14. BÖLÜM

446 Words
14. BÖLÜM: ZEHİRLİ İTTİFAK MERT Beyefendi bastonunu kaldırdığında, aklımdan geçen tek şey Dila’nın o belleği ateşe attığı andı. O an, o küçücük plastik parçasının küle dönüşmesiyle birlikte benim de bu imparatorluktaki tüm hayallerim sönecekti. Beyefendi yaşlıydı, korkuyordu ve artık sadece elindekini korumaya çalışıyordu. Ama ben? Ben bu tahtın gerçek, hırslı ve acımasız varisiydim. Beyefendi’nin "Ateş et!" emrini bekleyen adamlarına baktım. Sarp, yüzü darmadağın halde silahını Aras’a doğrultmuştu. O aptal, itaatin her şey olduğunu sanıyordu. Ama ben güç istiyordum. Ve güç, şu an Dila’nın parmaklarının ucunda, alevlere bir milim uzaklıktaydı. Beyefendi'nin bastonu aşağı indiği an, benim oyunum başladı. Kendi silahımı, Beyefendi'nin hemen arkasında duran en güvenilir adamına, sağ kolu Tarık'a çevirdim. Kimse ne olduğunu anlayamadan, tek el ateş ettim. Tarık yere yığılırken, ormandaki o sessizlik yerini kaosa bıraktı. Beyefendi"Ne yapıyorsun sen Mert!" diye kükredi . Gözlerinde ilk defa saf, katıksız bir korku gördüm. "Senin devrin bitti yaşlı adam," dedim, silahımı şimdi doğrudan ona doğrultarak. "Bu belleğin içindeki güç benim. Ve sen, onu bir intikam listesi için çöpe atmaya hazırdın." DİLA Elim meşale ateşinin üzerinde donup kalmıştı. Mert’in Beyefendi’nin adamını vurduğu an, ormandaki zaman bir kez daha durdu. İhanet... Bu karanlık dünyanın tek kuralıydı ve ben, o kuralın tam ortasında, elimde bu dünyanın anahtarıyla duruyordum. Beyefendi’nin şoktan donmuş yüzüne, Mert’in o sinsi, zafer dolu gülüşüne baktım. Artık ipler benim elimde değildi ama Aras’ın hayatı için küçük bir pencere açılmıştı. Mert, Beyefendi’ye silah doğrulturken, Aras’ın yerdeki bedenine baktım. Hareket edemiyordu ama gözleri Mert’in bu hamlesini takip ediyordu. Bir planı vardı, emindim. O an, o belleğin sadece Beyefendi’nin değil, Aras’ın da sonunu getirebileceğini anladım. "Dila!" diye bağırdı Mert. "Belleği bana ver! Aras’ı ve kızı alıp gitmenize izin vereceğim." Bu bir yalandı. Mert’in "izin" kelimesi, ölümün ertelenmesinden başka bir şey değildi. Ama Aras’ı oradan çıkarmak için başka şansım yoktu. ARAS (CERRAH) Mert’in bu ihaneti, beklediğim ama zamanlamasından emin olmadığım bir hamleydi. O açgözlü aptal, belleğin içindeki asıl gücün ne olduğunu bilmiyordu. O listenin altında, Beyefendi’nin kalbini durduracak, imparatorluğun tüm şifrelerini değiştirecek bir kod vardı. Mert o kodu asla çözemezdi, ama Beyefendi’nin sonunu getirebilirdi. Dila’nın bana baktığını hissettim. Gözlerinde korku ve kararsızlık vardı. "Ver" dedim, sadece dudaklarımla. "Mert’e ver." Bu, Dila’yı ve kızımı kurtarmanın tek yoluydu. Mert belleği aldığında, Beyefendi’nin tüm adamları ona odaklanacaktı. O kargaşada, Dila kızı alıp kaçabilirdi. Ben? Ben artık bu oyunun bir piyonu değil, enkazıydım. MERT Dila, belleği yavaşça meşale ateşinden çekti ve bana doğru fırlattı. O metal parçası havada süzülürken, hayatımda ilk defa gücün bana, sadece bana ait olduğunu hissettim. Belleği havada kaptım, sıkıca avcumun içine aldım. O an, Beyefendi’nin adamları Sarp dahil, ne yapacaklarını bilemez halde kalmıştı. Bazıları silahlarını Beyefendi’ye, bazıları bana doğrultmuştu. "Oyun bitti yaşlı adam," dedim tekrar. "Adamlarını buraya bırak. Sen de benimle geliyorsun."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD