4.BÖLÜM.⁠·⁠´⁠¯⁠`⁠(⁠>⁠▂⁠<⁠)⁠´⁠¯⁠`⁠·⁠.İŞKENCE BAŞLIYOR

1034 Words
Odanın sessizliğini bozan şey, kapının menteşelerinden gelen o tanıdık ama ürkütücü gıcırtı değil, adeta bir patlama sesiydi. Kapı duvara çarpıp geri sekerken Açelya, bilgisayar koltuğunda öyle bir sıçradı ki kulaklığı boynuna dolandı. Tam ağzını açıp, “Anne, kapı çalmak diye bir şey var!” diye kükreyecekti ki, karşısında dikilen figürü görünce kelimeler boğazında düğümlendi. Ece Teyzesi… Üzerinde askeri disiplini andıran dik yakalı antrenman ceketi, elinde ise o meşhur siyah deri kaplı not defteri vardı. Açelya’nın en büyük kabusu, ete kemiğe bürünmüş hâliyle karşısında duruyordu. Bugünün o gün olduğunu, rahat hayatının üzerine bir format çekileceğini tamamen unutmuştu. “Ece Teyze… hoş geldin,” diye mırıldandı Açelya, sesindeki titremeyi gizleyemeden. “Ben de tam ders notlarıma bakıyordum…” Ece Hanım, gözlüklerinin üzerinden Açelya’nın açık kalmış oyun ekranına bir saniye bile bakmadan konuştu. “Tamam, kes Açelya. Hemen hazırlanıyorsun. Yarışmaya sadece bir buçuk ay var. Senin o ‘birazdan’ dediğin her saniye, rakiplerinin bir adım daha öne geçmesi demek. Zamanımız kısıtlı, sabrım ise ondan da az.” Açelya, biraz korku biraz da isteksizlikle hazırlanmaya başladı. Odasına, sanki bir daha geri dönmeyecekmiş gibi baktı. Bilgisayara, koltuğa, yastığına… Hepsiyle sessiz bir veda yaptı. Annesi Aynur Hanım, bu dramatik törene daha fazla izin vermeden kolundan tutup onu neredeyse sürükler gibi dışarı çıkardı. Açelya, hastaneden çıkalı sadece iki hafta olmuştu. Yaz tatili; bilgisayar oyunları, ekran ışığı ve hastane odası arasında eriyip gitmişti. Şimdi ise 21. yüzyılın o devasa Eğitim Merkezlerinden birine — kendi deyimiyle tam bir disiplin kampına — gidiyordu. Eğitim Merkezi: Geleceğin ve Sanatın Buluşma Noktası Eğitim binası, şehrin merkezine yakın olmasına rağmen gürültüden uzak, huzurlu bir konumdaydı. 20. yüzyılın başında dünya liderlerinin aldığı ortak bir kararla, zorunlu lise eğitiminin yanı sıra çocukların yeteneklerini keşfedebileceği yeni bir sistem kurulmuştu. Metropollerde yükselen bu merkezlerde yalnızca teknoloji değil; dans, oyunculuk ve müzik gibi popüler kültür derslerinin yanında marangozluk ve oymacılık gibi unutulmaya yüz tutmuş geleneksel el sanatları da öğretiliyordu. Annesi Aynur Hanım, 7. seviye bir şarkı sözü yazarı ve müzik teorisyeni olarak merkezin en saygın eğitmenlerinden biriydi. “Benim dersim başlıyor. İşim bitince stüdyoya gelirim,” diyerek Açelya’nın sırtını hafifçe sıvazladı ve onu Ece Hanım’ın insafına bırakıp hızlı adımlarla uzaklaştı. Ece Hanım, Açelya’yı soyunma odasına adeta sürükledi. “Beş dakikan var. O bilgisayar başında kamburlaşmış sırtını düzeltecek bir şey giy ve çık!” Açelya, üzerine yapışan taytı çekiştirirken karşısında sistemin o soğuk, mavi ekranı belirdi: [YAN GÖREV: Paslanmış Dişliler] Açıklama: Yıllardır bilgisayar başında oturan vücudun, bir dansçı gibi esnemeye ve nefes almaya ihtiyaç duyuyor. Ece Teyze’nin gazabı başlamadan önce motoru ısıtmalısın! Zorluk: Kolay / Orta Süre: 1 Hafta (Uyum Süreci) Ödül: +10 Çeviklik, +5 Nefes Kapasitesi, “Hantal Değil, Potansiyel” Unvanı Açelya, sistemin hafif alaycı tonuna içerledi. “Paslanmış mı? Ne demek paslanmış ya!” diye söylendi ama içten içe haklı olduğunu da biliyordu. Aynanın karşısına çıktığında Ece Hanım onu bekliyordu. Gözlüklerini burnunun ucuna indirip yeğenini süzdü. On iki yaşındaki bu kız, yaşına göre biraz fazla tombul ve hantaldı. Bilgisayar karşısında geçen saatler omuzlarını öne düşürmüştü. “Hımm… şu hâline bak,” dedi. “En temelden, taş devrinden başlayacağız.” elinde ki planı Açelya ya uzattı " Bir bak sonra yerine gec başlayacağız." Açelya plana bir bakdı sonra Ece teyze ye döndü " Bu biraz fazla degılmı teyze?" Ece hanım ona şöyle bir bakdı "Daha basladan söyleniyorsun . Hemen yerini al başlıyoruz." Açelya’yı aynanın karşısındaki soğuk duvara yasladı. “Hemen Heykel Duruşu’na geç. On dakika boyunca milim oynamayacaksın. Sırtın duvara yapışacak, kolların yanlarda ama serbest, çene yukarıda!” O on dakika Açelya için sanki on yıl gibiydi. Ece Hanım sürekli etrafında dolaşıyor, elindeki ritim çubuğuyla duruşunu düzeltiyordu. “Bacaklarını birleştirme, omuz hizasında! Ellerinle yumruk yapma; savaşa gitmiyorsun, sanat yapıyorsun! Kendine aynada bak Açelya. Kaçtığın o kızla göz göze gel!” Bu işkenceyi bitiren şey, annesinin öğle arası olduğunu söylemeye gelmesi oldu. Öğle vakti geldiğinde Açelya’nın bacakları zangır zangır titriyordu. Annesinin ona güzel bir hamburger ya da en azından bol soslu bir makarna getireceğini umuyordu. Ancak Aynur Hanım, önüne metal bir kap koydu. İçinde, haşlanmış ve üzerine yalnızca birkaç damla limon sıkılmış, tuzsuz kupkuru bir tavuk göğsü; yanında ise Açelya’nın “yeşil düşmanlar” dediği haşlanmış brokoliler vardı. Bir de küçük bir kase kinoa… “Anne,” dedi Açelya, brokoliyi çatalıyla dürterek, “Bunu gerçekten bir insanın yiyebileceğinden emin misin?” “Bu senin yakıtın,” dedi Aynur Hanım ciddi bir sesle. “Vücudun bir makine ve sen şu an onu paslı yakıtla çalıştırmaya çalışıyorsun. Bitir o tabağı. Öğleden sonra yer koordinasyonu var.” Açelya zor da olsa yemeğini bitirdi. Ardından günün geri kalan eğitimi başladı. Ona göre bu saatler, işkence odasında geçen acı dolu anlardı. Saat altıya kadar süren eğitim sonunda annesi gelip onu aldı. Üstünü zorla değiştirttikten sonra Açelya kendini arka koltuğa adeta bir ceset gibi bıraktı. Aynur Hanım, kızının hâline biraz acısa da önüne döndü ve arabayı çalıştırdı. Uzun ve yorucu bir günün ardından eve varmışlardı. Eve geldiklerinde Açelya kendini asansöre atmak istedi ama annesi onu merdivenlere yönlendirdi. “İkinci katta oturuyoruz Açelya. Yürü!” Eve girer girmez halının üzerine yığılmak istedi, fakat Aynur Hanım onu banyoya sürükledi. “Sıcak bir duş al. Sonra kaslarını ovacağım. Yoksa yarın sabah yataktan kazımak zorunda kalırım seni.” Salonda, kremin keskin kokusu eşliğinde annesi bacaklarına masaj yaparken Açelya’nın çığlıkları evi dolduruyordu. Küçük kardeşi Zeren, elinde tabletiyle koltuğun köşesine büzülmüş, bu manzarayı büyük bir keyifle izliyordu. “Abla,” dedi kıkırdayarak, “sanki üzerinden kamyon geçmiş gibi bağırıyorsun.” Açelya, yastığın içinden boğuk bir sesle inledi. “Babamı istiyorum… Baba gel de bak kızına ne yapıyorlar!” Zeren kahkahasını tutamadı. “Babamın dönmesine daha iki hafta var abla. O zamana kadar Ece Teyze seni ya balerin yapar… ya da parçalara ayırır.” “Tamam, dramayı kesin,” dedi Aynur Hanım, kızının bacağına son bir sert baskı yaparak. “Zeren, sen ödevlerine dön. Açelya, sen de yatağa. Oyun yok, ekran yok. Yarın sabah 06.00’da parkta koşumuz var.” Açelya dehşetle başını yastıktan kaldırdı. “Sabah altı mı? Anne, ben ölmedim; sadece can çekişiyorum! Sekizde gitsek olmaz mı?” “Tartışma kapandı,” dedi Aynur Hanım. “Geç yatarsan seni soğuk suyla uyandırırım. Şimdi, yatağa.” Açelya odasına doğru sürünürken sistemin o mavi ekranı yeniden belirdi: [Durum: Bitkin] Uyum süreci devam ediyor… Açelya yatağa yığılırken fısıldadı: “Sistem… keşke seni kapatmanın bir yolu olsaydı.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD