırf canı yanmasın diye çok yavaş ve dikkatli şekilde yapıyordum. Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım, arada tepkisini ölçmek için bakmama rağmen hiç bir tepki göstermiyordu. Ruhsuz gibi başını eğmiş aşağıya bakıyordu, arada gözlerini kapatıp bekliyordu. En son da sargıyı sararak büyük bir iş başarmışım gibi şakıdım, "Evet bitti."dedim, kafamı kaldırıp Cesur'a baktım, ama onun da bana bakıyor olmasını beklemiyordum, gözlerin de anlamlandıramadığım bakışlar vardı. "Şey güzel oldu gibi."dedim, bakışlarını benden çekmesini istiyordum, yoksa yığılıp kalmama az kalmıştı, onaylamasını ister gibi,"Sence?"diye sordum. Mahçup bir şekilde kafamı eğdim... "Ah Salak Eva güzel oldu ne ya nasıl bakıyor, sen güzel oldu mu diye soruyorsun, he canım he dünyayı uzaylı istilasından sen kurtardın di mi ona sevinir gibi sevin şimdi kına yak bir yerlerine." Tekrar başımı kaldırıp tepkisini ölçmek istedim ama sadece, " Evet güzel oldu." dedi kuru bir sesle. Al işte rezil oldum. Cesur bir anda yanımdan kalkıp "Ben yatmaya gidiyorum. Başka oda yok, burda yatmak istiyorsan pencere bozuk. Sabaha kadar donmak istemiyorsan beni takip et." dedi, ardından koridora doğru yürüdü. Ne yapmam gerekiyordu... Burada kıçım sabaha kadar donardı. Her ne kadar yaza girmiş olsakta İzmir'in geceleri ayaz olurdu. Bir gece dışarda kaldığım da deneyimlemiştim, sonrasında günlerim yatakta geçmişti. Pencereye baktığımda gerçekten de bozuk olduğunu gördüm. El mahkum diyerek onun peşinden koridora doğru adımladım. Odaya girip kapının eşiğinde bekledim. O çoktan üstünü değiştirip siyah bir eşofman altı giymişti. Üstünde olan siyah eşofman lastikli olmasına rağmen bağlamamıştı, belinin altında duran eşofman, ha düştü ha düşecekti. "Orada bekleme de şunu giy tek yatak var. Yerde yatmak istemiyorsan eğer benim yatağımda yatacaksan, o elbiseyle girmeyi aklından bile geçirme." diye konuştu uyarır bir tonda, elinde ki tişörtü bana attı, bugün kurduğu en uzun cümle unvanına sahip olmuştu. Reflekslerim iyiydi, attığı tişörtü havada yakaladım. "Nerede giyineceğim?" "Burada."dedi kısaca. "Ne, ne demek burda."diye geveledim, "Ben banyoda giyinirim ya." "Sen mi giyinirsin ben giydireyim. Benim yatağımda yatacak olman sıkıntı değil ama önümde giyinecek olman mı sorun oluyor?"diye karşılık verdi, sesi keyifliydi. Yanı sıra bu kadar uzun cümle kurmasını beklemiyordum. Kapıyı kapatarak içeri girdim. Oda iki kişilikti, bir yatak,dolap, iki tane tek kişilik koltuk dışında farklı bir şey yoktu. Tek farkı ise her yerin simsiyah oluşuydu. Aynı varlığım gibi simsiyahtı, ruhumun karanlığa hükmetmek ister gibi daha da karanlığa çekildim. Haydi el mahkum kızım yapabilirsin ilk öpücüğünü verdiğin adamın önünde giyinecek kadar cesur olmalısın. Ona arkamı dönerek üstümde ki önce kapşonlunun fermuarını açtım, zamanın akisine çok yavaştım. Hızlı olsam yer yerinden oynayacakmış gibi hissettim Kırmızı sevmezdim, bugün neden bunu elbiseyi giydim bilmiyordum ama giydiğime defalarca lanet ettim. Elimin uzandığı kadar fermuarı çektim, derin bir nefes alıp elbiseyi bedenimden ayırdım. Elbise ayaklarımın dipine düşerken gelen adım sesleriyle ne yapmam gerektiğini şaşırdım. Yutkundum, bugün çok fazla yutkunur hale gelmiştim. Adım sesleri durdu, heybetli bir bedeni aratmayan bedeni arkamda durdu. Elini kaldırdığını hissettim, baş parmağı sırtımda ki yerini aldı, nefesimi tuttum. Küçük çocuk gibi arkama bakmadan kaçmak istiyordum, bu heyecan kuş gibi çarpan kalbime fazlaydı. Omurgam üstünde dolaşan parmağı, okyanusta bir fethe çıktığını anımsattı, yukarı çıktı, engele takılmış gibi durdu. Südyen kopçam onun için engeldi, yutkunduğunu hissettim. Kopçamın yanında dairaler çizdi. Parmakları altında geçmişim vardı, Cesur'un bana bahşettiği ama asla haberi olmadığı bir geçmiş. Dövme, yaralarımı altında sakladığım en büyük sığınağımdı. Türlü acılarım vardı altında, kimsenin görmemesi için halı altına süpürdüğüm geçmişim. Yutkundum. Parmağı sağ tarafa hedefini kestirip oradan ilerlemeyi tercih etti. Kolumun üstünde, omzumda ve en son boynumda durmuştu. Hedefi bu sefer küçük dövmem oldu, kalp ve sonsuzluğun birleştiği dövmem. İkisi iç içeydi, sonsuzluk kısmında dikenler varken kalp kısmında kurumaya yüz tutmuş kan lekeleri vardı. Bu bizdik, ben ve Cesur bu bizim küçüklüğümüzdü. Nefesini boynuma üfledi, içim ürperdi. "Senin gibi bir kız için sırtında ki dövme fazla değil mi?" diye sordu fısıltı kokan sesiyle. O an ne demem gerektiğinin farkında bile değildim. öyle bir etkisi altına almıştı ki beni ne hareket edebiliyor neden cevap verebiliyordum. Saçımı boynumun bir tarafında toplayıp, soĝuk dudaklarını boynum ve omzum arasında ki dövmeye yerleştirdi. Kollarını ince bellime sararak beni biraz daha kendine yaklaştırdı. Allah şahit ya beni tutmuyor olsaydı çoktan yeri boylamıştım... Cevap verebilecek halde değildim. Beni sardığı çemberden çıkıp alelacele elimdeki tişörtü başımdan geçirip, yanından uzaklaştım. "Şey... Yatalım mı artık?" diye sordum gergin bir sesle. Yoksa bana şehvetle bakan gözlerine kanıp yanlış bir şey yapmaktan korkuyordum. Sözcükler dilime dolandı, toplu olan saçlarım dağılmıştı. Elim de bir sigaram eksikti, beni diğer kızlar gibi sanar mıydı? Bunun korkusu yerleşti iliklerime... Onu olduğu yerde bırakıp hızlı adımlarla yatağa yetişip içine girdim. Benim aksime yavaş adımlarla yatağa geldi. Yanımdaki yerini alırken, sağlam olan kolunu başının altına yasladı. Derin nefes alıp gözlerini kapattı, uyumadığını biliyordum ama bunları düşünmeyecek kadar aklım bulanıklaşmıştı. Göz kapaklarıma uyku demleri düştü. Şu an tek korkum sabah uyandığımda bunların bir rüya olmasıydı. Bizim için gece sonlanırken başkaları için gün yeni başlıyordu. Benim odağım ise şuan sadece kara gözlü küçüklüğümün kahramanı olan Cesur'du. Ona "iyi geceler." diyerek. Gözlerimi yeni bir gün açmak için kapadım.... Bu benim sonsuzluğumun başıydı, yıllar sonra kader yeniden ağlarını bizim için örmüştü. KARANLIK, hiç bu kadar güzel olmamıştı ve ben Cesur'un karanlığına aşık olmuştum. 🥃🥃🥃🥃🥃🌹🌹🌹🌹🥃🥃🥃🥃🥃
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD