19. BÖLÜM: KÜLLER VE GERÇEKLER

490 Words
19. BÖLÜM: KÜLLER VE GERÇEKLER DİLA Yavuz’un dudaklarından dökülen her kelime, ruhumda yıllardır kapalı duran bir mezarı deşiyordu. Ben, o soğuk yetimhane koridorlarında, ailemin bir kaza kurbanı olduğuna inandırılarak büyümüştüm. Gece lambasının altında anne ve babamın yüzlerini unutmamak için hayaller kurarken, aslında o yangının bir kaza değil, bir "operasyon" olduğunu bugün, bu nemli depoda öğrenecektim. Aras’ın kolumun altındaki ağırlığı bir anda binlerce ton oldu. Az önce onu kurtarmak için neşter tutan ellerim şimdi titriyordu. Bakışlarımı yavaşça ona çevirdim. O güçlü, sarsılmaz "Cerrah" gitmiş; yerine suçluluk duygusuyla küçülmüş bir adam gelmişti. "Doğru mu?" diye sordum. Sesim boğazımda bir cam kırığı gibi takılı kalmıştı. "Ben o koğuşlarda sabahı beklerken, sen benim dünyamı mı yakıyordun Aras?" Aras’ın gözleri doldu ama tek bir kelime etmedi. Sessizliği, çocukluğumun en acı feryadı gibi kulaklarımda yankılandı. Yetimhanedeki o ilk geceyi hatırladım; yastığımın altına sakladığım aile fotoğrafının kenarlarının yanık olduğunu... O yangının faili, şimdi hayatını kurtardığım adamdı. Nasıl denk gelebilirdi Allah'ım dünyada o kadar kişi varken bana bunlar nasıl denk gelebilirdi, kafayı yemek üzereydim. Yavuz, tekerlekli sandalyesinde bir şeytan gibi gülümsedi. "Seçim senin Dila," dedi, elindeki kumandayı göstererek. "Zamanın daralıyor. Aras bir katil. Ben ise sana ait olanı geri vermek isteyen adamım. Belleği bana ver ve bu yangından sağ çık. Ya da sana yalan söyleyen bu adamla birlikte küle dön." Deponun köşelerindeki kırmızı ışıklar daha hızlı yanıp sönmeye başladı. Dijital bir geri sayımın sesi kulaklarımda uğulduyordu. Ölüm, halojen gazından daha yakındı artık. Aras, duvardan destek alarak ayağa kalkmaya çalıştı. Kanlı elini uzatıp kolumu tutmak istedi ama kendimi geri çektim. O an aramızdaki o görünmez bağ koptu; yerini dipsiz bir uçuruma bıraktı. Ona duyduğum o saf güvenin yerle bir oluşu, daha çok canımı yakmıştı. "Dila..." dedi Aras, sesi hırıltılıydı. "Git. Onunla git ve yaşa. Ama bil ki... o gece hiçbir şey göründüğü gibi değildi. Seni kurtarabilmek için... her şeyi yakmak zorundaydım." "Beni mi kurtardın?" diye bağırdım. Gözyaşlarım sonunda boşaldı. "Beni yapayalnız bırakarak mı kurtardın?" Yavuz’un sabrı taşıyordu. "Son beş dakika Dila. Belleği at ve burayı terk et!" Cebimdeki belleği çıkardım. Avcumun içinde sıktım. Eğer belleği Yavuz’a verirsem, Aras’ın tüm hayatı boyunca kaçtığı o büyük suç ortaya çıkacaktı. Ama Aras’ı burada bırakıp gitmek... İçimdeki o garip sızı, öfkeme rağmen beni durduruyordu. Henüz adını koyamadığım, o tuhaf çekim, beni bu yangının ortasında çivilemişti. Aras’ın gözlerinin içine baktım. O soğuk, mesafeli cerrahın içinde derin bir hüzün vardı. O an bir karar verdim. İntikamımı alacaktım ama bu, Yavuz’un istediği şekilde olmayacaktı. "Aras’ı da alıyorum," dedim Yavuz’a doğru. Yavuz kahkaha attı. "Ölmek istiyorsan buyur." "Hayır," dedim, sesim artık buz gibiydi. "Onu kurtaracağım ki, bana gerçekleri tek tek anlatsın. Ölecekse, benim ellerimde ölecek. Onun cezasını sen değil, ben vereceğim." Hızla Aras’ın omzunun altına girdim. Yavuz’un şaşkın bakışları arasında, geri sayımın son saniyelerinde Aras’ı sürükleyerek deponun arka çıkışına yöneldim. Patlama arkamızda gerçekleşirken, alevlerin sıcaklığı sırtımı yaladı. Dışarıdaki soğuk gece havasına çıktığımızda, Aras yere yığıldı. Ben ise elimdeki belleğe ve yanımda yatan bu gizemli adama baktım. Artık sadece bir hemşire ve hastası değildik. Bir katil ve kurbanıydık.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD