Karan’ın gidişiyle evde asılı kalan o ağır sessizlik, Ateş’in soluk alışverişleriyle daha da geriliyordu. Sırtım mutfak tezgahının soğuk mermerine çarptığında, onun öfkesinin sadece Karan’a değil, bana karşı da taştığını hissettim. Gözleri kapkaraydı; içinde sadece birikmiş bir hiddet ve dindiremediği o vahşi arzu vardı. Hiçbir şey söylemedi. Söyleyecek bir şeyi yoktu; o, kelimelerle değil, bedeniyle hükmetmeyi seçen bir adamdı. Bir anda üzerime atıldı. Ellerini yüzümün iki yanına dayayıp dudaklarıma öyle sert, öyle acımasızca yapıştı ki, nefesim boğazımda düğümlendi. Bu bir öpücük değildi; bu, "Sen benimsin ve kimse sana dokunamaz, sana akıl veremez" demenin en ilkel yoluydu. Dudaklarımızı birbirinden ayırdığında ikimiz de nefes nefeseydik. Ateş, beni tek bir hamlede arkama döndürüp mut

