Velora;
Ofisimde durmuş muhasebecinin oluşturduğu gelir gider tablosuna bakıyordum. Tam 23 yıldır huzur içinde yaşayan tüm ırklar için yeni iş alanları ve okullar açmaya çalışıyorduk.
Tüm bunlar da başarılı da olmuştuk. Kadim dünyanın en büyük üniversitesi Merkez Krallıktaydı. Yeni krallığın ismi zaman içinde Merkez Krallık olarak anılmaya başlandı.
Savaşçı Akademisi, Şifa Akademisi ve Yönetim Akademisi olmak üzere üç büyük faklı bölümden oluşan üniversitemizin her birimi kendi içinde de önemli dallara ayrılırdı.
Her ırktan genç istediği bir bölümü okuyabilir ve sonrasında iş bulabilirdi. Evet ben de okunuştum. Okumak her zaman içimde kalmıştı ve üniversitenin ilk öğrencilerinden birisi olarak tarih bölümünden birincilik ile mezun olduğumu söylememe gerek yoktur diye tahmin ediyorum.
Okuduğum metinlerden bir şey anlamamaya başlayınca bıraktım. Gözümdeki okuma gözlüğümü çıkardım. Telefonumu tekrar kontrol ettim.
Cassandra ile yaptığım şiddetli konuşma sonrasında halen daha bana geri dönüş yapmaması sinirimi bozmaya başlamış ve beni germişti.
İkizler ki hangi ikizler olduğunu belirtsem iyi olacak. Çünkü ben zavallı Velora'nın ikiz belaları yetmiyormuş gibi bir çift ikiz bela kan hükmedici kızlarım vardı.
Aspesia ve Amara. Aspesia'nin anısını yaşatmak niçin koymuştum ismini. İkisi de güzel ve zarafet anlamlarına geliyordu. Ama benim kızlarım tam tersi gibiydiler. Prenseslikten çok uzaktılar.
Bir şeyi yaptırmak için her türlü hile ve hurdaya başvurdukları gibi güçlerini kendi çıkarları için kullanırlardı. Xaden ve Oriondan daha belalı oldukları kesindi. Onlardan beş yaş küçüktüler.
Xaden ve Orion benim şımarık prenslerim. İki mükemmel savaşcı olmuşlardı. Her derslerini birincilik ile bitirip başarı ile savaş akademisini bitirdiler. Ama ne yazikki şımarık birer prens olmanın ötesine de geçmediler.
Xaden, Hades nedeni ile biraz daha uzak dursa da. Orion sanki Sebastianın kopyasıydı. Nasıl ona bu kadar benzeyebilirdi bilmiyorum.
Üstelik eşi olduğuna onu bir türlü ikna edememiş şu anki sevgilisini sevmediğim için bu yalanı uydurduğumu söylemişti. Büyük bir kavgadan sonra bir hafta saraya dönmemişti üstelik.
O kaltak mavi gözlü yılan sevgilisinin neyin peşinde olduğunu zaten biliyordum.. Güç ve geleceğin kraliçesi olma yolunda olduğunu düşünüyordu. Ama benim oğlum nasıl bu kadar salak olabilirdi işte onu bilmiyorum.
Zaman ne kadar geçerse geçsin. Bazı şeyler asla değişmiyordu. İktidar hırsı ve güç arayışı. Benden korkmasalar emin olun beni tahtımdan etmek için bir sürü yol denerler.
Gerçi belki de deneyecekler. İsyancılar olduğunu biliyoruz. Vanga'nin ölümü tüm dünyayı etkiledi ve cadılar başsız kaldı. Her ne kadar Cassandra yönetimi elinde tutsa da asıl lider olması gereken kişinin Ceres olması gerektiğini de.
Ceres güzeller güzeli gelinim. Benim de casuslarım vardı ve evet Ceres'in maruz kaldığı zorbalığı biliyordum. Maximus ile bu konuda tartışmış olsak bile zorla bir şey yapamazdım en azından şimdilik. Son kavgamız beş yıl önceydi ve Maximus bir daha Merkez Krallığına gelmedi.
Kapı vurulduğunda sandalyeme sırtımı yasladım. "Girin."
"Anne." diyerek girdi içeri Orion.
"Evet oğlum dinliyorum." dedim. Ama ne diyeceğini çok iyi biliyordum.
"Senden izin almaya geldim anne."
"Ne için?"
"Maddie ile evlenmek için." dediğinde öfkem gün yüzüne çıktı.
Elimi masaya vurdum. Masa alev alırken Orion birkaç adım geriye çıktı. Benim hiç gerçek gücümü görmemişlerdi. Gücümü efsane sanıyorlardı. Onlara göre basit bir kan hükmedici bir anneydim.
"Sana daha kaç kere söylemem gerekiyor? Senin bir kader eşin var."
"Diyelim ki var. Onu istemiyorum."
"Daha onu tanımıyorsun bile."
"Fark etmez. Xaden ile paylaşacağım bir eş istemiyorum. Bu çok iğrenç." dediğinde öfkem yine belirdi. Orion önümde diz çökerken acıdan kasılmaya başladı.
İçeri giren Xaden ve Sebastian şok olarak bize bakıyordu. Xaden, Oriona koşarken, Sebastian bana geldi.
"Velora sakinleş." diyerek yanağıma dokundu. Anında sakinleşirken derin bir nefes aldım.
"Neler oluyor anne?" diye sordu Xaden.
"Kardeşin beni ve babalarını iğrenç buluyormuş." Bir ejderha gibi burnumdan soluyordum. Xaden ise hayal kırıklığı ile Oriona baktı.
"Bu doğru. Seninle bir eş paylaşmak istemiyorum."
"Buna sen karar vermiyorsun?" dedi Xaden öfkeyle. O da sinirlenmişti ve onun öfkesi daha kötü sonuçlanabilirdi. Hades çok büyük ve gergin bir kurttu.
"Bu benim tercih hakkım."
"Tamam kullan. Git kiminle eş olmak istiyorsan ol. Ama kanunlar açık. Eğer 200 yaşını doldurmadan kendine seçilmiş eş almaya kalkarsan tüm kraliyet hakkından ve isminden vazgeçersin."
"Bunu yapamazsın."
"Emin ol zevkle yaparım."
"Şimdi çıkın ikiniz de. Annenizi yeterince üzdünüz." dedi Sebastian.
İkisi de çıktıktan sonra gelip omuzlarımı sıkmaya başladı.
"Rahatla doğru yolu bulacak."
"O pislik prens genlerini benim oğluma nasıl geçerebildin acaba?" dedim sinirle.
Güldü. "Bana bu yüzden aşık oldun sanıyordum." diyerek beni öpmeye başladı.
"Alaric bir süre daha görevde olacakmış. Keyfini sürmeliyim."
Beni aniden masaya oturttu. Sonra elbisemi kalçalarıma kadar sıyırdı. Kadınlığımı boydan boya yalarken ikimizde inledik.
"Kahretsin yine özlemişim."
"İğrenç dedi bize."
"Boşver o yavruyu. Ne kaçırdığını bilmiyor. Umarım Ceres senin bana yaptığın gibi canına okur."
"Ah bizzat yardım edeceğimden emin olabilirsin kralım."
Beni kapıya kadar kucağında taşıdı sonra kapıyı kilitledi. Hiç bırakmadan kitaplığa dayadı. Bense üzerindeki kumaş pantolonu açtım.
"İçime gir."
Kendisini tek hamlede içime itti. Yıllar geçmişti ama benim bu adamlara arzum hala ilk günkü gibi tazeliğini koruyordu.
"Hala çok darsın bebeğim."
Sonra beni indirdi. Ters çevirip memelerim dolaba gelecek şekilde sıkıştırıp arkamdan tekrar içime girdi. Zevkten başım dönmüştü.
Odada sadece ikimizin ilkel sesleri vardı. Öyle çok ıslanmıştım ki içime vurdukça ıslak sesleri duyabiliyordum. Neyseki ofisim koridorun en sonundaydı ve ses yalıtımı iyiydi. Ayrıca büyü ile de korunuyordu.
Elbisemin önündeki ipleri söktü. Ortaya çıkan memelerimi sıkmaya devam ederken acımasızca içime vurmaya devam ediyordu.
"Geliyorum." dedim. Bu kadar çabuk geldiğime kendim bile inanmayarak.
"Gel bebeğim." diyerek devam etti. Asla acıması yoktu.
Sonunda orgazm olduğumda rahatladım. Sebastian ise devam ediyordu. Bacaklarım tutmaz olunca bu sefer de beni ikili koltuğa götürdü. Elbisem kırış kırış olmuştu artık.
Çoktan koparıp attığı için çamaşırım yere düştü. Tek bacağımı kaldırıp omzuna attı. Sertçe becermeye devam ederken memelerim sallanıyordu.
Sonunda hırlayarak boşaldı. Ben de tekrar onunla geldim. Aresin altın harelerini görüyordum. Güldüm.
Benim eşim o an neye ihtiyacım olduğunu çok iyi anlamıştı. Gerginliğimi almak için iyi bir yoldu.
"Bir çift ikizimiz daha olur belki." dediğinde onu susturdum.
"Kızlardan sonra mı Tanrıça korusun."
Kalktı. Pantolonunu yukarı çekip kapattı. Benim için çamaşırımı göz kırparak cebine attı. Sonra diğer cebinden bir kutu çıkardı.
Ben de üstümü başımı düzelttim. Kutudan çok güzel bir çift elmas küpe çıkardı.
"Özür dilerim."
"Yeterli değil ama güzelmiş." dedim. Hala daha unutmadan benden özür dilemeye devam ediyordu. Eşi olarak beni istemediği için. Küpeleri taktım.
İkimiz de toparlanınca sürü bağını açtık. Sınır ihlali uyarısını aldık. Sebastian ile aniden dışarı çıkmamızın nedeni Elias' ın dalga geçen sesiydi.
"Krallığa iki kızıl bomba düştü." diyordu.
Eliasın dilinde bu iki kızıl cadı demekti...