《 Üçüncü Bölüm 》

1490 Words
Hayatta en zor şey de; insanın kendi kendini teselli etmek zorunda kalmasıdır.   - William Shakespeare  Bölüm Şarkısı: Hauser - Adagio ( Albinoni ) Saniyeler, dakikalar bir kum saatinin içindeki kum tanelerine benzerler. Detaylı bir şekilde incelediğiniz de uzun bir zaman dilimi olduğunu düşünürsünüz. Hatta asla geçmeyecek diye de düşünebilirsiniz. Ancak uzaktan bakıldığında ufak olan taneler birleşerek size bir bütün gibi gözükürler ve o an zamanın hızlı geçtiğini anlarsınız.   Anna da böyle düşünüyordu. Annesiyle, babasıyla ve abisiyle yaşadığı zamanları sonunun gelmesini istemediği bir peri masalına benzetirdi. Ailesiyle geçirdiği zamanların sonu olmayan bir masal..  Ama bunlar hep bir hayal olarak kaldı Anna için. Anne ve babalarını kaybettiği  kaza ruhsal olarak abisini de öldürmüştü. Anna kazanın ardından abisinin yanında durup ona destek vereceğini sanırken Brigham ona yanıldığını göstermişti. Tek kelime etmeden yurt dışındaki amcasının yanına gitmişti. Anna ise kendi başına kendi ayaklarının üzerinde durmaya çalışmıştı. Dizlerinin üzerinde düştüğü zaman ağlayarak 'Anne!' diye bağırsa da kimsenin gelmeyeceğini bilmesi onun daha da canını yakmıştı. Onun arkasında duracak kimsesi kalmamıştı. Bu hikaye de kum tanelerini detaylı bir şekilde inceleyen, zamanın onun için yavaş geçtiğini düşünen bir Anna vardı. Abisinin onu terk etmesine rağmen onun yanında olmayı göze alarak Birgham'ın yanına gelmişti ve şimdi ne olursa olsun onu kaybetmeyecekti. Bu iş için Roseia'yı bulması, abisinin kalbine yeniden bir kadın sokmak istemesi ne kadar doğruydu bilmiyordu. Belki araları daha da kötü olacaktı belki Brigham onu yanında görmek bile istemeyecekti ama buna mecburdu.  Anne ve babasının acısını yaşayan Anna, abisinin acısını da kaldıramazdı.  Bu yüzden abisi için Roseia'yı çağırdığına  pişman değildi. Onu kafeye çağırdığında ve onunla konuşmaya başladığında anlamıştı Anna. Karşısındaki kızın bu işe ihtiyacı olduğunu anlamıştı. Belki de sevmek ikisine de iyi gelecekti ve bu sevgi ikisini de tekrar ayağa kaldıracaktı.  Umudunu asla kaybetmek istemiyordu Anna. Abisine çok ihtiyacı vardı. Onunla paylaşması gereken bir sürü olay vardı. Brigham'ın kolları arasında sevdiği kadın ölmüştü ama Anna hem sevdiği adamı hem de bebeğini kaybetmişti.  Evet, bu doğruydu. Abisinin izini bulmak için kafasını kaldırmadan koşuyordu sokaklarda. Ona dair bir iz bulmalıydı ama bulamamıştı. Abisi herkesten saklanmayı ve geri de iz bırakmamayı başarmıştı.  Umudunu kaybetmiş bir şekilde evine dönmek için hareketlenirken karşısına o çıktı. Hayatını zindana çeviren adam. Boris... Hala ismini hatırladığında tüyleri diken diken oluyordu Anna'nın. Annesi ve babasını trafik kazasında kaybetmenin acısı yetmiyormuş gibi abisinin ortadan kaybolması Anna'yı sarsmıştı. Sandığınız bir kız değildi o. Ayakları üzerinde durup hedefleri için savaşan bir kız değildi. Zaten olamazdı.  Her şeyini kaybetmiş birisi daha ne için savaşabilirdi? Savaşmak için bir nedeni var mıydı sahiden?  Anna'nın hiçbir nedeni yoktu. Yine de içinde umudunu hala koruyan tarafını dinleyip abisini aramayı bırakmamıştı. Bir yanı buna kızsa da o umudunu dinlemeyi seçmişti.  Şehrin her sokağına, her caddesine bakmıştı. Atlattığı bir kaç tehlikeye rağmen inat etmişti. Abisini bulacak ve onu bu karamsarlık durumundan kurtaracaktı. Annesi ve babasından sonra da abisini kaybetmeye dayanmazdı. Yine abisini aradığı, Londra sokaklarının her birine baktığı rutin bir gündü ya da Anna öyle sanıyordu. O sokağa girdiğin de yerde oturmuş halde buldu onu. Yanında neden durduğu hakkında hiçbir fikri yoktu sadece o sokakta durup o adamın yanına oturmak istemişti gelecek tehlikeleri göz ardı ederek.  Bir yanı korkuyordu tanımadığı bir adamın yanına öylece oturduğu için.  Daha önce bu sokaklardan geçerken bir takım tehlikeli durumlardan geçmişti. Ya bu adam da ona saldırırsa? Ya onu öldürürse?  Bilmiyordu. Adını koyamadığı diğer yanını dinlemeyi seçip bu adamın yanına oturmuştu. Anna, konuşup içinde biriktirdiği bütün dertlerini ona anlamıştı.  Kadın konuştu , adam dinledi.  Kadın ağladı, adam acı çekti. Anna içinde biriktirdiği duygularını anlattıkça çok rahatlamıştı. Ona veda etmeden tanıyor ihtimaline karşı ona abisini sormuştu. O da abisini tanıdığını söylediğin de Anna bir şey fark etmişti. Bu adam ona yardım edebilirdi. Onunla abisini bulabilirdi.  Zaman geçti Anna ve Adam abisini bulmak için Londra'nın her deliğine bakmışlardı. Bu süre zaafında Anna birkaç kez umutsuzluğa düşmüştü. Abisini bulmak istiyordu. Onu yaşadığı karamsarlıktan kurtarmak istiyordu. Ama yoktu işte. Abisi yoktu, onu bulamayacaklardı. Bütün ümidi uçup gitmişken Adam elinden tuttu Anna'nın. Ona sevgisini armağan etti. İkisi de birbirine aşık oldu. Anna daha iyi hissediyordu. Kafasındaki bütün kötü düşünceler yok olmuştu. Boris yanında olduğu sürece her şeyin üzerinden geleceğine inanıyordu. Bunun inancıyla yaklaşık iki sene geçmişti. Abisini bulamayan Anna kendini Boris'in kolları arasında atmıştı. Her gün olduğu gibi ondan birkaç moral sözcüğü duymak istiyordu. Duyduğu sözcüklerle karşılık sevdiği adamı öpmek istiyordu ancak olmadı.  Sevdiği adam ona büyük bir ihanet etmişti. Dudaklarının arasından sevgi dolu cümleler çıkması gerekirken tenini yakan zehirli kelimeler dökülüyordu. Bu sevdiği adam olabilir miydi?  Seven adam bir süre sonra sevdiği kadından soğuyabilir mi?   Anna öylece sarılmasını beklerken sevdiği adam yanından öylece geçip gitmişti. Bu kadar kolay mıydı çekip gitmek? Yaşadıklarını geri de bırakıp hiçbir şey olmamış gibi terk etmek?  İnsanlar fazla mı acımasızdı? Yoksa biz mi fazla dert ediniyorduk?  Bu sorunun cevabı Anna için karışıktı. Bilmiyordu. Ne düşünmesi gerektiğini unutmuştu. Yaşadığı ruhsal acılarından ardından bir darbe de fiziksel acıdan yemişti. Günlerdir abisini aramaktan yemek yemeye fırsatı olmamıştı. Belki de hastaneye gitmesi ona evrenin verdiği en büyük hediye ile yüzleşmesini sağlamıştı.  Sevdiği adamdan bir parça yaşıyordu içinde. Anna'nın umudu ölmemişti. Sadece böyle düşünmek istemişti çünkü umudun öldüğü yerde umudun filizleri daha  yeni canlanıyordu. Abisini araması için güçlü bir sebebi vardı.  Asla pes etmiyordu. Etmemişti. Karşısında kim çıkarsa çıksın ilk önce can parçası için daha sonra abisi için savaşıyordu. Amcasının yanında yaşadığını daha yeni öğrenmişti. İlk bulduğu uçak bileti ile amcasının yanına  gidip abisini kendi evlerine götürmek istiyordu. İçinde bulunduğu karamsarlığı onunla birlikte yok edebilir ve hayatlarına beraber devam edebilirlerdi. Ne kadar abisine gitmiş için kızgın olsa abisini çok seviyordu.  Abisine bu kadar yakın olan Anna'ya bir telefon gelir. Meşgul bir insan olmadığı için ilk baş telefonu açmak istemez ama sonra uzun uzun çaldıran bu kişiyi merak edip aramayı açar. Duyduğu kelimelerin ne anlama geldiğini ilk baş anlamadı Anna.  "Bu kadın neden bahsediyordu?" "Benim sevdiğim adam bir trafik kazasında gerçekten öldü mü?"  Olduğu yere yığılmıştı Anna. Sevdiği adamın öldüğünü öğrendiği an bilmiyordu ki bir canını daha kaybediyor olduğunu.  Gözlerini açtığı zaman ilk baş nerede olduğunu idrak edemeyen Anna, kokusundan çıkarmıştı hastanede olduğunu. Bu ortamdan nefret ediyordu ve şimdi kendisi buradaydı. O rahatsız hastane sedyesinde yatıyordu.  Kalkıp sevdiği adamın yanına gitmek istedi, ona ihtiyacı vardı ama o yine onu en ihtiyacı olduğu zaman terk etmişti. Doktorlar Anna'nın kalkmasına izin vermediler. İlk önce bir sakinleştirici yapıldı ve daha sonra bir canını daha kaybettiğini öğrendi Anna.  Hayat ondan sevdiği herkesi almıştı.  Sevdiği adamı ve daha cinsiyetini öğrenemediği bebeğini..  Nefes almak neydi? Sevdiğin insanların elinden teker teker gidişini izlemek miydi? Neydi hayat?  Neden kalbinin en derininde acı hissediyordu? O umutlu tarafına ne olmuştu?  Hepsi ölmüştü. Umuda tutunan tarafı da bu olanların acısını kaldıramamış yok olmuştu. Acı bütün benliğini ele geçirmişti. Nefes alamıyordu. Tek ihtiyacı olan şey abisinin kollarına koşup sarılmaktı.  İşte şimdi bu dünyaca meşhur yazara kızıyordu. Nasıl bırakabilirdi kardeşini? Nasıl kalbi buna el vermişti? Merak ediyordu da kardeşinin bu acısını hissediyor muydu? Hissetseydi yanında olmaz mıydı?  Olurdu.  Peki neden abisi onun yanında değildi?  Saçmaydı. İlk defa ondan nefret ediyordu. Belki de böyle düşünmesinin sebebi içinde ona olan öfkesinin taşmasından dolayıydı. Ama bu umurumda değildi canı çok yanıyordu. Hastaneden çıkıp kurtulmak istiyordu ama doktorlar hastalarının iyiliğini düşünüp Anna'ya  ruh ve sinir hastalıklarına yatırma önerisinde bulunmuşlardı. İlk baş Anna bunu düşünmeden reddetse de daha sonra kabul etmek zorunda kalmıştı. Çünkü bu acıyla tek başına mücadele edeceğine güvenmiyordu.  Hastane de yaklaşık iki sene duran Anna ruhen tam olarak iyileşmese de kendini daha iyi hissediyordu. Çıktığı zaman ilk işi amcasını arayıp kendisi için bir uçak bileti aldırması olmuştu. Artık abisi ile yüzleşmek istiyordu. Bir yanı abisine çok kızgınken diğer yanı çok özlemişti onu.   Artık abisi ile yüzleşmesinde engel kalmamıştı. Amcası ona  uçak bileti almıştı. Abisini amcasının evinden ayrılmak üzere yakalamıştı. İlk karşılaşma anı ikisi için de zorlu geçmişti. Zaman durmuştu. Sadece ikisi vardı bu dünya da.  Abisine karşı çok öfkeli olan Anna onu gördüğü zaman öfkesini yitirmişti. Gözleri dolu dolu elindeki çantayı bırakıp abisine sarılmıştı. Onu o kadar özlemişti ki abisinin sarılışına cevap vermemesine takılmadı bile. Tek istediği şey bir sarılmaydı ve istediği de olmuştu.  O günden bu yana Anna abisi ile Londra'da yaşamak istemişti. Ancak Brigham bu şehir de kalmak istemediğini başka şehir olursa onunla kalacağını söylediğinde kararsız kılsa da en uygun ili seçip İstanbul'da bir ev tutmuştu.  Abisini kaybetmek istemiyordu bu yüzden istediği her şeyi yapacaktı. Dediğine hayır demeyecekti. Bu hayatı artık sadece abisi için yaşıyordu.  İstanbul'a geçiş yaptıkları zaman Anna abisinin çalışma masasında rastladığı röntgenleri görmüştü.  O an aklına sevdiği adam ve bebeği geldi. Onları kaybettiği gibi ya abisine de kaybederse? O zaman kimsesi kalmazdı. O zaman yaşamak için bir nedeni de olmazdı.  Abisi ile defalarca tartışmaya girmesine rağmen doktora gitmişlerdi. Hastalığını iki tarafta öğrendiğinden beri Brigham odasından çıkmıyordu. Anna ne yapacağını bilmiyordu bu yüzden tek çaresi abisine yardımcı tutmaktı.  İşte bu yolda Roesia on numara birisiydi. O kızın gözlerinde görmüştü. Bu iş onun için tek çıkış noktasıydı. Ayrıca Ro Anna'ya bir güven vermişti. Tek istediği şey artık bu kızın da rahat olmasaydı. Bu yüzden bu işi Roesia'ya vermişti. Ona güvenmekle hata yapmadığını biliyordu. Asla pişman olmak istemiyordu. Önündeki İstanbul manzarasına bakarak gülümsedi ve usulca mırıldandı. "Her şey güzel olacak..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD