Bu hareketi ile savunmasız bir şekilde kalmıştım. "Merak etme küçük, sana zarar vermeyeceğim. Seni merak ediyor olmam, senin rızan dışında bir şey yapacağım anlamına gelmiyor." Aniden geriye çekildi. Ne yapmaya çalıştığını anlamamıştım. Ters bir psikoloji mi yapmaya çalışıyordu yoksa farklı bir amacı mı vardı, anlayamamıştım. "Üstünü giyin ve salona gel."
Bunları dedikten sonra aşağıya indi. Bu sefer rahatça üzerime siyah kısa kollu bir tişört ve rahat beyaz bir eşofman giydim. Aşağıya indiğimde kanepeye yayılmış, üzerine bir atlet geçirmişti.
Karşısına oturdum.
"Şimdi seni daha iyi tanıyalım Alev?"
"Ne istiyorsun?"
"Sadece seni tanımak."
"Ben Alev, yirmi dört yaşındayım. Bundan bir sene önce kadar o bara satıldım, istemediğim şeylere beni zorlamaya çalıştılar. Buna izin vermediğim için şiddet gördüm."
Arda'ya güvenerek ardı ardına yalanları sıraladım.
"Peki nasıl düştün o bara?"
"Annem beni doğurduktan sonra vefat etmiş. Babam olacak o adam da 'Ben bakamam.' diyerek beni yetimhaneye vermiş."
"Üzücü... Seni zorla mı aldılar bara?"
"Evet." dedim kısa bir şekilde. Arda sahte birkaç belge ayarlamıştı, en azından beni biraz idare etmesini umuyordum.
"Sana sadece birkaç kuraldan bahsedeceğim. Benim yanımda istersen uyuyabilirsin, seni buna zorlamam ama istersen ben burada da uyuyabilirim, daha sonra senin için bir oda ayarlayabilirim. Ayrıca bodruma ne olursa olsun girmeyeceksin. Evim yedi yirmi dört saat boyunca kameralarla izleniyor, yani ufak bir hatanda asla gözünün yaşına bakmam."
"Ben hırsız değilim, ayrıca sınırlarımı bilen bir kadınım. Bunun için endişe etmene gerek yok."
"Arkadaşların var mı?"
Başımı eğdim: "Bara düşmeden önce vardı."
Bir kartı masaya bıraktı.
"Bu gördüğün kart bana ait. İçinde sınır yok, limit yok; tüm ihtiyaçlarını bu kartla karşılayabilirsin."
Merakım gittikçe artıyordu. Bu kadar rahat ve zengin olması gözüme batıyordu. Ne kadar iyi bir CEO da yönetici yardımcılığı da yapsa bu kadar zengin olması garip geldi.
"Saat oldukça geç oldu."
Telefonumdan saate baktım, gece üç buçuk olmuştu bile.
"Haklısın, ben burada uyusam olur mu?"
"Hayır tabii ki. Ben burada uyurum, sen yukarıda benim odamda uyu. Ve bir şey daha; çalışma odama asla girme. Kapısı zaten kilitli ama insanoğlu, bazen gereksiz bir merak doğarsa zorlama şansını."
Başımı olumlu anlamda salladım. Demek ki bodrumda ve çalışma odasında önemli şeyler vardı, bu yüzden beni özellikle oralardan uzak tutmak istiyordu. Yukarıya, odasına geçtiğimde ferah bir koku beni karşıladı. Yatağa uzanıp düşünmeye başladım. İlk haftadan asla dikkatini üzerime alamazdım, o yüzden rolüme fazla odaklanmam gerekecekti.
Gözlerim büyük bir yorgunlukla kapandı.
Gözlerimi güneş ışıkları ile açtım. Aşağıdan lezzetli kokular geliyordu. Üzerime normal kıyafetler giyinip aşağıya indim.
"Günaydın." dedi Can. Hizmetli de masayı tamamlamıştı. Can oturmamı işaret ederek bana baktı. Yanına geçip oturdum. Tam bir zengin kahvaltısıydı. Demek ki zengin olmak böyle bir duyguydu; her gün lüks kahvaltılar, hiçbir gereksiz işlerle uğraşmamalar...
"Ne düşünüyorsun?" diye konuşma başlattı, sonrasında elindeki çatalı önündeki yeşil zeytine uzattı.
"Hiçbir şey, sadece bu kahvaltı bizim için gereksiz fazla değil mi?"
"Emin ol bunların hepsini tek başıma bitirebilirim ama nazik bir beyefendi olmam gerek."
Hafifçe gülümsedim.
"Bugün bir işim olacak, belki çok geç gelebilirim. Merak etme, buradan seni kaçırabilecek herhangi biri yok, yeltenemezler de."
Telefonunu uzattı: "Numaramı kaydet."
Numarasını kaydettim.
"Bir şey olursa hemen ara beni."
"Bence pek ihtiyacım olmayacak gibi, burası çok güvenli bir yere benziyor."
"Bilemiyorum, zengin olmak her zaman iyilik getirmiyor. Bazı büyük insanların hedefi hâline gelebiliyorsun. Bu yüzden sen yine de en ufak bir şeyde beni aramaktan çekinme."
Başımı olumlu anlamda salladım. "Seni buraya almamdan sakın farklı niyetler çıkarma. Ben de bir kadının evladıyım ve kadınların alçalmasına izin vermem. Hiçbir kadının da rızası dışında birtakım işlerde çalışmasına izin veremem."
Çok düşünceli birisine benziyor, bir adam öldürmüş olabilme ihtimali yok gibi ama yine de baştan güvenmemem gerek.
"Teşekkür ederim."
"İstersen babanı bulabilirim."
Bir anda tökezledim ama kendimi hızlı toparladım.
"O adamın yüzünü dahi görüp bilmek istemiyorum. Beni terk edip bir başıma bırakmış olması, bu yaşadıklarımın çoğunun sebebi de bundan ötürü. Bu yüzden ondan nefret ediyorum ve peşine düşmek istemiyorum."
Can başını olumlu anlamda salladı ve ağzını nazik bir şekilde silip tüm heybeti ile ayaklandı. Gerçekten çekici bir adamdı; vücudu, teni aşırı güzeldi. Ceketini aldıktan sonra kapıdan çıktı. Daha sonrasında ben de kalktım, hizmetli kadına yardım ettim. Kadın bana kısa bir bakış attı.
"Bunu yapmak zorunda değilsiniz efendim."
"Zorunda olmadan yapıyorum zaten. Yardımlaşmak dünyanın en güzel işi benim için. İsmin nedir?"
"Meryem, efendim."
"Bana Alev diyebilirsin Meryem. Burada hepimiz eşitiz; sen sadece sana verilen, sana ait bir sorumluluğu yerine getiriyorsun. Ben senden ya da sen benden üstün değilsin."
Kadın hafifçe gülümsedi: "Teşekkür ederim."
Mutfaktan çıkıp salonun kanepesinde uzanmaya başladım. O sırada mesaj bildirimleri geliyordu, Melis yazmıştı.
Melis: "Naptın?"
Melis: "Heyy???"
Melis: "Baştan olmaz demiştim."
Ben: "İyiyim, sorun yok."
Daha sonrasında mesaj kısmından çıktım. Şimdi ikinci planı devreye sokup sokmamak arasında gidip geliyordum. Muhtemelen bana tamamen güvenmemişti ve önlemini sıkılaştırmıştı. Güvenlik gevşediği zaman yapmalıydım ve güvenini kazanmalıydım. Televizyonu açtım, boş boş kanalları geçiyordum. Komik olan ise hiçbirinde durmuyor, sadece göz gezdiriyordum. Yavaş yavaş gözlerimi kapadım, uyuyakalmıştım.
Büyük bir sancı ile gözlerimi açtım, regl olmuştum. Hızla koltuktan kalktım, kanı görmemle bıkkınlıkla yeniden oturdum. Lüks bir koltuğun anasını ağlatmıştım. Tam o sırada kapı açıldı, Can içeri girdi.
Yanıma geldiğinde karşıma oturdu. "Bugün çok yorucu bir gündü, toplantılar yüzünden kafayı yiyebilirim."
"Sorun ne?" dedim ağrımı bastırmaya çalışarak ama bu mümkün değildi. "Sorun yok, sorun sadece fazla yorulmam."
O sırada ağrıdan istemsizce ağzımdan boğuk bir inleme çıktı ama öyle ki koltuğa çivilenmiş gibiydim.
"İyi misin?"
"Evet..."
"İyi o zaman, uyuyacağım izninle."
Ayaklanmış, yukarıya, odasına çıkmamı bekliyordu. Kalkmadım, sadece oturduğum yerden gözlerine baktım. "Düşündüm de sen odanda uyusan daha iyi olur."
"Bunu istemiyorum, sen rahat bir odada uyusan içim daha rahat eder."
"Yok yok gerçekten, hem burası benim için daha rahat."
"Hadi kalk."
Kalkmamak için ısrar etmemden bir şeyleri anlamış olacak ki önce birkaç saniye gözlerimi inceledi, daha sonra bir şey demeden yanımdan uzaklaştı. O gittikten iki dakika sonra Meryem bir havlu ile yanıma geldi.
"Can Bey olanlardan bahsetti Alev Hanım."
Utançtan yanağımın kızardığını hissediyordum.
"Teşekkür ederim." diyerek havluyu alıp banyoya koştum. Temizlendikten sonra odadan çıkıp aşağıya koştum. Kan lekesi zor çıkacaktı ama şansımı denemem gerekiyordu, hiç değilse Can aşağıya gelmeden... Ancak koltuktaki kan lekesi gitmişti. Meryem yanıma geldi: "Temizledim Alev Hanım, daha fazla kendinizi yormayın. Akşam yemeği birazdan hazır olur."
Büyük bir mahcubiyetle teşekkür ettim, sonra masayı kurmasına yardım ettim. Tam o esnada Can yukarıdan aşağıya iniyordu.
"Yardım lazım mı bayanlar?"
Meryem gülümsedi: "Alev Hanım yardım ediyor Can Bey."
Can gülümseyerek masaya yerleşti. O sırada kapı çaldı. Meryem kapıya yönelirken ben de yerime yerleştim. Meryem elinde bir kutu ile yemek masasına geldi.
"Bu senin." dedi Can beni ima ederek. "Ne, bana mı?"
Başını olumlu anlamda salladı. İçini açtığımda her çeşit çikolata vardı. "Kan şekerin için çikolata iyi gelir ve seni mutlu hissettirir. Hangi çikolatayı sevdiğini bilmediğim için hepsini aldırdım."
"Teşekkürler ama hiç gerek yoktu."
"Gerek olmadığını gördüm." dedi yarım ağızla gülerek. Çikolataları Meryem odaya çıkarırken Can'a biraz yaklaştım.
"Neden Meryem de bizimle birlikte yemek yemiyor?"
"Yemesini ister misin?"
"Tabii ki."
Meryem aşağıya indiğinde Can onu durdurdu: "Meryem, bizimle yiyorsun."
"Ama efendim..."
"İtiraz istemiyorum, hadi." dedi kesin bir şekilde.
Meryem yanımıza oturdu ve çekinerek de olsa bir şeyler yemeye başladı. O esnada Can'ın telefonu çaldı. Arayanı göremesem de Can'ın gerildiği her hâlinden belliydi. Masadan kalkıp konuşmak için salona yöneldi. Ne kadar konuşmaları duyamasam da çene kasının gerilmesinden ciddi bir şey olduğunu anlamıştım. Gözleri beni bulduğunda çatılmış kaşları yeniden yumuşadı ve daha sakin bir hâle geldi. Telefonu kapatıp yanımıza geldi.
"Bayanlar, benim acil bir işim çıktı. Birkaç saate dönmüş olurum." diyerek evden çıktı. Şaşırmıştım, saat akşamın dokuz buçuğuydu ve aniden apar topar çıktı. Kafamda deli sorular dönüp duruyordu. O esnada yemek yemeyi bitirmiştim. Meryem'le sofrayı topladıktan sonra:
"Ben artık gitmeliyim Alev Hanım, siz de uyuyun lütfen."
Başımı olumlu anlamda salladım.
Meryem gittikten bir süre sonra elektrikler kesildi. Normal bir durum sanıp odaya doğru çıkacaktım, ta ki arkadan biri belimi sarıp beni sertçe geri çekene kadar.
"Demek artık Can'ın yeni zayıf bağı sensin."
Anlamayarak çırpınmaya başladım. Yüzümü maskeli adama çevirdiğimde adamın iki saniye duraksadığını fark ettim. Boşluğundan faydalanıp kendimi odaya kapattım. Kapıyı kilitledikten sonra Can'ı aradım.
"Biri var!"
Can daha ne olduğunu idrak edemeden kapı sert bir şekilde kırıldı. Can deliye dönmüş gibi telefonun arkasında bağırıyordu.
"Sen kimsin?" dedim titrek sesimle ama bu onun umurunda bile olmamıştı. Boğazımı tutup sıkması ile nefesim kesildi.
"Öğrenmek ister misin gerçekten?"
Daha çırpınamadan içeride silah sesleri duydum. Adam boğazımı bırakıp son kez bir bakış atıp odadan hızlıca çıktı. Silah sesi duyduğum için korku vücudumu tamamen esir almıştı.
Aşağıdan Can'ın sesini duymamla hızla aşağıya koştum. Can beni fark edince ilk başta boynumdaki ize takıldı. Yanıma yaklaştı. "İyi misin?" dedi, gerçekten yüzünde endişe vardı ama hızla endişesi öfkeye dönüştü. Yanında birçok silahlı adam vardı, ne olduğunu anlayamamıştım.
"Köstebeği getirin!" dedi. Ardından bir adam, köstebek olacağını tahmin ettiğim kişiyi Can'ın ayaklarının altına doğru yere serdi.
"Demek benim evimde olanları başka yerlere aktardın. Ben sana burada hayatın boyunca göremeyeceğin birçok şey vadettim ve sen bana ihanet ettin."
Çenesi yine kasılmaya başladı.
"Ben en çok nelerden nefret ederdim?"
Adam korku ile yalvarmaya başladı: "Özür dilerim efendim, affedin!"
"Soruma cevap ver!" diye gürledi resmen.
"İhanet ve yalan." dedi adam yeniden yalvarır gibi.
"Senin yüzünden burada masum bir kadın ölebilirdi."
Tetiği çekip adamı başından vurdu. Yutkundum; neyin içine düşmüştüm, bir CEO yöneticisi mi vardı karşımda yoksa tehlikeli bir mafya mı?