1. BÖLÜM

1108 Words
Cennet, öfke, kin, kızgınlık, kıskançlık ve benzeri duyguların yaşanamayacağı bir yerdi. Bu tarz duygulara yer yoktu. Özellikle melek ırkının. Savaşçı bir melek bile olsa sadece görev bilinciyle hareket etmesi istenirdi. Buna karşılık bazı durumlar vardı ki melekler bile ellerinde olmadan bu duygulara kapılabiliyorlardı. Reyes ise genellikle bu duygularla yaşıyordu. Başını belaya sokmakta birebirdi ve bütün bunların tek nedeni tuhaf bir şekilde öfke kontrol problemleri yaşıyor olmasıydı. Reyes genellikle çok öfkeliydi. En ufak bir şeyden kıl kapabiliyordu ve her daim sonuçları çok yıkıcı oluyordu. Ancak bu onun bir şekilde doğasında vardı. Yabaniydi. Vahşiydi. Ne yazık ki bu özelliklerinin hiçbiri meleklere ya da cennete uymayan özelliklerdi. Bir şey daha... Reyes dudaklarını büktü ve başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Gecenin karanlığı esir almıştı her yeri. Milyarlarca yıldız bile bu karanlığı delip geçemiyorlardı. Reyes’in içindeki karanlık gibiydi. Onu aydınlatabilecek hiçbir şey yoktu. Etrafı kandan ve cesetlerle çevrilmiş bir göldü. Reyes’in bedeni de bu kızıl renkle boyanmıştı. Elinde tuttuğu kılıcı bu vahşetin en büyük yardımcısıydı. Ölenlerin çoğu şeytandı ancak içlerinde meleklerinde olduğu bir gerçekti. Reyes, önüne çıktıkları anda yandaşlarına kıymaktan çekinmemişti. Gazap meleği... Reyes, gazap meleği olarak doğmuştu. Doğası gereği bu vahşetin bir parçasıydı. Melekler arasında eşsizdi. Belki de bu yüzden başmelekler onun yaptıklarını her daim hoş görüyordu. Çünkü Reyes’in türünden başka bir tane daha yoktu. Genç adam başını iki yana salladı. Saçından hala kan akıyordu. Kendisi yaralanmamıştı. Ancak bu iş her daim fazlasıyla pis oluyordu. Kendi gücüne göre bir rakibi yoktu. Başmeleklerle hiç karşılaşmamıştı ancak Reyes kendisini zorlayacak bir rakibin arzusunu çekiyordu. Genç melek başını iki yana salladı. Bunları düşünmemesi gerektiğini biliyordu. Arzular söz konusu olduğunda eşsizdi. O, hiçbir meleğin düşünmeyeceği ya da yapmayacağı şeyleri arzuluyordu. Sınırlarından kurtulmak, duygularıyla hareket etmek ve içindeki vahşeti sınırlamaya çalışmadan yaşamak en büyük özlemiydi ancak bunların hepsinin imkânsız olduğunu biliyordu. “Çok yazık” Genç adam, gelen sese karşılık aniden arkasını döndü. Gelen kişi başmelek Michael’di. Elleri ceplerinde sakin adımlarla ceset ve kan gölünün içinden geçiyordu. Gözleri her zaman olduğu gibi hiçbir şey belli etmeden Reyes’a dikilmişti. Erkek bu bakışlardan nefret ediyordu. Michael, onun tam karşısında durdu. “Yine kendini kayıp mı ettin yoksa sen gelene kadar askerlerimiz zaten ölmüş müydü?” Reyes cevap verme gereği görmedi. İkisi de cevabın ne olduğunu gayet iyi biliyorlardı. Genç melek, başını eğdi ve öylece durdu. Michael bunun kendisine gösterilen bir saygı olduğunu bilecek kadar onu iyi tanıyordu. “Lordum” diye mırıldandı Reyes. Michael, derin bir nefes aldı. Reyes onu görmese de dudaklarından dökülen cık cıklama seslerini duyabiliyordu. Michael, gözlerini ceset yığınına dikti. “Henüz daha çok genç olmana karşılık beklenmedik bir güç gösteriyorsun Reyes” dedi. “Ancak güç her zaman beraberinde yozlaşma getirir” Reyes dudaklarını büzdü. Bu tiradı o kadar çok dinlemişti ki artık midesi bulanıyordu. Genç adam bakışlarını çevirdi ve yarattığı kıyıma baktı. Aslında kendisi için çok da önemi olmayan basit hayatlardı. Hayatlarını bir işe yaramak için harcamış ve en sonunda yapmamaları gereken ölümcül bir hata yapmışlardı. Hiç kimse Reyes’in önünde duramazdı. Michael, elini onun omzuna koydu ve Reyes başını kaldırıp başmeleğe baktı. Aynı boydaydılar. Neredeyse aynı kalıptaydılar. Ancak Reyes’in Michael’e göre daha vahşi bir duruşu vardı. Belki de başmelek yılların verdiği yorgunlukla ehlileşmişti. Reyes, memnuniyetsiz bir iç çekişle kanatlarını açtı ve hiçbir şey söylemeden başmeleğin yanından ayrıldı. Üzerindeki kan ve çamur artık onu rahatsız etmeye başlamıştı. Bir an önce gidip temizlenmek istiyordu. Onlar hakkında çok şey duymuştu. Lord Michael yani Tanrının Kılıcı, bu evrende bulunduğu asırlar içinde yalnızca bir kere başarısızlığa uğramıştı. Kendisinden düşük seviyeli bir meleğin ihanetine uğramıştı. Dayanne adı verilen kadın bir zamanlar cennet içinde Kahraman Dayanne ya da Karanlık Katili Dayanne olarak biliniyordu. Ancak o bununla yetinmemişti. Öldürdüğü karanlıktan doğan yaratığı geri getirmekle kalmamış onunla beraber olmuş ve bir krallık kurmuşlardı. Reyes’in savaştığı şeytan denilen varlıklar da bu ırkın üyeleriydi. Dediklerine göre Satan bu yeryüzünde Michael’den bile güçlü olan tek varlıkmış. Dayanne onun karanlığının cazibesine kapılmış ve kendi ışığını bırakıp bir şeytana dönüşmüş. Tabi bunların hepsi Reyes doğmadan bir asır önce yaşanmıştı. O zamanlarda cehennem henüz kabul görmeyen basit bir şeyken şimdilerde en büyük rakipleriydi. Ordularını her geçen gün büyütüyorlardı. Daha şimdiden pek çok kadim yaratık onlara katılmıştı. Reyes için bunlar bir anlam ifade etmiyordu doğrusu. O sadece ne kadar kan akıtabildiğine bakıyordu. Can yakmak istiyordu ve istediğini alıyordu. Şeytanlar onun için sadece bir spordu. Onları avlamak... Şeytan ya da melek olsun bu dünyalar arasındaki her şey kana susamışlığını dindirmek için yapılmıştı. Michael, memnuniyetsiz bir ifadeyle gökyüzüne baktı. Reyes az önce yanından ayrılmıştı. Arkasında hiç de güzel olmayan bir manzara bırakıp gitmişti. “Çocuk çok vahşi” dedi sıkıntıyla. “Bu şekilde ona güvenemeyiz. Kendi ırkından olanlara bile acımıyor. Bu çok tehlikeli” Lucifer, ağaçların hemen arasından yanında Gabriel ile birlikte çıktı. İkisi de karşılarındaki manzara karşısında kaşlarını şaşkınlıkla kaldırdılar. “Belki de,” diye söze başladı Lucifer. “Onu öldürsek daha iyi olur” Gabriel bu düşünceyi destekliyor gibiydi. “Şeytanlardan daha çok zarar verdiği kesin” dedi endişe dolu bir sesle. Hiç şüphesiz ki öyleydi. Irk, cins ya da tür ayrımı yapmıyordu. Güçleri öfkesine bağlıydı ve öfkesini kontrol edemediği gibi güçlerini de kontrol edemiyordu. Michael, yavaşça yerde yatan şeytanlara doğru gitti ve birini tekmeleyerek yüzünü onlara çevirmesini sağladı. Her şeye rağmen Reyes’ı öldürmemelerinin en büyük nedeni buydu işte. “Bu bir komutan” dedi Michael sakince. “Çoğu askerlerimiz bir şeytan komutanıyla karşılaşıp sağ çıkamıyor ama çocuk sadece onu değil onun yanındaki muhafızları da öldürebilecek kadar güçlü” Lucifer, halinden hiç memnun görünmüyordu. Michael’in korktuğunu bilecek kadar çok tanıyordu kardeşini. En son idam cezası verdiğinde karşısına devasa bir düşman orduları çıkmıştı. Dayanne’in ihaneti bir yana dönüştüğü yaratık oyun oynamayı seven acımasız bir varlıktı. Meleklere işkence etmeyi seviyordu. Hiçbir gücü olmayan basit bir şifa meleği bu hale geldiyse, Reyes gibi kendi türünün ilki olan ve daha bir asırdır yaşamasına karşın gücü ve vahşeti bu kadar büyük olan bir melek kim bilir nasıl bir şeye dönüşürdü. Lucifer bunu düşünmek bile istemiyordu. Kardeşi korkmakta son derece haklıydı. Üç melek başlarını kaldırdılar ve bir an sonra yok olmuşlardı. Arkalarında gecenin sessizliği ve ceset yığınları dışında bir şey kalmamıştı. Reyes, kanatlarını kapattı. Kendi odasının bulunduğu balkondan içeri girdi. Evden çıkarken kapıyı bilerek açık bırakmıştı. Ailesinin kendisini bu şekilde görmesini istemiyordu. Annesi ve babası ondan korkuyordu. Korkmakta da haklıydılar. Reyes’in en ufak bir durumda onlara acımayacağı ortadaydı. Zaten annesi ile arası hiçbir zaman iyi olmamıştı. Reyes, kendini duşun altına attı. Sıcak su bedeninden kanı ve çamuru temizleyerek aşağı aktı. Neden burada olduğunu bilmiyordu. Neden hala cennette olduğunu, neden hala ailesi dediği bu meleklere katlandığını da bilmiyordu. Belki de meleklerin kendisinden korkmasından hoşlanıyordu. Belki de meleklerin onun kan arzusunu dindirmek için sürekli kurban vermeleri işine geliyordu. Nedeni her ne olursa olsun Reyes burada kalması gerektiğini hissediyordu. Sanki onu bekleyen bir şeyler vardı. Yapması gerektiğini hissettiği bir şeyler...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD