12.✨Gitmek istiyorum✨

2328 Words
Ben Şevin Bora. Küçücük yaşta annesiz kalmış, babasından hiçbir destek görememiş, üvey abilerinin şiddetiyle büyümüş bir genç kızdım. En çok da büyük abimden şiddet görmüştüm. Küçük abim bana hiç el kaldırmamıştı ama büyük abimin karşısına geçip beni korumak için de hiçbir şey yapmamıştı. Belki de bu yüzden ikisine karşı hissettiğim kırgınlık birbirinden farklı değildi. Amcamın oğlu beni istediğinde büyük abim hiç düşünmeden beni ona vermeye niyetlenmiş, küçük abimse benim için tek kelime etmemişti. Benim gözümde büyüğü neyse küçüğü de oydu. Çünkü insan bazen kendisine yapılan kötülük kadar, o kötülüğe sessiz kalanların suskunluğundan da yara alıyordu. Değer görmediğim baba evinde sonumun nasıl olacağını çok iyi biliyordum. Eninde sonunda beni birine satacaklardı. Üstelik bunun amcamın oğluna olacağını düşünüyordum.. O pislik defalarca kez beni tercih etmişti. Ama ben bunu hiç kimseye söyleyememiştim.. Çünkü arkamda duracak hiç kimse yoktu.. Kendi hayatım hakkında söz söyleme hakkım bile yoktu. Daha küçücük yaşta geleceğim başkalarının kararlarına bırakılmıştı. Fakat Allah yüzüme gülmüş, diğer amcamın oğlu Asaf abimyi vurunca aralarında kan davası çıkmıştı. Elbette o zamanlar buna gece gündüz ağlamış, başıma gelenlere isyan etmiştim. Henüz on sekiz yasındaydım. Çocukluğumu yaşayamadan evlenmeyi kabul etmek zorunda kalmıştım. Belki de o günlerde ileride beni nelerin beklediğini bilseydim hiç ağlamaz, güle oynaya giderdim. Zaten on dört yaşındaki bir kızın yerine evlenmeyi kabul etme sebebim de buydu.. Ben, kuzenimden kurtulmak ve onun kuması olmamak için bu evliliği kabul etmiştim. Sırf sapık birinin kuması olacağıma net bir adama olayım demiştim.. Fakat günün sonunda kuma olmak yerine yaşıma uygun biriyle evlendirilmiştim. Üstelik eşimin ailesi bana hak ettiğim değeri fazlasıyla vermişti. Onların sevgisi sayesinde kendimi geliştirmiş, ayaklarımın üzerinde durmayı öğrenmiş ve bugün olduğum insana dönüşmüştüm. Bir zamanlar kendimi yapayalnız hissettiğim dünyada artık kocaman bir ailem vardı. Beni alıp ailelerinin ortasına koymuş, sevgileriyle eksik kalan yanlarımı tamamlamışlardı. Ne var ki benim yüzümden kendi evlatlarından uzak kalıyorlardı. Bunu düşündükçe içimdeki vicdan azabı daha da büyüyordu. Şimdiyse evlendiğim adamla karşılaşmamak için köşe bucak kaçıyordum. Hem ona karşı duyduğum vicdan azabı hem de beni boşayacak olması iliklerime kadar korkutuyordu. Oysa düne kadar boşanmak istiyordum. Belki o zaman özgürlüğüme kavuşacağımı düşünüyordum. Fakat ben bu toprakların kızıydım. Boşanmış bir kadının rahat bırakılmayacağını, insanların dilinden kurtulmanın ne kadar zor olduğunu çok iyi biliyordum. Sonunda gerçeği anlamıştım. Korku bütün bedenimi sarmıştı. Özgür olmak istiyordum ama özgürlüğün beni nasıl bir hayatın içine sürükleyeceğini bilmiyordum. Arem elimi tutup beni çekiştirirken geçmişim zihnimden birer birer geçti. Düşüncelerim bir noktada takılı kaldı. Az önce karşıma çıkan adam neden sürekli karşıma çıkıyordu? Buna anlam veremiyordum ama üzerinde fazla durmadım. Neticede yabancı bir adamdı. Yakışıklı ve kibardı, fakat bu beni ilgilendirmiyordu. Ben evli bir kadındım. Görmediğim kocama duyduğum aşktan değil, Akif babama duyduğum saygıdan dolayı bugüne kadar kendimi korumuştum. Üniversiteye başladığımdan beri tek bir adama bile farklı gözle bakmamıştım. Hayatımda başka birine yer açmak gibi bir düşüncem hiç olmamıştı. Erkeklerin ilgisine alışkındım. Ayaz'la bu konuda sürekli tartışıyorduk. Çünkü karşıma çıkan erkekleri terslemiyor, kimseye kötü söz söylemiyordum. Kibarca geri çeviriyordum. Ayaz ise tabiri caizse onların ağzına sıçıp kendinden uzaklaştırdımamı söylüyordu. Buna gerek duymuyordum. Çünkü güzel bir dille konuştuğum zaman hiçbir şekilde zorbalıkla karşı karşıya kalmamıştım. Dört yıl boyunca üniversitede sevgili yapmadığım için insanların gerçekten amacımın okumak ve kendi hayatımı kurmak olduğunu anladıklarını düşünüyordum. Kimsenin hayatıma karışmasını istemiyor, geleceğimi kendi ellerimle şekillendirmek istiyordum. Birçoğu beni Ayaz'la sevgili sansa da bu benim için çok önemli değildi. Neticede onun varlığı, başkalarının uygunsuz tekliflerde bulunmasını engelliyordu. Oysa hiç kimse benim onun abisi tarafından istenmeyen yengesi olduğumu bilmiyordu. Aramızda alışılmış bir yenge-kayınbirader ilişkisi yoktu. Biz daha çok arkadaş, hatta kardeş gibiydik. Ayaz benim için yalnızca bir aile üyesi değil, zor zamanlarımda yanımda duran, beni anlayan ve yüzümü güldürmeyi başaran biriydi. Ayaz mükemmel bir insandı. Aramızdaki samimiyet yüzünden kız arkadaşlarıyla sürekli kavga ediyordu. Bana abimin karısı diyemediği için sevgilileriyle tartışmış, defalarca ayrılmıştı. Mardin'deyken bir kız arkadaşı vardı. İstanbul'a gidince aralarına mesafe girmişti. Hatırladığım kadarıyla o kız da beni kıskanmıştı. Araları ne zaman açıldı bilmiyordum ama bir daha görüşmediler. Aslında bu durumdan pek hoşnut değildim. Ayaz'ın benim yüzümden ilişkilerinin bozulmasını istemiyordum. Fakat o, benim düşündüğüm gibi düşünmüyordu. Eğer kendisine güveneceklerse her yönüyle güvenmeleri gerektiğini söylüyordu. Bir kıza bacım diyorsa buna inanmalarını istiyordu. Bu yüzden ayrıldığı kadınların peşinden gitmiyordu. Ayaz gibi yakışıklı bir adamın defalarca terk edildiğini söylesem insanlar bana gülerdi. Ama gerçek buydu. Hatta birkaç kız arkadaşıyla konuşmuş, aramızda hiçbir şey olmadığını, benim onun için kardeşten farksız olduğumu söylemiştim. Buna rağmen ilişkilerini kurtaramamıştım. Ayaz bunu sonradan öğrendiğinde kıyametleri koparmış, neden kendimi açıklama gereği duyduğumu sormuştu. Oysa canımdan çok sevdiğim ailemden birinin benim yüzümden zarar görmesini istemiyordum. Geçmişim ne kadar kötü olursa olsun, ben artık sekiz yılı hatırlamak istiyordum. Sekiz yıldan öncesini değil. O karanlık günleri yeniden yaşamak, o insanları düşünmek bile istemiyordum. Tam da bu düşüncelere dalmışken minik Arem öfkeden burnundan solumaya başladı. Bir anda kolumu çekiştirmeyi bıraktı ve elimi bırakarak karşıma dikildi. “Arem, ne yapıyorsun? Neden öyle öfkeyle bakıyorsun bana?” diye sordum. Minik yakışıklım ellerini beline koydu. Öyle komik görünüyordu ki gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Küçücük bedeniyle karşıma dikilmiş, sanki bütün dünyanın hesabını benden soracakmış gibi bakıyordu. “Nasıl kızmayayım sana, Şevin? Sen az önce başka bir adamla konuşuyordun! Sana defalarca kez erkeklerle konuşma dememe rağmen yine konuştun!” İşte o an kahkaha atmaya başladım. İçimden, bu hayatta beni Arem'den fazla kimsenin kıskanamayacağını geçirdim. Yavaşça eğilip dizlerimin üzerine çöktüm. Sekiz yaşındaki küçük koruyucumla boylarımızı aynı hizaya getirdim. Ellerini tutarak gözlerinin içine baktım ve küçük bir tebessümle konuşmaya başladım. “Bak yakışıklım, bir insan ömrü boyunca bir sürü insanla muhatap olmak zorunda kalıyor. Neticede bizler insanız ve konuşmadan birbirimizi anlayamayız, değil mi?” Arem'in yüzünü dikkatle incelerken sözlerimi anlamasını bekledim. “Karşımda duran adamla hiçbir alakam yok. Telefonla konuşurken yanlışlıkla çarpıştık. Telefonum yere düştü ve kırıldı. Tam olarak olayın şokunu atlatmamışken bu adamı daha önce uçakta gördüğümü hatırladım. Sadece küçük bir selamlaşmaydı,” dedim. Arem'in öfkesi daha da arttı. Kaşlarını çatarak bana baktı. “Ne yani, bu adamla daha önce de mi konuştun?” Kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum. “Bak yakışıklım, o adamı tanımıyorum. Herhangi bir ilişkim yok. Ama artık beni uçan kuştan bile kıskanman gerçekten üzüyor,” dedim. Bir anda dudaklarını büzerek gözlerimin içine baktı. “Ama Şevin, ben seni üzmek istemiyorum ki,” dedi. O kadar tatlıydı ki içimdeki bütün öfke ve yorgunluk bir anda dağıldı. Çocukluğundan beri bana çok bağlıydı. Bu yüzden onu kırmak ve üzmek asla istemiyordum. Tam ona sarılmak için kollarımı açmıştım ki biz konuşurken Asaf abi geldi. “Hayırdır, kapının önünde ne yapıyorsunuz?” diye sordu Asaf abi, bize bakarak. Gözlerini babasına çeviren Arem, hiç beklemediğim bir soruyla hepimizi şaşırttı. “Baba, Şevin artık bizimle kalsa olmaz mı?” Şaşkınlıkla Arem’in gözlerinin içine baktım. Küçücük yüzünde öyle ciddi bir ifade vardı ki sanki hayatının en önemli kararını vermiş, şimdi de babasından onay bekliyordu. İçimde bir şeyler kıpırdadı. Bu çocuğun bana olan sevgisi, bazen kelimelerle anlatamayacağım kadar büyüktü. Onun yanında kendimi yalnız hissetmiyordum. Belki de hayatım boyunca özlemini çektiğim şeylerden biri buydu: Birinin beni gerçekten istemesi, yanımda olmamdan mutluluk duyması. Asaf abi kahkaha atarak oğlunun saçlarını karıştırdı. “Eğer Şevin de istiyorsa neden olmasın? Ama küçük adam, bence bu artık biraz imkânsız.” İkimiz de şaşkınlıkla Asaf abiye döndük. Ben ne diyeceğimi bilemezken Arem, merakına yenik düşerek hemen babasına sordu. “Neden imkânsızmış? Hem Şevin bizimle kalmak istiyorsa kalır. Çünkü ben büyüdüm artık. Biraz daha büyüyünce onunla evleneceğim.” Dudaklarımı birbirine bastırmak zorunda kaldım. Gülmemek için kendimi öyle zor tutuyordum ki yanaklarımın acıdığını hissettim. Çünkü ne zaman Arem’in bu sözlerine gülsem bana küsüyordu. Küçücük kalbiyle beni ciddiye almamı istiyor, söylediği şeyleri çocukça bulduğumu düşünmemden hoşlanmıyordu. Ben ayağa doğrulurken Asaf abi dizlerinin üzerine çöktü. Oğlunu kendisine doğru çekip yanağına kocaman bir öpücük kondurdu. Ardından iki elini omuzlarına yerleştirerek gözlerinin içine baktı. “Şevin ablanı çok sevdiğini biliyorum, aslanım. Ama bence artık biraz mesafeli olmalısın.” Arem şaşkınlıkla babasının gözlerine baktı. Kaşları çatılmış, dudakları hafifçe büzülmüştü. “Nedenmiş o?” Tam o sırada kalbim hızlanmaya başladı. Asaf abinin bu konuşmayı nereye götüreceğini anlamıştım ama yine de duymak istemiyordum. Başımı hafifçe öne eğdim. Parmaklarımı birbirine kenetlerken içimde tarif edemediğim bir huzursuzluk oluştu.. Asaf abi önce bana döndü ve gözlerimin içine baktı. Ardından yeniden oğluna yöneldi. “Çünkü artık kocası geldi. Senin Şevin’e bu şekilde yaklaştığını görürse kıskanabilir.” Yanaklarımın bir anda kızardığını hissettim. Başımı kaldırıp Asaf abiye baktım ama tek kelime edemedim. Kıskanmak mı? Kocamın beni kıskanması mı? Daha önce hiç tatmadığım duygulardı bunlar. Üstelik söz konusu olan, küçücük bir çocuğun kıskançlığına karşı yetişkin bir adamın gösterebileceği tepkiydi. Asaf abinin söylediklerini öylesine söylediğinin farkındaydım. Belki de oğlunun bana olan düşkünlüğünü biraz olsun azaltmak istiyordu. Fakat yine de o kelime zihnimin içinde yankılanıp durdu. Kocam…. Sekiz yıldır hayatımda olmayan, varlığını yalnızca bir evlilik bağıyla hissettiğim adam artık karşıma çıkmıştı. Ben ondan uzak durmaya çalıştıkça yollarımız kesişiyordu. Üstelik onunla yüzleşmeye henüz hazır değildim. Kendimi hazırlamak için zamana ihtiyacım vardı ama zaman bile bana karşı iş birliği yapıyordu sanki. Arem’in dudakları büküldü. Babasının söylediklerine karşılık vermedi. Yalnızca başını eğerek ayakkabılarının ucuna baktı. Onun o hâlini görünce içimdeki bütün sıkıntıya rağmen yanına gidip sarılmak istedim. Fakat daha ben hareket edemeden kapıda beliren Berfin abla hepimize seslendi. “Hadi, içeri gelin! Neden kapının önünde duruyorsunuz?” Başımı kaldırıp ona baktım. Berfin ablanın yüzündeki sıcak gülümsemeyi görünce bir anlığına içim rahatladı. Ancak ardından beni neden aradığını, kiminle karşılaşabileceğimi düşününce o rahatlık yeniden kayboldu. Kafamı iki yana salladım. “Benim artık gitmem lazım. Arem’le çarşıda karşılaştık.” Berfin abla bunu duyar duymaz hızla yanıma geldi. Elimi tutup beni içeri davet etmek istercesine hafifçe çekti. “Olur mu öyle şey? Hadi, bir şeyler yiyelim. Hem kim buraya geldi biliyor musun?” dedi Tahmin ettiğim kişinin buraya geldiğini biliyordum. Ya tekrar gelirse.. Belki de Berfin ablanın söylemek istediği şey tam olarak buydu. Fakat ben onu görmek istemiyordum. Şimdilik yalnızca kendimle kalmaya, düşüncelerimi toparlamaya ihtiyacım vardı. Başımı iki yana salladım. “Bilmek istemiyorum, abla. Sadece bir süre kafamı dinlemek istiyorum.” Sesim beklediğimden daha yorgun çıkmıştı. Gözlerinin içine bakmaya çalıştım ama orada kalırsam fikrimi değiştireceklerinden korkuyordum. “Sonra yine gelirim. Bugünlük beni bağışlayın, lütfen.” Daha fazla beklemeden arkamı döndüm ve hızlı adımlarla oradan uzaklaştım. Berfin ablanın arkamdan seslendiğini duydum ama durmadım. Ardından Asaf abinin sesi geldi. “Bırak da biraz kafasını toplasın, kız.” Bu sözleri duymak içimde küçük bir rahatlama yarattı. En azından beni anlamıştı. Kimsenin peşimden gelmesini, beni durdurmasını istemiyordum. Çünkü biraz daha orada kalsaydım kendimi tutamayabilir, yıllardır içimde biriktirdiğim bütün korkuları yüzüme vurabilirdim. Adımlarımı hızlandırarak her zaman gidip kafamı dinlediğim yere ulaştım. Mardin’in sokaklarını, evlerini ve uzakta uzanan manzarasını görebildiğim o güzel tepeye… Karanlık çökmüştü ama ben alışıktım.. Bu saatte buraya kimse gelmezdi.. Burası benim sığınağımdı. Ne zaman içim daralsa, ne zaman düşüncelerim birbirine karışsa kendimi burada bulurdum. Şehrin güzelliği, uzaktan gelen sesler ve hafifçe esen rüzgâr bana bir süreliğine de olsa huzur verirdi. Ağacın dibine oturdum. Sırtımı gövdesine yaslayıp başımı geriye bıraktım ve gözlerimi kapattım. Derin bir nefes aldım. Sanki o an bütün dünya durmuş, içimdeki gürültü yavaş yavaş susmuştu. Birkaç dakika boyunca hiçbir şey düşünmek istemedim. Ne geçmişimi ne geleceğimi ne de karşıma çıkmasından korktuğum adamı… Fakat insan bazı gerçeklerden ne kadar kaçarsa kaçsın, sonunda onlarla yüzleşmek zorunda kalıyordu. Günün sonunda yine aynı şeyden yakalanacağımı biliyordum. Akif babamla konuşmalıydım. Bir süre İstanbul’da kalmalı, kendimi toparlamalıydım. Onunla karşılaşmaya asla hazır değildim. Karşıma çıktığında nasıl davranacağımı, gözlerinin içine bakıp bakamayacağımı bile bilmiyordum. İçimi çekerek telefonumu elime aldım. Rehberimde Akif babamın ismini bulduktan sonra arama tuşuna bastım. Telefon ikinci çalışta açıldı. “Güzel kızım, neredesin bakalım? Seni merak ettim” diye sordu her zamanki şefkatli sesiyle. Gözlerimi kapatıp dudaklarımı birbirine bastırdım. “Ben her zamanki yere geldim, baba. Artık nefes alamadığımı hissediyorum.” Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu. Ardından Akif babamın sesini duydum. “Güzel gelinim benim…” Sanki yanımdaymış gibi içimi ısıtan bir sesle devam etti. “Sana hiç kimse hiçbir şeyi zorla yaptıramaz, biliyorsun değil mi?” İstemeden tebessüm ettim. Akif babamın beni herkese karşı koruyacağını biliyordum. Onun sevgisi, hayatım boyunca eksikliğini hissettiğim baba şefkatinin yerini doldurmuştu. “Biliyorum, baba. Sen beni herkese karşı korursun, biliyorum.” Tebessümünü görür gibi oldum. Birkaç saniye sonra yeniden konuştu. “Ne istiyorsun, güzel kızım? Söyle, söyle de gerçekleştireyim. Allah’ın izin verdiği kadarını seve seve yapayım.” Derin bir nefes aldım. Bunu söylemek benim için kolay değildi. Onu üzmek istemiyordum ama kendi içimde yaşadığım korkuyu da daha fazla görmezden gelemiyordum. “ Baba artık… Ben gitmek istiyorum.” Cümlem biter bitmez telefondaki ses kesildi. Akif babam konuşmadı. Sessizliği beni daha da huzursuz edince yeniden seslendim. “Baba, ben burada nefes alamıyorum. Bu duruma biraz alışmak için İstanbul’a gitmek istiyorum. Sadece bir haftalığına… Bir hafta boyunca buradan uzaklaşayım, olmaz mı?” Akif babam hemen cevap verdi. “Olmaz kızım. Gitmene izin veremem. Burada kalacaksın.” Şaşkınlıkla doğruldum. Beklemediğim bu cevap karşısında ne diyeceğimi bilemedim. “Ama baba…” “İstemediğin hiçbir şeyi yapmayacağımı söylemiştim, güzel kızım. Yapmayacağım söz .” “Sen söz vermiştin, evet” diye fısıldadım. “Ama ben burada olduğum sürece onunla…” dedim fakat devamını getiremedim. Akif babam beni anladığını belli eden bir sesle konuşmasını sürdürdü. “Bak güzel kızım, bir hafta konaktan uzak kal. Konağa gelme ama İstanbul’a gitmene müsaade edemem. Daha yeni geldi.” Gözlerimi kapattım. Onun bu kadar yakınında olduğunu bilmek bile içimi daraltıyordu. “Baba, nerede olursam olayım karşıma çıkacak. Belki halasına gidecek, belki amcasına, belki de abilerinden birine… Kuzenlerinin hiçbirinde kalamam. Benim burada başka gidecek hiçbir yerim yok. Baba, lütfen müsaade et.” Bir süre sessiz kaldıktan sonra derin bir nefes aldı. “Bak, güzel kızım. Gitmene müsaade etmeyeceğim. Benim hergele oğlumun aklı başına gelene kadar dolanıp dursun. Sen karşısına çıkma ama gitme de. Sana bir araba göndereceğim. Arabaya bin ve benim söylediğim yere git. Bir süre orada kal. Kimse seni rahatsız etmeyecek, güzel gelinim. Söz veriyorum sana.” Akif babam sözünü bitirdikten sonra telefonu kapattı.. Telefonu dizlerimin üzerine bırakarak önümde uzanan Mardin manzarasına baktım. Akif babam bir söz verdi mi büyük ihtimalle asla o sözü yere düşürmezdi. Henüz onun karşısına çıkmaya cesaretim yoktu. En azından bir hafta boyunca bu duruma alışabilir, düşüncelerimi toparlayabilir ve sonrasında onun karşısına çıkabilirdim. Neticede ömür boyu ondan kaçamazdım. Ben bu düşüncelere dalmışken öteden gelen bir çatırtı ile yerimden sıçradım.. Bu saatte burada kim olabilirdi ki..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD