12. BÖLÜM

394 Words
12. BÖLÜM: GÖLGEDEKİ YILAN DİLA Kulübenin içindeki tozlu hava, Sarp’ın elindeki silahın soğukluğuyla daha da ağırlaştı. Hastanede birlikte hayat kurtardığımız, kantinde dertleştiğimiz o adam gitmiş; yerine gözünü kırpmadan can alabilecek bir yabancı gelmişti. "Sarp..." dedim, sesimdeki hayal kırıklığını gizleyemeyerek. "Senin onlarla ne işin olur? Biz arkadaştık." Sarp alaycı bir şekilde güldü, silahın namlusunu Cerrah’ın —yani Aras’ın— ensesine biraz daha bastırdı. "Arkadaşlık faturaları ödemiyor Dila. Büyük Beyefendi ise sadece faturaları ödemiyor, sana bir gelecek vaat ediyor. Şimdi uzatma da o belleği bana ver." Cerrah, yani Aras, kanlar içindeki yüzünü hafifçe kaldırıp bana baktı. Gözleri "sakın" diyordu ama durumu çok ağırdı. Aldığı darbeler ve fabrikadaki patlama onu bitkin düşürmüştü. "Verme Dila," diye hırıldadı Aras. "Eğer o listeyi alırsa, bu hayatta nefes alan tek bir masum bırakmazlar." Sarp sinirlenerek silahın kabzasıyla Aras’ın omzuna vurdu. Aras acıyla inleyerek yere kapaklandı. Küçük kız çığlık atarak babasına doğru koşmak istedi ama onu kolundan tutup kendime çektim. "Tamam! Dur, vurma ona!" diye bağırdım. Elimi cebime atıp o metal belleği çıkardım. "İstediğin bu, değil mi? Al senin olsun, yeter ki bizi bırak gidelim." Sarp’ın gözleri hırsla parladı. "Akıllı kız. At onu buraya." Belleği yavaşça yere bıraktım ve ayağımla ona doğru ittim. Sarp, gözünü bizden ayırmadan eğilip belleği almak için hamle yaptı. Tam o an, Aras’ın beklediği fırsat doğmuştu. Aras, yerdeki tozlu toprağı Sarp’ın yüzüne doğru savururken aynı anda bacağına doğru hamle yaptı. "Dila, kızı al ve koş!" diye bağırdı Aras. Sarp dengesini kaybedip geriye doğru sendelerken silahı ateş aldı. Mermi kulübenin ahşap tavanına saplanırken ben küçük kızı kucağıma aldığım gibi kapıdan dışarı fırladım. Arkamda boğuşma sesleri, yumruk darbeleri ve küfürler yankılanıyordu. Ormanın karanlığına daldığımda kalbim göğüs kafesimi parçalayacak gibi atıyordu. Nereye gittiğimi bilmiyordum, tek bildiğim o belleğin hala bende olduğuydu. "Dila abla!" diye fısıldadı küçük kız. "Efendim canım?" "Belleği ona vermedin, değil mi?" Cebimden gerçek belleği çıkardım. Yere fırlattığım şey, sadece hastanedeki dolabımın küçük anahtarlığıydı. "Hayır," dedim nefes nefese. "Babanın emaneti hala bizde." Tam o sırada, ormanın derinliklerinden bir ıslık sesi yükseldi. Bu bir kuş sesi değildi. Bir işaretleşmeydi. Birden etrafımız meşalelerle aydınlanmaya başladı. Kaçacak yerimiz kalmamıştı. Karşımızda, elinde gümüş saplı bastonuyla, o meşhur Büyük Beyefendi duruyordu. Yanında ise Mert ve yüzü darmadağın olmuş bir Sarp vardı. Büyük Beyefendi, Aras'ı saçlarından tutmuş, önüme doğru fırlattı. Aras artık hareket bile edemiyordu. "Oyun bitti küçük hemşire," dedi Büyük Beyefendi, sesi kadifemsi ama ölümcül bir tondaydı. "Şimdi o belleği ve kızımı bana veriyorsun."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD