Trabzon'un o kendine has, hafif yağmurlu ve serin sabahına uyandılar. Pansiyonun ahşap pencerelerinden sızan loş ışık, odaya huzurlu bir hava katıyordu. Elif, yanındaki boş yatağa baktı. Demir erkenden kalkmış olmalıydı. Aşağı indiğinde, pansiyonun küçük kahvaltı salonunda Demir'i buldu. Köşedeki masada, pencereden dışarıyı seyrederken elinde bir kitap tutuyordu. Elif'in geldiğini fark edince gülümsedi. "Günaydın," dedi Demir, sesi her zamanki gibi sıcak ve davetkardı. "Umarım iyi uyumuşsundur." "Günaydın," diye yanıtladı Elif, masaya yaklaşırken. "Evet, buranın havası gerçekten çok dinlendirici." Kahvaltılarını yaparken, Demir Elif'e dün akşam bahsettiği Sümela Manastırı'na gitme planından bahsetti. "Gitmeden burayı görmeden olmaz," dedi heyecanla. "Manastırın o kayalıkların üzerindek

