17. BÖLÜM: STERİL İNTİKAM

457 Words
17. BÖLÜM: STERİL İNTİKAM DİLA Hastanenin eski deposu, tıbbi atıkların ve kullanılmayan cihazların mezarlığı gibiydi. Burayı avcumun içi gibi biliyordum; nöbetlerden kaçtığımız, gizli gizli kahve içtiğimiz o yer şimdi Mert’in mezarı olacaktı. Mert ses kaydı yalanıma inanmıştı çünkü bu dünyada herkesin birbirine dair bir lekesi vardı. Gece yarısına saatler kala, deponun havalandırma sistemine ve atık tanklarına müdahale ettim. Üniversite hocası’nın bana bir keresinde anlattığı o "halojen gazı" karışımını hazırladım. Doğru dozda uyutur, yanlış dozda ise bir daha uyandırmazdı. "Dila abla, hazır mısın?" Arkamdaki sese döndüm. Bu, hastanenin güvenlik şefi, Aras’ın yıllar önce hayatını kurtardığı ve o günden beri ona sadık kalan Selim’di. Yanında iki güvenilir adamı daha vardı. "Hazırım Selim," dedim, elimdeki gaz maskesini takarken. "Mert içeri girdiği an kapıları kilitleyeceğiz. Ben Aras’ı almadan buradan çıkmak yok." MERT Deponun önüne geldiğimizde havada keskin bir ilaç kokusu vardı. Sarp yanımda titreyip duruyordu. Aras’ı arkadaki minibüste, ağzı bağlı ve bitkin bir halde tutuyorduk. "Bak Mert," dedi Sarp kısık sesle. "Burası tekinsiz. Dila bu kadar kolay teslim olmaz." "Kes sesini Sarp!" diye kükredim. "Kadın köşeye sıkıştı. Belleği alacağız ve bu iş bitecek." Aras’ı minibüsten indirip deponun içine doğru sürükledik. İçerisi loş ve sessizdi. Sadece eski jeneratörün hırıltısı duyuluyordu. "Dila!" diye bağırdım. "Belleği getir, Cerrah’ı al!" Yukarıdaki metal yürüme yolunda bir karartı belirdi. Dila oradaydı. Elinde parlayan o metal belleği tutuyordu. Yüzünde bir maske vardı. "Bırak onu Mert," dedi Dila, sesi yankılanarak. "Bırak ve belleği al." ARAS (CERRAH) Dila’yı yukarıda gördüğümde kalbimde tarif edilemez bir gurur hissettim. Ama bir terslik vardı. O maske... Havayı kokladım. Geniz yakan o hafif şekerli koku... Halojen gazı. Dila, hastanenin tıbbi imkanlarını bir silaha dönüştürmüştü. Mert’in adamları yavaş yavaş sendelemeye, gözlerini ovuşturmaya başladılar. "Ne oluyor lan?" dedi Mert, sesi çatallaşarak. Silahını Dila’ya doğrultmaya çalıştı ama kolu ağırlaşmıştı. "Bu gece burada kimse ölmeyecek Mert," dedi Dila soğukkanlılıkla. "Sadece biraz uyuyacaksınız." Mert dizlerinin üzerine çökerken, Selim ve adamları maskeleriyle karanlıktan fırlayıp Mert’in adamlarını etkisiz hale getirdiler. Dila hızla merdivenlerden aşağı indi. Gözleri sadece bendeydi. DİLA Hızla yanına koştum. Aras’ın yüzündeki morluklar, patlamış dudağı canımı yaksa da o an duygusallaşma vakti değildi. Cebimdeki neşterle ellerindeki ipleri tek hamlede kestim. "Buradasın," diye fısıldadı Aras, kollarımın arasına yığılırken. "Seni bırakmayacağımı söylemiştim," dedim. Arkamı dönüp Selim’e işaret verdim. Aras’ı omuzlayıp dışarı çıkardık. Mert ve Sarp yerde baygın halde yatıyordu. Tam kapıdan çıkacakken arkamızdan bir ses duyuldu. Büyük Beyefendi’nin o meşhur bastonunun sesi değil... Bir tekerlekli sandalye gıcırtısı. Karanlığın içinden, deponun diğer ucundan birisi belirdi. Bu adam... Beyefendi değildi. Aras’ın öldü sandığı, hikayenin en başında bahsettiği o "faili meçhul" düşmandı. "Güzel plan hemşire," dedi adam, tekerlekli sandalyesini ışığa doğru sürerek. "Ama Aras’ın asıl sırrını henüz öğrenmemişsin. Aras sana belleğin içindekileri söyledi mi? Yoksa sadece bir intikam hikayesine mi inandırdı seni?" Aras, kolumun altında sarsıldı. Gözleri dehşetle açıldı. "Sen... Sen hayatta olamazsın," diye inledi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD