13. BÖLÜM

436 Words
13. BÖLÜM ÜÇ KÖŞELİ CEHENNEM DİLA Büyük Beyefendi’nin bastonunun toprağa vuruşu, ormanın içindeki tek sesti. Aras, ayaklarımın dibinde kanlar içinde yatarken, küçük kızın ellerinin titremesi kemiklerime kadar işliyordu. Az önce Sarp'a yutturduğum o küçük anahtarlık numarası artık bir işe yaramayacaktı. Karşımda, bu karanlık imparatorluğun gerçek sahibi duruyordu. "Kızımı ve belleği ver," dedi Büyük Beyefendi. Sesi o kadar duygusuzdu ki, bir babadan ziyade bir cellat gibi konuşuyordu. Aras’ın babası mıydı bu adam? Yoksa her şey daha mı karmaşıktı? Belleği sıkıca kavradım. Eğer bunu verirsem, Aras’ın bu ana kadar akıttığı kan ve ter boşa gidecekti. Ama vermezsem, saniyeler sonra hepimiz bu toprağın altına gömülecektik. ARAS (CERRAH) Gözlerimdeki kan perdesi yüzünden Dila’yı hayal meyal seçebiliyordum. Göğüs kafesimdeki sızı, aldığım darbelerden değil, onu bu ateşin içine atmış olmamdandı. Onu başta sadece bir hemşire, evimde bir sığıntı olarak görmüştüm ama o, hayatımda gördüğüm en cesur kadına dönüşmüştü. Karşımda duran o canavara, kendi öz babama baktım. Yıllarca beni bir katil, bir cerrah, bir makine olarak yetiştiren o adama... "Kızım" diyordu. Hayır, o senin kızın değil; o benim hayatımdan çalınan son parçaydı ve o parçayı vermeye niyetim yoktu. "Dila..." diye inledim, sesim kan kokuyordu. "Kaç... Belleği... yok et..." Bastonun ucu kaburgalarıma sertçe indiğinde nefesim kesildi. Babam gülümsedi. O gülüşü biliyordum; bir sonraki hamlesi ölüm olacaktı. Ama bilmediği bir şey vardı: Ben o belleği sadece bir intikam listesi için hazırlamamıştım. O belleğin içinde, Beyefendi'nin kalbini durduracak tek bir şey vardı. MERT Sarp’ın o anahtarlıkla kandırılmasına hala içten içe gülüyorum. Ne acınası bir aptal! Beyefendi'nin yanında yer almak için zeka değil, itaat lazımdı; ama Sarp ikisine de sahip değildi. Şimdi yüzü darmadağın halde köşede bekliyordu. Benim gözüm ise Dila’nın üzerindeydi. O gece evinde kanlar içinde yatarken bana yardım ettiğinde, onun bu kadar dişli çıkacağını tahmin etmemiştim. O belleği istiyorum. Sadece Beyefendi için değil, kendim için. O belleğin içindeki bilgilerle, bu imparatorluğun tahtına Beyefendi’nin yanına değil, tam üstüne oturabilirdim. Beyefendi bastonunu kaldırdı. Bu, adamlarına "ateş edin" işaretiydi. "Son şans küçük kız," dedi Beyefendi Dila'ya. "Ya belleği verirsin, ya da Aras’ın kafasının dağılışını izlersin." Elim silahımın kabzasına gitti. Eğer Beyefendi ateş emri verirse, Dila’yı sağ ele geçirmem imkansızlaşırdı. Bir şeyler yapmalıydım. Kendi oyunumu kurma vaktim gelmişti. DİLA Beyefendi bastonunu havaya kaldırdığında zaman durdu. Aras’ın gözlerindeki o son bakışı gördüm; kabulleniş değil, bir talimattı bu. "Yok et" demişti. Cebimdeki belleği çıkardım, Beyefendi’nin gözlerinin içine bakarak kulübenin yanındaki harlı meşale ateşine doğru uzattım. "Bir adım daha atarsanız," dedim sesim titreyerek ama kararlılıkla. "Bu belleği küle çeviririm. O zaman elinizde ne belleğiniz kalır, ne de gücünüz." Beyefendi duraksadı. Mert’in yüzündeki o sinsi gülümseme dondu. İlk defa, ipler benim elimdeydi. Ama bu iplerin her an kopabileceğini ve hepimizi uçuruma sürükleyeceğini biliyordum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD