Beyazlı Amcanın Yanındaki Çocuk

2201 Words
----------------------- 14.bölüm Babamdan son haber alışımızın ilk haftasının son günüydü. Okula gitmek için kullandığım otobüsün durağında otobüsü kaç dakika bekledim bilmiyorum, gözüm babamın kayıp ilanına takılı kalmıştı. Resimdeki fotoğraf bir ay kadar önce Serkan amcam ile Serpil ablamın izin günlerinde bizi ziyaret etmek için geldiği gün çekinmiştik. Erken gelecekleri için kahvaltıya onları beklemiştik ama köprüde trafiğe takılıp biraz geç geldikleri için bu saate kadar beklemişiz biraz daha bekleriz dedik. Annemin kahvaltı için hazırladığı dere otlu poğaçalardan atıştırıp piknik hazırlığına girişmiştik Alemdağ- Reşadiye mesire alanına. Eve biraz uzaktı ama amcam arabası ile gelmişti. Hemen toparlanıp piknik alanına gittik. Babam yolda kasabımızı arayıp siparişleri vermişti, çok oyalanmadık yolda. Serpil yengem ile birlikte mangaldan sonra buraya yakın olan bir doğa ve hayvanat alanına gitmekte anlaşmıştık. Havanın henüz soğumamış olduğu bu son günlerde çok güzel bi fikir atmıştım ortaya. Herkesin keyfi yerindeydi. Amcam semaver ile ilgilenirken babam etleri pişiriyordu. Serpil ablam da salatayı hazırlıyor ben ve annem de kahvaltılıkları dizip masayı kuruyorduk. Etrafımızda türünü bilmediğim envayi çeşit upuzun ağaçlar vardı. Ağaçların arasına kalmiyeler ve masalar konulmuştu ve her masanın başında mangal ocağı bulunuyordu. Bizim oturduğumuz masanın biraz ilerisinde bir göl görünüyordu. Etraf henüz kalabalık değildi. Ağaçların arkasında kalan küçük kulübede kadın ve erkek lavaboları bulunuyordu. Biz hanımlar olarak annem, ben ve Serpil yengem grubu yemek hazır olunca haber vermelerini söyleyerek ufak bir gezintiye çıkmıştık. Mevsimden dolayı çok fazla çiçek yoktu ortalıkta, daha önce hep yazın geldiğim için buranın bu halini ilk defa görüyordum. Yerler kahve rengi ve turuncu kocaman yapraklarla kaplıydı şimdi. Çok otantik bir ortamı vardı. Bulduğumuz her güzel açıdan fotoğraflar çekindik ve birbirimize çektirdik. Etlerin hazır olduğunu haber vermeye gelen babamı da yakalamışken eli boş göndermedik ve poz verdirip ona da bir kaç fotoğraf çekmiştik. İşte bu kayıp ilanındaki fotoğrafın bu güzel anısını düşünüyordum. Babamın telefonundan ben yakalamıştım bu fotoğrafı. O günün o güzel anısının üzerine bir ay içinde bu kadar dramatik bir gölge düşeceği aklımın ucundan dahi geçmezdi. Babam normalde fotoğraf çekinmeyi sever, özellikle ben ve annem ile grup öz çekimleri yapmayı. Telefonu da zaten o fotoğraflar ile doluydu. Ama dediğim gibi bir süredir sürekli acele ediyordu ve meşguldü. Okul naklim için ilk başvurumu yapmam geçtiğimiz son 3 hafta içinde olmuştu zaten. Beni irkerek kendime gelmemi sağlayan şey önümde durduğunu fark etmediğim okuluma giden otobüstü. Arkasından el sallayıp yetişmeye çalışsam da durmadı. Diğer otobüse kadar on beş dakika daha beklemem gerekecekti şimdi ama telaş yapmama gerek yoktu çünkü ilk iki dersimin boş olduğunu ve sıradaki dersime daha 1 saat olduğunu biliyordum. Çantamı, kaçırdığım otobüse binen yolcuların boşalttığı durak oturaklarına bırakarak ben de yanındaki boş yere oturdum. Sıradaki otobüse bindim, otobüs boş sayılırdı. Önüme gelen her hangi bir yere oturdum ve otobüsteki diğer insanları izledim. Tanıdık kimse yoktu. Sevmiyor değilim ama kısa süreli yolculuklarda kulaklığımdaki müzik ile baş başa kalmayı tercih ederim. tanıdık biri oldu mu nezaket gereği konuşmasak da kulaklığımı takıp kendi alemime dalmak kabalık ediyormuşum hissini uyandırıyor bende. Telefonumdan müzik açıp kulaklıklarımı taktım. 5 dakika geçti geçmedi, yaklaşık 2 durak ilerlemiştik. Yanıma biri oturdu. Müzik dinlerken kapanmış göz kapaklarımı aralamadım ve fark etmemiş gibi davrandım. Bunun üzerine kulaklıklarımdan birini aldı. “güzel şarkı ama eski moda takılıyorsun” diye yorumda bulundu. Müziğime müdahale ile birlikte gözlerimi açmış ve tepki vermeye hazırlanırken yanıma oturan işinin beyazı amcanın dükkanında gördüğüm çocuk olduğunu gördüm. - Merhaba, görüştük ama tanışamadık bir türlü. Ben Veysel. - Selam. Ben de Ezgi. Evet sen, beyazlı amcanın dükkanındaydın., dedim düşünmeden. bölesi çocukça bir tasrif kullandığım için hemen utandım, keşke düşünerek konuşsaydım diye içimden ahlansam da hiç bozuntuya vermeden devam ettim. "Neyse, neden bu saatte gidiyorsun okula?” diye sordum. - Dedem, senin de bizim okulda olduğunu söylemişti. Ama göremedim seni hiç. Dün de Serkan abi ile konuşurken bu otobüsü kullandığını söyleyince tanışmak için iyi bir fırsat dedim ve seni bekledim. Seni görene kadar fazladan tam 20 dakika sıradaki otobüsü bekledim. Ve şimdi de senin ile tanıştığıma memnun oldum. Ne ile karşı karşıya olduğumu anlamamıştım. Bu çocuk ile tanışmayı çok istemiş ve dört göz ile beklemiştim ama şu an takıntılı bir psikopat ile konuştuğum hissine kapılıyordum ve rahatsız olmuştum. Uzun süren sessizliğim dikkatini çekmişti. Bana doğru dönerek oturmaya başladı: -sen memnun olmadın galiba. -efendim? Hee, şey. Ben de memnun oldum. , muhabbet beklediğimden farklı ilerlemişti. Göz ucuyla otobüsteki ekrana bakarak kaç durağımız daha kaldığını hesapladım. Nereden baksan on beş dakikalık yolu daha vardı. Durumu tekrar tahlil ettim ve az evvel dediğimin ne kadar yapmacık olduğunu düşündüm. Daha fazla yakınlık kurmadan ona benden uzak durması sinyalini kırıcı olmadan ama net bir şekilde vermeliydim çünkü yaptığı şey saplantılı biri olduğunun göstergesiydi benim için. -aslına bakarsam hayır ben memnun olmadım. Benim ile muhattap olmazsan memnun olurum. Az evvel bahsettiğin şey, benimle tanışmak için bu saate kadar otobüs içinde beni aramanı kast ediyorum. Doğru bir davranış değildi, rahatsız oldum. Ama sen bunu çekinmeden bana söyleyebildin. Adlarımızı öğrendik. Şimdi müsaden ile okula gideceğim ve beğenmediğin müziğimi dinlemek istiyorum. Diyerek kulaklığımı kayışından tutup çektim. Elinden kaçırmıştı. Alıp kulağıma taktım ve arkama yaslanıp gözlerimi kapatarak bir daha konuşmamasını diledim içimden. Tekrar çekip aldı kulaklığımın birini. Gülüyordu, gülmüyor, sırıtıyordu. Hiç çekinmeden tekrar kulağına dayadı ve arkasına yaslandı benim gibi. Atağa geçmemiş ne yapacağını izlemiştim. Çantasını ayaklarının dibinde yere bırakıp gözlerini kapattı. Yaslandığım yerden kafamı çevirmiş halde onu izliyordum. -cidden, inandın mı 2 saat oyunca senin ile tanışmak için durakta bekleyip gelen giden otobüsün içini yokladığıma? Tamam kabul 2 seferdir tanışamamamız ilgimi çekti ama merak etme ben psikopat veya saplantılı biri değilim. Sanki zihnimi okumuştu. Beni mi kandırmıştı yani? Tepkimi ölçmek için mi yapmıştı, sinir şey. - Psikopat veya saplantılı olmasan da sinirimi bozuyorsun. Ben memnun olmadım. Dedim. Sırıtması yavaş yavaş hoşnut bir durgunluğa bıraktı yerini. Müziği dinlemeye devam ettik. Ben de tekrar gözlerimi kapatmıştım. Beğenmediğini düşündüğüm için inadına müziği başa sarıp tekrar açtım ama dinlemeye devam etti. okula yakın olan durağa yaklaşırken çantasını kucağına alıp kulaklığı omzuma bıraktı. Hızlıca yerinden kalkarken “ müziği sevdim, zevklerimiz uyuşuyor” dedi ve indi. Şaşırmış halde arkasından bakakaldım ama otobüsten inmem gerektiği için aceleyle peşinde çıktım. Peşi sıra çıkmış olmamıza rağmen görünürde yoktu. Bu neydi şimdi, ne kadar da çocukça davranıyordu. Hiç de beyazlı amcanın yanındaki ilk gördüğüm hali anımsatmıyordu. Sanki başka biri gibiydi. Kulaklığımı takıp aynı müziği başa sardım ve yol boyu dinledim. Okula gittiğimde sınıf boş sayılırdı, aynı geçtiğimiz hafta bugün gibi. Millet yavaş yavaş toparlanıyordu. Müzik dersi olanlar sabahki ilk 2 derse geldikleriden çantaları buradaydı sadece. Yaren bugün okula gelmişti. Dün niye gelmediğini sormadım, anlatmak isterse anlatırdı zaten. Öğretmenler zili ile birlikte coğrafya öğretmenimiz Muammer hoca girdi sınıftan içeri. Hala gelmemiş çok kişi olduğundan derse hemen başlamayacağını söyledi. Beni yanına, öğretmenler masasına çağırdı. Niyesini bilmediğini ama öğretmenler odasında adımın geçtiğini söyledi. Nuri hoca diğer hocalara benden bahsetmiş. Açıkçası o kadar da farklı bir çözüm yolu olduğunu düşünmemiştim. Bakış açımın bu kadar dikkat çekeceğini. Ama sabahki şok olmuş halimi atlatmama katkısı olmuştu. Tenefüste annemi arayıp bunları anlatmalıydım. Ne kadar gurur duyacaktı benimle. Muammer hoca her şeyin yolunda olup olmadığını sordu. Ben de ona kurs dersine haricen girdiğimden bahsetmeden birkaç soru için hocadan farklı bir yol ile çözüme ulaştığımı ve hocanın da bunu takdir ettiğini anlattım 10 dakika kadar sonra derse başladık. Söz alıp kitabı okumaya başladım, hoca arada bir lafımı bölerek bazı bilgiler ekledi. Sonra tahta başına geçerek konu hakkında kolay ezber yapabilmemiz için kendi öğrenciliğinde kullandığı bazı kodlamaları bizimle paylaştı. Ama bu kodlamaları derse katılmayanlara vermememizi istedi, derse gelmemenin ceremesiymiş. Üniteyi bitirmiştik, konu hakkında başka kaynaklardan birkaç soru sorup dersi bitirdi ve kitaplarını kolunun altında toplayarak sınıftan çıktı. Bu okulun hocalarında en çok dikkatimi çeken şey; her birinin derse bir sürü kaynaktan yaptığı hazırlık ile gelmesiydi. öğrencinin ufkunu anlatacağı konuda en geniş pencereye nasıl açabilirim düşüncesiyle bir sürü kitap okuyup notlar çıkarıyorlar hatta yazdırmak yerine bizzat çıkardıkları bu notların fotokopisini paylaşıyorlardı. Coğrafya hocamız da onlardan biriydi. Tenefüs zilinin çalması ile ben annemi arayabileceğim sakin bir ortam bulmak için sınıftan dışarı çıkmıştım. Saat on bire geliyordu. Muhtemelen onun da dersi bitmişti. Bir kaç kez çaldıktan sonra annem açtı telefonunu. Dün gece attığım iyi geceler mesajını sabah ördüğünü ve güne güzel başladığını söyledi. Sesi üzgün değildi, sanırım o da rutin hayatına devam etmeye çalışıyor ve babamın yakında geleceği umudunu muhafaza etmeye çalışıyordu. Sonra dün okuldan sonra sınıflardan birinde geometriden ek derse girdiğimi ve dersin on ikinci sınıflara olmasına rağmen hocanın gözüne girdiğimi ve farklı bir bakış açım olduğunu söylediğini, beni ve beni bu konuda bu kadar iyi eğittiğin için seni tebrik ettiğini anlattım. Gururu okşanmıştı annemin. Sesi daha dinamik geliyordu artık. Okulun nasıl gittiğini, Serhat’ın nasıl olduğunu falan sordu. ders zili çalana kadar konuştuk. Bugün kitap kulübü toplantım olduğunu ama tekrar arayacağımı söyleyerek iyi dersler diledim ve kapattık. 2. derste de dakikliğini konuşturan Muammer hoca, öğretmenler zilinin hemen ardından girdi içeri. O sırada Serhat’a mesaj yazıyordum. Annem ile konuştuğumu, onu merak ettiğini ve bir aramasını söyleyip telefonu cebime attım. İkinci derste Dünya’daki yer şekillerinin çeşitlerini işleyecektik. Hoca Selim’i projeksyonu açması ve beyaz perdeyi indirmesi için yanına çağırdı. Bu konuyu devlet kitabından değil bu sunumdan işlersek daha iyi kavrayacağımızı söyledi ve kitapları kaldırtıp hazırda bulundurduğu sunum dosyasını açtı. İkinci coğrafya dersimizin ilk yarısı dolduktan sonra hocamız dersin kalan son yirmi dakikasında Türkçe dublajlı başka bir belgesel açtı. Geçen haftaki belgesele devam etmeyi çok istiyordum ama hoca konunun geçtiğini, eğer istersem kütüphane faaliyete geçtikten sonra oradaki belgesel kasetlerinden alabileceğimi söyledi. Dünya’nın farklı yerlerindeki yamaç çeşitlerini anlatan belgeselin bir kısmını izleyerek dersi bitirdik. Sıradaki dersimiz Hüseyin hocanın kimya dersiydi. Laboratuvarın kapısı kilitli olduğu için kapının önünde kümelenmiş halde hocayı bekliyorduk. Öğlen arasına son 1 ders kalmıştı. Kahvaltı etmediğim için acıkmıştım ve yemek saatini 4 göz ile bekliyordum. Hüseyin hoca, laboratuvar sınıfının anahtarının Cuma gününden sonra biyoloji öğretmeni Kübra hocada kaldığını ve o bugün gelmediği için dersi sınıfta işleyeceğimizi söyleyerek bizi toplayıp tekrar sınıfa döndü. Açlıktan dolayı uykum gelmiş olduğundan dersin çoğunda istemsizce uyuya kalmıştım. Dersin sonuna doğru hoca fotokopisini çıkarttığı notları dağıtırken uyanmıştım ama sağ olsun Hüseyin hoca anlayışlı davranmış ve bir uyarıda bulunmamıştı. Dersin bitmesiyle bizim grup yine koşarak yemekhaneye gidip sıra tuttuk. Melek ben ve Yaren sürekli birlikte takılan bir grup olmuştuk. Her zaman olmasa da bazen Ceren de bize katılıyordu. Önce ben masada çantaların başında beklerken diğer kızlar yemeklerini seçtiler. Onların tepsilerinde menüyü gördükten sonra ne yiyeceğime karar vermem daha kolay olduğu için bu sistemi kullanmaya başlamıştık. Sucuklu kuru fasulye, çoban salata, tereyağlı pirinç pilavı ve mantar sote alarak kızların yanına geçtim. Hepimiz farklı şeyler aldığımızdan tabakları ortaya koyarak tepsileri kaldırdık. Önümüzde her çeşitten yemek varken yemek daha zevkliydi. Gözüm bir ara vitrinlerin önünde kuyrukta bekleyen bir çifte takıldı. Bu sabah tanıştığım çocuktu. Beyazlı amcanın torunu olan Veysel.Kız ile samimi görünmüyordu ama kız onun saçlarını düzeltmeye çalışıyordu. Bugünkü tanışmamızdan önce gözlerim o çocuğu aramıştı her yerde. Hani okul dışından bir tanıdığım var diyip, ilk günümden yalnız kalmıyım diye etrafta ona bakınmıştım am görememiştim. Şimdi de beni görmesini istemiyordum. Çünkü gelince ağzından ne çıkacağını kestiremiyordum zaten sabah espiri mi yapmıştı yoksa ben garipseyince mi şakaya vurmuştu anlayamamış, hala bir psikopat veya saplantılı bir tip olabileceğinden kuşkulanıyordum. O bizim masaya doğru bakarken peçeteyi açıp alnımı siler gibi yapmış, yüzümü gizlemiştim. Umarım beni görmemiştir. Tabaktaki yemekler yarılanmadan acilen yengemi aramam gerektiğini hatırlamış gibi yapıp sınıfta buluşuruz diyerek kaçmıştım kızların yanından. Karnımı tam doyuramamıştım ama çıkışta kitap kulübü toplantısı için gideceğimiz yerde bir şeyler söyler atıştırırdım nasıl olsa. Serpil ablama mesaj attım. Çıkışta benim şu üniforma işini artık halletmemiz gerektiğini, hastaneden önce bir yerlere uğrayıp uğrayamayacağımızı soran bir mesaj attım. Hemen olumlu şekilde dönüş yaptı ve toplantım bitince arayıp haber vermemi söyledi. Sınıfıma geçip kızların gelmesini bekledim. Kimya dersinin 2. Saatinde Hüseyin hoca yine bir deney videosu izletip dikkat etmemiz gereken şeylerin üzerinde durdu. Ders hızlı geçti ve sonunda felsefe dersinin sırası gelmişti. Hocanın gözüne girmek istiyordum. Böylesi etkileyici düşüncelere sahip birinin aklında yer etmiş parlak bir öğrenci olmalıydım. Bunun yolu da derslerinde aktif olmaktan geçiyordu. Hocamız şans konusunun göreceliliğine dair bir takım görüşlerden de bahsederek geçen haftaki dersimizin üzerinden hızlıca tekrar yaptı. Ve kaldığı yerden devam etti. hocanın konuştukları beni çok etkilese de sonrasında hatırlamakta güçlük çektiğimden bugün bir şey deneyecektim. Derste ses kaydı alacaktım. Ama sadece kendim için. Kırmızı noktaya bastığım telefonu sıranın altına yerleştirdim: - Şansın elde edilebileceği varsayımında başarı ve şansı birbirinden ayıramadığım için bu kelimeye klasik düşünce bakış açısıyla bakıyor ve şansın doğuştan gelen bir ayrıcalık olduğu sonucuna çıkıyorum. Dolayısıyla şansın elde edilemez ve ancak kişiyle birlikte doğuştan olan bir olgu olduğu varsayımından ilerleyerek ilgili sonraki aşamaya geçiyorum. Şanslı olmayan insanların şanslı insanlarla arasındaki bu dengesizlik durumu bir haksızlık değil midir? İnsan müdahale edemediği durum sebebiyle şanslı insanlara kıyasla yenik durumda başlarken şanslı insanlarla aynı kulvarda boy ölçüşmesi gerekliliği neden? Buradan ırkçılık gibi şansçılık ayrımı yapılsın şanslı insanlar en kritik yerde dursunlar demiyorum. Bu şans durumunda bir ölçü var mı? İnsanlar az şanslı veya çok şanslı, az şanssız veya çok şanssız, sadece bazı konularda şanslı bazı konularda şanssız olabilir mi? Burada karşımıza çıkan şanssızlık kavramına aşağılarda değineceğim. Şansın bir sınırı var mı varsa bu sınır nedir, nasıl belirlenir, değişebilir veya değiştirilebilir mi? Ölçülebilirlik konusu bu kavramda önemsizdir. Şans hayattaki her aşamada olacak diye bir kaide yoktur. Kimisi için belli konuda, kimisi için belli zamanda, kimisi için belli kişilerle olduğunda şans yüzüne güler ve işleri rast gider. Somut bir kavram olmadığı için nitelikçe bir miktar, boyut ölçüsü yoktur. Buna karşın şanslı olmamak ile şanssız olmak da birbirlerine her ne kadar benzeyip aynı anlama geldiklerini düşündürseler de ikisi de farklı durumları anlatır.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD