Adel, kampüs bahçesinden uzaklaştıkça kalbindeki karmaşa artıyordu. İçinde bir yerde hâlâ dün gecenin şokunu taşıyordu ama şimdi buna eklenen başka bir şey vardı: Bert.
O, fazlasıyla gizemliydi. Soğuk, mesafeli ama aynı zamanda tehditkâr bir tarafı vardı. Üstelik Adel’i tanımıyordu ama dün gece hiç düşünmeden ona yardım etmişti. Peki neden?
Koridorda ilerlerken telefonuna gelen titreşimle irkildi. Ekrana baktığında yine Yiğit yazıyordu. Çenesi gerildi. Görmezden gelmek istiyordu ama bir yandan da öfkesinin içinde sıkışıp kalmıştı. Kaçmak yerine yüzleşmesi gerekmiyor muydu?
Aniden durdu. Derin bir nefes aldı ve çağrıyı yanıtladı.
"Ne var, Yiğit?”
“Adel... Lütfen beni dinle. Konuşmamız lazım. Sana her şeyi açıklayabilirim.”
Adel, acı bir kahkaha attı.
"Açıklamak mı? Ne açıklayacaksın? Elif’le nasıl soyunduğunu mu? Ya da bunu kaç zamandır yaptığınızı mı? Söylesene, kaç gecedir eğleniyorsunuz Yiğit?”
"Adel, hayır... O öyle değil! Bir hata yaptım, evet, ama..."
"Hata mı?” diye tekrarladı Adel alayla. “Yanlışlıkla soyunup yanlışlıkla onunla yatağa mı girdin? Öyle mi oldu?”
“Lütfen... Sadece bir kez oldu, sarhoştum. Beni dinlesen, seni sevdiğimi anlarsın. Gerçekten pişmanım.”
Adel’in elleri titremeye başlamıştı. Parmaklarını sıkıca yumruk yaptı, nefes alışverişi hızlandı.
"Pişman olman, yaptığını değiştirmez, Yiğit.” Sesi sert ve keskin çıkmıştı. “Ve seni hâlâ sevdiğimi sanıyorsan, çok yanılıyorsun.”
Yiğit’in sesi bir an duraksadı, ardından yumuşadı.
"Adel, lütfen. Son bir kez. Sadece konuşalım. Beni dinle. Buluşabilir miyiz?”
Adel gözlerini kapattı. Tüm vücudu savaş hâlindeydi. İçindeki öfke, Yiğit’i bir daha görmek istemediğini söylüyordu. Ama öte yandan, her şeyin bittiğini kendi ağzından söylemek, kapanış yapmak istiyordu.
Sonunda yavaşça başını salladı.
"Tamam. Bir kafede buluşacağız. Yarın öğlen. Kalabalık bir yerde.”
“Tamam,” dedi Yiğit, sesi umut doluydu. “Söz veriyorum, her şeyi anlatacağım.”
Adel, telefonu kapatır kapatmaz derin bir nefes verdi. İçinde bir huzursuzluk vardı ama ne olduğunu tam olarak adlandıramıyordu.
Bert’in uyarısı aklına geldi: “Tehlikeli olduğunu bilmen yeterli. Gerisini kurcalama.”
Ama asıl tehlike neydi? Yiğit mi, Bert mi, yoksa bu olayların içinde henüz fark etmediği başka bir şey mi vardı?
*
Ertesi Gün
Adel, kampüsteki kafede Yiğit’i beklerken sinirleri gerilmişti. Ellerini kahve fincanının etrafında sıkıca tutuyordu, sıcaklık avuç içlerini yakıyordu ama bırakmadı.
Derken Yiğit içeri girdi. Üzerinde her zamanki siyah montu vardı, saçları dağınıktı ve gözleri yorgun görünüyordu. Adel’in yanına oturmadan önce bir an tereddüt etti.
"Gel otur, ama kısa keseceğiz,” dedi Adel soğuk bir sesle.
Yiğit başını sallayıp karşısına oturdu. Ellerini masanın üzerine koydu ama Adel’in bakışlarından kaçıyordu.
“Bilmiyorum nereden başlayayım,” diye mırıldandı.
“En baştan başla,” dedi Adel. “Neden?”
Yiğit derin bir nefes aldı.
"Bilmiyorum, Adel. Gerçekten bilmiyorum. Sarhoştum, kafam karışıktı, Elif ise..."
“Elif mi?” Adel gözlerini kıstı. “O kızın benimle bir sorunu olduğunu biliyordun. Buna rağmen onunla mı aldattın beni?”
Yiğit sustu. Gözlerinde suçluluk vardı ama Adel artık o bakışlara inanmıyordu.
“Bak Yiğit,” dedi Adel, sesi titremiyordu. Artık hisleri netti. “Seninle işim bitti. Bitti. Ne yaparsan yap, ne söylersen söyle, geri dönüşü yok. Bunu anladın mı?”
Yiğit’in gözleri kısıldı. Parmaklarını masanın kenarında sıkıca sıktı.
“Beni tamamen silip atamazsın, Adel.”
“Yaptığın şeyden sonra nasıl bunu bekliyorsun?”
Yiğit bir süre konuşmadı. Sonra aniden ileri doğru eğildi.
“Peki, ya o adam? Dün kampüste seninle konuşan adam kimdi?”
Adel, dondu.
“Ne?”
“Gördüm,” dedi Yiğit, gözlerinde garip bir kıskançlık parıltısı vardı. “Dün kampüste onunla konuştun. Kim o? Sevgilin mi?”
Adel, Bert’i hatırladı. İçinde garip bir huzursuzluk yükseldi.
“Sana ne?” dedi Adel. “Senin hayatımda artık hiçbir hakkın yok, Yiğit. Kimle konuştuğum, kiminle görüştüğüm seni ilgilendirmez.”
Yiğit dişlerini sıktı.
“O adamdan uzak dur, Adel.”
Adel şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.
“Sen bana hâlâ ne yapacağımı söylüyorsun?”
Yiğit’in sesi fısıltıya dönüştü.
“Sana zarar verebilir. Ne olduğunu bilmiyorsun.”
Adel’in tüyleri diken diken oldu.
“Ne demek bu? Onu tanıyor musun?”
Yiğit, bir an duraksadı. Sanki bir şey söylemek istiyor ama tereddüt ediyordu.
Sonra aniden arkasına yaslandı, bakışlarını kaçırdı.
“Sadece uzak dur,” dedi.
Adel, ne söyleyeceğini bilemedi. İçinde bir yerlerde, Yiğit’in sadece kıskançlık yaptığını düşünmek istiyordu. Ama gözlerindeki o garip bakış, kafasını karıştırmıştı.
Bert gerçekten kimdi? Ve neden hem Bert hem de Yiğit ona tehlikede olduğunu söylüyordu?
Birden, bu işin düşündüğünden daha karmaşık olduğunu fark etti.
Ve işin içine ne kadar girerse, o kadar geri dönüşü olmayacağını hissetti.
*
Sabah olduğunda Adel yorgun gözlerini ovuşturarak yataktan kalktı. Hâlâ uykusuzdu. Gece boyunca dönüp durmuş, rüyalarında o karanlık kovalamacayı ve kehribar gözleri görmüştü. Bert’in gizemli sözleri zihninde yankılanıyordu:
“Tehlikeli olduğunu bilmen yeterli. Gerisini kurcalama.”
Adel, bu sözlerin ardında yatan gerçeği merak etse de içgüdüleri ona çok fazla sorgulamaması gerektiğini söylüyordu. Ama işin garibi, Bert’in tavrına rağmen içinde ona karşı bir güven hissediyordu.
Derin bir nefes alıp yüzünü yıkadı, ardından hızlıca hazırlanıp dışarı çıktı. Kampüs yolunda hava serin ama berraktı. Ağaçların sararmış yaprakları rüzgârda savruluyordu. İçindeki düğümü dağıtmak için müziğini açtı ve kampüse vardığında Melis’i bahçedeki banklardan birinde beklerken buldu.
Melis onu görünce hemen yanına sokuldu.
“Dün neler oldu? Tuvalete gittin ama sonra geri dönmedin,” dedi merakla. “Yiğit’i görmezden geldiğini fark ettim. Hadi anlat, bu çocuk sana ne yaptı?”
Adel dudaklarını sıkıp başını iki yana salladı. “Onun hakkında konuşmak istemiyorum, Melis.”
Melis kaşlarını çattı ama fazla üstelemedi. “Peki, o zaman.” Bir an duraksadıktan sonra Adel’i süzüp ekledi: “Ama başka bir şeyler var, değil mi? Kafanın çok dolu olduğu belli.”
Adel ne diyeceğini bilemedi. Kafasını toplamak için bahçeye göz gezdirirken, bakışları istemsizce köşedeki banka kaydı. Oradaydı. Bert.
Genç adam her zamanki gibi tek başına oturuyordu. Derin düşüncelere dalmış gibi görünüyordu ama sanki Adel’in onu izlediğini hissedip başını kaldırdı. Kehribar gözleri, Adel’inkilerle buluştu.
Adel farkında olmadan nefesini tuttu. Bert’in bakışı ne tehditkârdı ne de sıcak ama oradaydı. Keskin, dikkatli, sanki Adel’i çözmeye çalışıyormuş gibi.
“Hey!” dedi Melis aniden. “Sen... sen kiminle bakışıyorsun?”
Adel bir an donup kaldı, sonra hızla başını çevirip gözlerini kaçırdı. “Kimseyle,” dedi çabucak.
Melis gözlerini kıstı, şüpheli bakışlarla Bert’in oturduğu köşeye baktı. “Hadi ama, Adel. Beni aptal yerine koyma. Şu köşede oturan çocuk kim? Onunla neden bakışıyorsunuz?”
Adel Melis’in bu kadar çabuk fark etmesine şaşırmıştı. Hafifçe yutkundu. “Sadece... bir çocuk işte. Önemli biri değil.”
Melis kollarını kavuşturup alaycı bir şekilde başını eğdi. “Tabii ki, kesinlikle inanıyorum.” Gözlerini devirdi. “Ama bakışlarınız pek de ‘önemsiz biri’ havası vermiyordu.”
Adel iç geçirdi. “Melis, gerçekten şu an konuşmak istemiyorum. Lütfen.”
Melis kısa bir sessizliğin ardından ellerini kaldırıp pes etti. “Peki, peki. Ama bir şeylerin döndüğünü biliyorum, Adel.” Gözleri hâlâ Bert’in oturduğu köşeye kayıyordu. “Ve bu çocuk... ne bileyim, biraz tehlikeli görünüyor.”
Adel, Bert’in sözlerini hatırlayıp içinden istemsizce gülümsedi. Tehlikeli olduğunu bilmen yeterli.
Melis’in sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı. “Tanışıyor musunuz?”
Adel ne diyeceğini bilemedi. Bert’i tam olarak tanıdığını söylemek imkânsızdı. Ama ona borçlu olduğunu hissediyordu.
“Dün gece... bana yardım etti,” dedi sonunda.
Melis’in gözleri büyüdü. “Ne?! Adel, ne diyorsun? Neyden yardım etti?”
Adel, Yiğit’in ihanetinden sonra parka gittiğini, orada biri tarafından takip edildiğini ve Bert’in onu kurtardığını özetle anlattı. Ama bazı detayları bilerek eksik bıraktı özellikle Bert’in uyarılarını.
Melis şok içinde dinledi, sonra patladı. “Adel! Bana bunu neden daha önce söylemedin? Parkta biri seni kovaladı ve sen bunu sabah sabah, kahvaltı yapıyormuşuz gibi anlatıyorsun!”
Adel omuz silkti. “Ne yapmamı bekliyorsun? Zaten geçti.”
“Hayır, geçmedi!” Melis endişeyle Bert’e bir bakış attı. “Peki ya bu çocuk? Ona güvenebileceğini nereden biliyorsun?”
Adel derin bir nefes aldı. Bu soruyu kendisine de defalarca sormuştu. Bert gizemliydi, soğuktu, mesafeliydi... ama yine de içindeki bir ses ona güvenebileceğini söylüyordu.
“Bilmiyorum,” dedi dürüstçe. “Ama o olmasaydı... belki de şu an burada olmazdım.”
Melis başını iki yana salladı, hâlâ tatmin olmuş gibi değildi. “Ben yine de dikkatli ol derim, Adel. Hem o adam kimdi? Neden seni takip etti? Polisi aramayacak mısın?"
“Bilmiyorum,” diye mırıldandı Adel.
Tam o anda zil çaldı.
Melis son bir kez Bert’e baktı, sonra Adel’in kolunu çekiştirerek, “Bu konuyu sonra konuşacağız,” dedi ve sınıfa doğru yürümeye başladı.
Adel arkasını dönüp son bir kez Bert’e baktı. Genç adam hâlâ aynı yerde oturuyordu, ama artık ona bakmıyordu. Başını hafifçe yana eğmiş, sanki düşüncelere dalmış gibiydi.
Adel derin bir nefes alıp içinden bir şeyler mırıldandı:
“Sen kimsin, Bert?”
Ve ardından Melis’in peşinden sınıfa doğru yürüdü.
*
Dersin bitişini haber veren zil çaldığında, Adel derin bir nefes alarak toparlandı. Tahtadaki son notlara göz gezdirdi, sonra defterini kapatıp çantasını omzuna attı. Sınıf kapısına yönelirken, içerideki hareketlilik arasında süzüldü. Öğrenciler kendi aralarında konuşarak koridora dağılıyordu.
Dışarı adımını attığında, tam karşısında Bert’i buldu.
Aniden durdu.
Bert’in bakışları her zamanki gibi soğuktu. Üzerine ince bir ceket giymişti, yakası hafifçe kalkıktı. Omzunu duvara yaslamış, ellerini cebine sokmuş halde duruyordu. Ama her ne kadar kayıtsız gibi görünse de, Adel’in geldiğini fark ettiği anda gözlerindeki derinlik değişmişti.
Adel, boğazını temizleyerek konuşmaya çalıştı.
“Bert..."
Ona dair kafasında dönüp duran soruların hiçbiri tam olarak kelimelere dökülemiyordu. Ama en azından, bir şeyler öğrenmeliydi.
Bert hafifçe başını kaldırdı, kaşları arasındaki çizgi belirginleşti. Bir an bile gözlerini Adel’den ayırmadı.
“Bu işin peşini bırakmayacaksın, değil mi?”
Sesi alçaktı. Öyle bir tonla konuşmuştu ki, basit bir soru gibi duyulmasına rağmen içinde kesin bir yargı vardı.
Adel kaşlarını çattı. İçindeki merak, korkuyla karışık bir inatçılığa dönüşüyordu.
“Ne işin?” dedi meydan okur gibi.
Bert, hafifçe başını yana eğdi. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi, ama içinde ne eğlence vardı ne de sıcaklık.
Bir anda hareket etti.
Adel’in refleksi geri çekilmek oldu, ama kaçamadan sırtını duvara yaslanmış buldu. Bert, bir elini yanına koyarak kaçış yolunu kapattı.
Adel’in nefesi kesildi.
Aralarındaki mesafe o kadar azalmıştı ki, Bert’in kokusunu duyabiliyordu. O tanımlayamadığı, soğuk ama çekici kokuyu.
Bert gözlerini ona kilitledi. “Sana söyledim, Adel.”
Adel yutkundu ama gözlerini kaçırmadı. “Ne söyledin?”
Bert eğildi, yüzü biraz daha yaklaştı. “Beni araştırmaya devam etme.”
Adel, korku ve merak arasında gidip gelen kalp atışlarını hissetti. Sanki gözlerinin içine bakarak onu okumaya çalışıyordu.
Tam o anda, bir ses duyuldu.
“Adel?”
Adel’in tüyleri diken diken oldu.
Başını hızla çevirdiğinde Yiğit’i gördü.
Yiğit’in bakışları önce Bert’e, sonra Adel’e kaydı. Çenesini sıkarak bir adım attı.
Bert ise ağır çekimde geri çekildi. Ama bakışları hâlâ Adel’in üzerindeydi. Bir şey söylemeden, umursamaz bir tavırla döndü ve koridorda kayboldu.
Yiğit’in sesi sertti. “Ne yapıyordu o?”
Adel, gözlerini Bert’in gittiği yöne dikti. Derin bir nefes aldı ama kalbi hâlâ hızlı atıyordu.
“Bilmiyorum.”
Ama öğrenmek istediğinden emindi.
Yiğit’in gözleri kısıldı, Adel’in yüzündeki belirsiz ifadeyi okurken içindeki rahatsızlık giderek büyüyordu.
“Sana bir şey mi yaptı?” diye sordu, sesi gergindi.
Adel, başını iki yana salladı. “Hayır. Sadece... konuşuyorduk.”
Yiğit buna inanmış gibi görünmüyordu. Gözleri hâlâ Adel’in arkasındaki duvara kayıyordu, sanki az önce Bert’in durduğu yerden bir iz arıyormuş gibi.
“O adam kim, Adel?”
Adel dudaklarını ısırdı. Bert’in gizemli ve tehditkâr tavrı kafasını karıştırmıştı ama içindeki merak, korkusunu gölgede bırakıyordu. Yiğit’e her şeyi anlatmak istemedi.
“Bilmiyorum,” diye mırıldandı. “Sadece... geçen gece parkta bana yardım etti.”
Yiğit’in yüzü gerildi. “Nasıl yani? Ne oldu parkta?”
Adel, bu konuşmayı yapmak istemediğini fark etti. Yiğit’in Bert hakkında böyle sorgulayıcı konuşması, sanki bir şeyi sorgulamaktan çok bir rakibi tartıyormuş gibi hissettiriyordu.
“Önemli değil,” dedi Adel. “Gerçekten, konuşmak istemiyorum. Artıl seni ilgilendiren bir durum yok, ben niye açıklıyorsam..."
Yiğit’in çenesi sıkıldı ama bir şey söylemedi. Adel’in onu daha fazla sorgulamamasını istediğini anlıyordu, fakat içindeki huzursuzluk dinmiyordu.
Adel, omzuna çantasını daha sıkı geçirerek geriye birkaç adım attı. “Derse yetişmem lazım.”
Yiğit, bir süre daha onu süzdü, sonra başını yavaşça salladı. “Tamam. Ama bir şey olursa, bana söyle.”
Adel gözlerini devirerek uzaklaştı. Yiğit’in bakışlarını hâlâ ensesinde hissediyordu ama arkasına dönmedi.
Koridorun köşesini döner dönmez, Bert’in az önce kaybolduğu yöne baktı.
Orada değildi. Ama hâlâ Adel’in zihninde belirgin bir şekilde yer ediyordu.
“Sana söyledim, Adel. Beni araştırmaya devam etme.”
Onun o soğuk ve derin sesi kulaklarında yankılanıyordu.
Ama artık çok geçti.
Adel, merak duygusunu bastıramayacağını biliyordu.
Adel, okul çıkışında kalabalığın yavaş yavaş dağıldığını izledi. Güneş, batmaya yüz tutmuş, gökyüzüne solgun bir turunculuk bırakmıştı. Kampüs bahçesinde tek tük öğrenciler kalmıştı. Bir an duraksadı, Melis’in çoktan gittiğini hatırlayarak telefonunu çıkardı. Mesajlarına göz atarken arkasında bir gölge belirdi.
“Adel.”
Adel, ismini duyar duymaz irkildi. Sesi tanıyordu.
Yavaşça arkasını döndü ve karşısında Elif’i buldu. Kızın gözleri soğuktu, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir küçümseme vardı.
“Ne istiyorsun?” diye sordu Adel, sesi olabildiğince sakin çıkmaya çalışıyordu.
Elif kollarını kavuşturdu, gözlerini kısarak onu süzdü. “Benden kaçtığını mı sandın?”
Adel bir adım geri çekildi. “Ben seninle konuşmak istemiyorum, Elif.”
Elif gülümsedi ama gülümsemesinde sıcaklık yoktu. “Ah, konuşmak istemiyorsun, öyle mi? Ama Yiğit’le çok güzel konuşuyordun.”
Adel’in içi sıkıştı. Bu kızın hâlâ peşini bırakmayacağını biliyordu ama bir şeylerin bu kadar hızlı gelişeceğini tahmin etmemişti.
“Yiğit senin değil, Elif,” dedi Adel sert bir sesle. “Onu baştan çıkarmana gerek yoktu. Zaten seni seçti.”
Elif’in yüzündeki gülümseme bir an kayboldu. Gözleri öfkeyle parladı ve Adel’in kolunu sertçe kavradı. “Bunu bana söyleyen sen misin? Sen onun ne istediğini biliyor musun? Senin gibi zavallı biriyle işi bittiğinde kimin yanına döneceğini zannediyorsun?”
Adel, kolunu kurtarmaya çalıştı ama Elif’in parmakları çelik gibi sıktı. “Bırak beni!”
Elif onu sertçe geri çekti, Adel sendeleyerek geriye doğru gitti. Kaldırım taşına takılıp düşmemek için dengesini son anda sağladı. Elif bir adım daha attı, gözlerindeki öfke artık saklanmıyordu.
“Yiğit benimdi, anladın mı? Sen sadece bir hataydın.”
Adel’in içi titredi ama kendini geri çekmedi. “Eğer gerçekten senin olsaydı, bana gelmezdi.”
Elif’in gözleri kısıldı ve bir an tereddüt etti, ardından Adel’in omzunu iterek onu sertçe geriye savurdu. Adel tökezleyerek yere düşerken bileğinin üzerine düştü, acı bir sıcaklık yayıldı.
Tam o anda bir araba hızla yolun kenarında durdu. Motorun sesi, ikisinin de dikkatini çekti.
Siyah bir araba.
Kapı açıldığında içinden inen figürü Adel hemen tanıdı.
Elif bir an duraksadı, onun gelişini beklemiyormuş gibi şaşırmıştı. Ama Bert’in gözleri sadece Adel’deydi.
Sessiz adımlarla yaklaştı, Elif’in varlığını umursamıyormuş gibi. Adel’in kolunu tutup onu ayağa kaldırdı.
“Gel.”
Adel ona şaşkınlıkla baktı. “Ne? Nereye...”
Bert, Adel’in bileğini nazik ama kararlı bir şekilde çekerek arabaya doğru yürümeye başladı. Adel karşı koymak istedi ama Bert’in gözlerindeki kesinlik, hareketlerini dondurdu.
Elif bir adım attı. “Sen de kimsin?” diye Bert’e sordu, sesi küçümseyiciydi.
Bert ona dönmedi bile. Sadece kapıyı açıp Adel’i içeri yönlendirdi.
“Bin.”
Adel tereddüt etti ama Elif’in yüzündeki hırçın ifadeyi görünce, Bert’in yanında olmanın şu an daha güvenli olduğunu düşündü. Yavaşça arabaya bindi.
Bert, kapıyı kapattı, sonra bir an Elif’e baktı. Soğuk ve duygusuz bir bakıştı bu. Elif bir an nefesini tuttu.
Sonra Bert arabaya binip motoru çalıştırdı.
Adel, hızla hareket eden arabanın içinde, yaşadıklarını anlamlandırmaya çalışırken, Bert’in keskin bakışları yolda sabitlenmişti.
Adel sonunda sessizliği bozdu. “Neden... neden yardım ettin?”
Bert’in yüzü ifadesizdi. “Hiçbir şey yapılmaması daha mı iyiydi sence?"
Adel, gözlerini Bert’in profiline dikmişti. Araba, gece karanlığında süzülerek ilerliyordu. Bert’in yüzü sokak lambalarının altında bir görünüp bir kayboluyor, ifadesini tam olarak çözmesine izin vermiyordu.
Adel, bileğindeki hafif acıyı hissederek ellerini yumruk yaptı. “Gerçekten..." dedi ama devamı gelmedi. İçindeki öfkeyi Bert gördü.
Bert, gözlerini yoldan ayırmadan konuştu. “Bu noktaya nasıl geldiğini düşündün mü hiç? Sen ne istiyorsun, Adel?”
Adel, ona ters ters baktı. İlk baş bir şey söylemedi. Ama sonra kısık bir sesle "Onların pişman olmasını istiyorum.” Dedi.
Bert hafifçe gülümsedi. “Yani intikam?”
Adel’in içi titredi ama geri adım atmadı. “Hak ettiklerini bulmalarını istiyorum. Bana yaptıklarını yaşamalarını. Onların da hiçbir şey olmamış gibi devam edememelerini.”
Bert’in eli direksiyonda gevşedi. Derin bir nefes aldıktan sonra kafasını ona çevirerek gözlerinin içine baktı. “O halde bir teklifim var.”
Adel, temkinli bir şekilde başını hafifçe eğdi. “Ne teklifi?”
Bert’in gözleri parladı. “Benimle yakın ol.”
Adel kaşlarını çattı. “Ne demek istiyorsun?”
Bert bir an sustu, sonra yavaşça gülümsedi. “Senin intikamın için sana yardım edebilirim. Onların delirmelerini, yavaş yavaş kendi yarattıkları bataklıkta boğulmalarını izlemek ister misin?”
Adel’in nefesi kesildi. İçinde bir şeyler kıpırdanıyordu, ama bu öfke miydi, korku mu, yoksa bir başka şey mi... bilmiyordu.
Bert başını yana eğdi. “Tabii bunun bir bedeli var.”
Adel, yutkunarak ona baktı. “Neymiş?”
Bert’in sesi yumuşaktı ama içinde keskin bir tehdit gizliydi. “Benim yanımda olacaksın. Herkes öyle bilecek.”
Adel kaşlarını çattı. “Yani...sevgilinmiş gibi mi?”
Bert gülümsedi. “Eğer öyle dersek, inandırıcı olur. Ama mesele bu değil. Sadece benden kopamazsın. Anlaştık mı?”
Adel’in aklında binlerce soru dönüyordu. Bert’in neden böyle bir şey teklif ettiğini anlamaya çalışıyordu. Ama bir yanda da içindeki ses, bunun doğru bir seçim olabileceğini söylüyordu.
Sessizlik uzadı. Bert sabırla bekliyordu.
Sonunda Adel, yavaşça başını kaldırdı. “Bunu neden yapıyorsun?”
Bert gülümsedi. “Çünkü ben de eğlenmek istiyorum.”