9. BÖLÜM: DUVARLARIN DİLİ

612 Words
9. BÖLÜM: DUVARLARIN DİLİ DİLA Küçük kızın parmağıyla işaret ettiği o yumuşak dokulu duvara kilitlenip kaldım. "Babanın sakladığı şey..." demişti. Cerrah onun babası mıydı? Bu evdeki hiyerarşiyi, o sert adamın bu küçük kıza neden hem bir gardiyan hem de bir koruyucu gibi davrandığını şimdi daha iyi anlıyordum. Ama asıl soru şuydu: Mert’in aradığı disk ile Cerrah’ın sakladığı şey aynı mıydı? Dışarıdaki silah sesleri, malikanenin taş duvarlarında yankılanırken yerimden doğruldum. Dizlerim titriyordu. Duvarın o yumuşak, deri kaplı zeminine parmaklarımı bastırdım. Bir boşluk, bir tıkırtı arıyordum. "Burada mı?" diye fısıldadım kıza dönerek. Kız başını salladı, gözlerini kapıya dikmişti. "Babam... O gelmeden bakma. Kızar." Tam o sırada odanın kapısı şiddetle sarsıldı. Birinin omuz attığı belliydi. "Dila! Aç şu kapıyı!" Bu ses Cerrah’ın sesi değildi. Mert’ti. O zehirli, alaycı sesi nerede duysam tanırdım. Kalbim sanki ağzımda atmaya başladı. Kapının kilidini zorluyordu. Odanın içinde kaçacak hiçbir yerimiz yoktu. Küçük kız yatağın köşesine iyice büzüldü, elleriyle kulaklarını kapattı ben bile korkuyorken şuan ne yapabilirdim ki. "Diski ver, canını kurtar hemşire! Sabrımı zorluyorsun!" diye bağırdı Mert dışarıdan. Bir hızla duvarda kızın gösterdiği noktaya yumruğumu geçirdim. Sert bir plastik sesi geldi. Deri kaplamanın altında gizli bir bölme vardı. Tırnaklarımla kenarını zorlayıp kapağı açtığımda, küçük, siyah bir kutu kucağıma düştü. İçinde ne olduğunu görmeye hiç vaktim yoktu. Kutuyu kaptığım gibi yatağın altına, en derin köşeye fırlattım. Kapı büyük bir gürültüyle menteşelerinden ayrıldı. Mert, elinde silahıyla içeri daldığında odadaki loş ışık yüzündeki o vahşi ifadeyi daha da belirginleştiriyordu. Gözleri önce beni, sonra yatakta titreyen küçük kızı buldu. "Bak sen..." dedi Mert, yavaş adımlarla üzerime yürürken. "Cerrah’ın kutsal odasına kadar girmişsin. Bu kızı neden bu kadar sakladığını şimdi anlıyorum. En zayıf noktası tamda karşımda duruyor." "Ona dokunma!" diye bağırdım, kendimi Mert ile yatak arasına atarak sper ettim. "Onun hiçbir günahı yok!" Mert silahın namlusunu çenemin altına dayadı. Soğuk metal tenimi yakarken nefesimi sıkıca tuttum. "Senin de yoktu hemşire. Ama o gece benim hayatımı kurtardın. Şimdi o hayatın bedelini ödeme vakti. Disk nerede?" "Bilmiyorum dedim ya sana! Hastanede kaçtım işte, bulamadım yok!" Mert güldü, ama bu gülüş bir bıçak darbesi kadar keskindi. Silahı benden çekip yatağa yöneltti. "O zaman bu küçük prensesle vedalaşalım. Belki onun kanı senin hafızanı yerine getirir." "Yapma! Dur!" diye haykırdım. Tam o sırada koridorda bir patlama sesi duyuldu. Mert arkasına dönmeye fırsat bulamadan, Cerrah odanın kapısında belirdi. Üstü başı toz içindeydi, gömleğinin omzu kanla kaplanmıştı. Gözleri Mert’in üzerindeydi ama içindeki o yıkıcı öfke doğrudan bana çarpıyordu. "Mert," dedi Cerrahın, sesi bir mezar kadar derinden geliyordu. "Benim evimde, benim odamda... Bu senin son hatan olacak." Mert sırıttı, silahını Cerrah’a doğrulttu. "Öyle mi Cerrah? Ben mi yoksa bu kızların canı mı senin sonun olacak? Seçimini yap. Ya disk, ya da bu iki can." Odanın içinde ölümcül bir sessizlik oldu. Cerrah’ın bakışları bir anlık yatağın altına, kutuyu attığım yere kaydı. Anlamıştı. O an anladım ki, Cerrah sadece diski değil, o diskin içindeki büyük sırrı korumak için bu küçük kızı bu odaya hapsetmişti. Cerrah silahını indirdi. "Bırak onları Mert. Disk bende değil. Ama yerini biliyorum." Mert bir bana, bir Cerrah’a baktı. "Gidelim o zaman. Ama kızlar benimle geliyor. En ufak bir numaranda ikisinin de kafasına sıkarım." Cerrah bana baktı. Gözlerinde daha önce görmediğim bir ifade vardı; bir rica, belki de bir veda... "Tamam," dedi. "Onlara dokunma, ne istersen yapacağım." Mert kolumdan tutup beni sertçe ayağa kaldırdı. Küçük kızı da yatağından çekip aldı. Evden dışarı çıkarılırken, Cerrah’ın arkamızdan gelişini izliyordum. Korumalar birbirine girmiş, malikane savaş alanına dönmüştü. Beni ve küçük kızı siyah bir minibüse bindirdiklerinde, Cerrah kendi arabasına geçti. Zifiri karanlıkta orman yolunda hızla ilerlerken, yanımda titreyen bu küçük elin tek umudu bendim. Ama asıl korkunç olan, yatağın altında bıraktığım o kutunun içindeki şeydi, o kutunun Cerrah’ın hayatından bile daha değerli olduğunu o an anlamıştım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD