GEÇMİŞİN KAPISI lll

1197 Words
GEÇMİŞ 04.11.2001 " Anne, baba ya hadi mumları üfleyelim." diye söylenmeye başlamıştı Eva. Hatırladığı ilk doğum günü olarak hafızalara kazıyacaktı. Mutluduydu, ama kimse mutlu oldukları son gün olduğunu bilmiyordu. Anne babası mutfaktan gelerek kızlarına sarıldılar. " Tamam canım kızım. Şimdi üfleyeceğiz merak etme." demişti anne ve kızının heyecanı hiç bitmiyordu. Oysa ki her yıl aynı şeyi yapıyorlardı. Her doğum günlerini beraber kutlarlardı. Babası da kızına sarılıp "Tamam sarı civcivim benim. Tabakları da getirip geliyoruz." Anne babası bugün tuhaftı. Ne olduğunu sorgulamadı. Zira bugün onun en mutlu günüydü. Hiç bir şey onun keyfini asla bozamazdı. Belki de bilseydi başına gelecekleri ne doğum günü isterdi ne de pasta, yapacağı ilk iş bu evden kaçmak olurdu. Annesi ve babası mutfaktan çıkıp güzel kızlarının yanına geldiler. Yüzlerinde ki endişe uzaktan bile belli olurken Eva'nın bugün hiç bir şey umurunda değildi. Babası sanki son kez görür gibi sarıldı kızına, ölümün ürpertisi çoktan binmişti omuzlarına. Beraber eğlendiler bol bol gülüp anı ölümsüzleştirmek için fotoğraf çektiler. Sıra pastaya gelip mumları üfleyip dilek tuttu. Tek dileği vardı. "Annem babam hep yanımda olsun." İçinden geçenler bunlardı. Daha dileğini tam dileyemeden kapı alacaklı gibi çalmaya başladı. Anne ve babası telaşa kapılıp ne yapacaklarını şaşırmışlardı. O an sadece düşündükleri küçük kızlarıydı. Annesi kızının elini tutup dolabın yanına geldi. "Eva'm Prensesim. Şimdi seninle bir oyun oynayacağız tamam mı. Sen bu dolaba giriyorsun buraya adamlar gelecek. O adamlar buraya geldiğinde zaman asla dışarı çıkmayacaksın. Ben çık demediğim sürece de çıkmak yok." O an gerçekten küçük kıza oyun gelen son olacağını tahmin etmemiş gibi hızla başını sallamıştı. Annesi hemen kızını saklayıp kocasının yanına doğru yürüdü. Kocası kapıyı açtığı an adamlar içeriyi doldurmuştu. En son patron dedikleri kişi girmişti içeri sakince koltuğa oturdu ve soykan çiftine bakmaya başladı. " Mutlu anınızı böldüm galiba üzgünüm bilseydim partiye yetişmek için acele ederdim. Yazık oldu." Tehtidkar bir şekilde bunları söylemişti. Murat bey, "Defolun gidin evimden yoksa polis çağıracağım." diye konuştu kendinden emin bir şekilde. Korktuğu şey aslında kendi başına gelecekler değil kızına ve karısına olacaklardı. Karısı ona güç vermek ister gibi elini sıktı. "Ah Murat seni hep akıllı biri sanırdım. Sen bana ihanet edecektin ve ben hiç bir şey olmamış gibi sineye çekecektim öylemi !" dedi yaşlı adam. Diğer yandan Eva dolabın içinde ne yapması gerektiğini bilmeyerek dolap aralığından olup biteni izliyordu. Yaşlı diye tahmin ettiği adam siyah desenli kundurası, işlemeli bastonu , takım elbisesi ve elinin üstünde bulunan yılan dövmesi dışında bir şey göremiyordu. Can kulağıyle sesleri dinlemeye devam etti. "Kana kan murat sen benim oğlumu öldürdün. Bende senin canını almaya geldim." "Lan senin oğlun benim karıma tecavüz etmeye kalktı. Ne yapsaydım alkış mı tutsaydım. Silahı çeken oğlun arada patlayıp vurulan o daha ne kadar anlatmam gerek. " Yaşlı adam onu dinlememiş gibi yanına yürüdü bir kaç saniye baktıktan sonra bir kaç adım geri gitti. Belinden çıkardığı silahı Murat'a çevirdiği zaman karısı hemen önüne atladığı için kurşun ona isabet etmişti. Kadın düştü. Adam feryat etti. Kadın kapadı gözlerini adam yaşadığına o ana lanet etti. Karısının yanına çöküp ağlamaya başladı. "Serpil , Serpil aç gözünü ne olur aç gözünü." Adam kadını kolları arasına aldı. Sarstı ama inat eder gibi uyanmadı. "Laaan " diyerek yerinden kalktı. Ama daha iki adım atamadan. Göğsü üzerine iki kurşun darbesi yedi. Bedeni canım dediği kadının bedenin üstüne yığıldı. Zaman durdu onlar için. Yaşlı adam bir şey olmamış gibi çekip gitti. Geride iki yaralı beden ve öksüz bir kız bıraktı. Kapanan kapı seninde Eva o kadar korkmuştu ki ne yapacağını şaşırmış durumdaydı. "Anneee, annee gittiler mi çıkayım mı?" defalarca seslenmesine rağmen bir sonuç alamamış en son dışarı çıkmıştı. Ama kesinlikle beklediği görüntü bu değildi. Annesi babası salonun tam ortasında yerde kanlar içinde yatıyordu. Uyuduklarını düşünüp defalarca sarstı. Belki uyanırlar umudu vardı. O gün hatırladıkları arasından dışarı çıkıp yardım istemiş. Ambulans gelip iki yaralı bedeni hastaneye götürmüştü. Babası ağır yaralıyken annesi onun kadar kötü durumda değildi ameliyata alınan iki genç, birinin ameliyatı başarılı geçerken diğerinin ki kötü geçmiş ve yoğun bakıma alınmıştı. Aradan geçen bir hafta sonunda Annesi iyileşmiş. Kızını alıp sarılırken gelecek bir güzel haberi bekliyordu. Eva defalarca annesine, babam nerde diye sorsada bir sonuç alamamış ve sormaktan vazgeçmişti o gün. Akşama doğru gelen haber sonunda Murat Bey yaşam mücadelesini kaybetmişti. Bunu duyan kadın göz yaşlarını tutamamış ağlamaya başlamıştı. Eva annesine sarıldı. Daha o yaşında güçlü biri olacağını fark edip annesine sarılıp."Merak etme anne babam gelecek ."diyerek ona destek olmuştu. Aradan geçen bir buçuk yıl boyunca her gün annesine ne zaman geleceğini sormuş ama hep bir gün gelecek yanıtını almıştı. Ve bir gün küçük kız asla babasının gelemeyeceğini anladı. İlk defa ölüm kelimenin ne olduğu idrak etti. Ölen geri gelmezmiş ve o gün bir gün bu yaşadıklarının intikamını alacağına dair yeminler etmişti... 🥃🥃🥃🥃🥃🥃🥃🥃🥃🥃 GÜNÜMÜZ Konuşmamı bitirdiğim zaman sonunda hıçkırıklarımı tutamamış deli gibi ağlamaya başlamıştım. Yıllar geçşe de bir türlü babamın kanlı yüzü asla silinmiyordu hafızamdan. Tozlu raflara kaldırdığım zaman anılarımı kimsenin umurunda olmazmış gibi sürekli önüme getirip daha fazla canımı yakıyorlardı. Doktor ağlamamın şiddetinin arttığını görünce yerinden kalkıp yanıma geldi. Beni kaldırıp sarıldı. Her şey geçmiş umurunda rolü oynayarak "Şşş tamam geçti." dedi. Onu itip "Ya ne geçmesinden bahsediyorsun sen yaramı deşmekten yorulmadın mı? Her buraya geldiğimde canımı yakmaktan vazgeç artık. Asıl sen delisin insanların acılarını sürekli deşip onlarla mutlu olmaya çalışan şizofrenin tekisin. Bitti artık bir daha buraya gelmeyeceğim. Ne halin varsa gör canın cehenneme." diye bağırdım. Akan yaşlardan önümü göremez hale gelmiştim. Koltuğa bıraktığım çantamı alıp gitmek istediğimde kolumu tuttu. "Bak Eva üzgünüm tamam mı! Ama geçmişte bıraktığın ruhunu çıkarma derdindeyim sadece. Her gün bu kadar tepki vermezken bugün çok daha fazla tepki verdin. Gel otur sakin sakin konuşalım." Bu adam beni deli edecekti. Hala sakin sakin diyor ya. "Ne sakininden bahsediyorsun sen ya insanlık bırakmadın bende. Canım yanıyor anlıyor musun? " Elimi kalbime götürüp baskı yaptım. "Burası çok acıyor. Artık kaldıramıyorum. Yaşadıklarımı ben hak etmedim ben sadece mutlu olmak istedim. Unutmak istedim. İntikam istedim. Ama siz ısrarla beni bu dört duvara tıktınız. Beyaz önlüğü giyerken neler çektim hanginizin haberi vardı. Hanginiz tamam ben yanındayım dediniz. Ama bak kimse yok. Hepiniz yalancısınız. Şimdi gelip bana masal anlatma." Hem bağırıyor hem de ağlıyordum. En son ne zaman bu kadar güçsüz olduğumu hatırlamıyorum. Çantamı elimin arasına alıp hışımla kapıyı açtım. Sinirimi ondan çıkarmak ister gibi sert çarptım. Olan kapıya oldu. Kapının önünde sakin kalmayı ister gibi bir kaç nefes egzersizi yaptım. Arkama dönüp kapıya onun üstünde yazan yazıya baktım. Psikiyatrist doçent doktor Malik Öztürk. Bir daha senin kapını çalmak istemiyorum. Kendi kendime elveda edip ordan uzaklaştım. İnsanlar bana ucubeymişim gibi bakıyorlardı. Haklılar dedi iç sesim. Evet haklılar diye onayladım. Hastanenin kapısına geldiğimde artık gözümün önündekini tamamen görmez haline gelmiştim. Dışarı çıktım, etrafa bakındım. Hayal olmasını asla istemeyeceğim bir şey gördüm. Cesur arabasına yaşlanmış kapıya bakıyordu. Beni gördü, kaşlarını çattı. Nedense bugün çok fazla çatmıştı o kaşlarını. Elimle düzeltme isteği geldi. Yaslandığı yerden kalktı bana doğru gelmeye başladı. Ona doğru adım attım. İmkansıza ulaşır gibi ona ulaştım. Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Durmaya yüz tutmuş yaşlarım onu görünce bu anı bekler gibi tekrar ve tekrar akmaya başladı. O an ihtiyacım olan tek şeyi yapıp sarıldım. Başımı göğsüne yasladım. Zira benden iki karış uzundu. Elleri sırıtma çıktı. Çenesini başıma koydu. Bu anı bekler gibi daha çok sardım kollarımı ona. Asla hakkım olmayan şeyi istedim o an. " Lütfen beni bırakma. Sana ihtiyacım var..." 🥃🥃🥃🥃🥃🥃
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD