Gözlerimi kapatmış kendimi aşağıya bırakacakken bir kol beni hızlı ve sert bir şekilde geriye çekti.
"Delirdin mi sen?"
Az önceki katildi bu.
"Sen..." diyemeden bayılıp düşmüştüm...
Gözlerimi araladığımda Melis yanımdaydı. Gözlerimi açmam onu çok mutlu etmiş olacak ki gözlerinin içinin parladığını gördüm.
"Özür dilerim, seni tek başına bırakmamalıydım. Komşun olanları haber vermeseydi kim bilir neler olurdu?"
"Komşu mu?"
"Evet, mavi gözlü bir adam gidip haber vermiş. 'İçeriden sesler geldi, ben buranın yabancısıyım,' diyerek haber vermiş."
Kaşlarımı çattım. Tam camdan atlayacakken katil beni çekip kurtarmıştı. Madem niyeti öldürmekti, neden izin vermedi atlamama? Ayrıca katilin gözleri de maviydi; yardım çağırmış üstüne... Sanırım paranoyak olmuştum iyice.
"Kendine dikkat etmen gerekiyor."
"Sana bir şey anlatmam gerek."
Melis dikkatle dinlemeye başladı.
"Babamın bir şirketi varmış ve ortaklarından biri de geçen gün ölen adammış."
"Ne?"
"Böyle öğrendim, biraz araştırdım soyisim benzerliği olunca," diyerek geçiştirdim. Melis'i komple bu işin içine sürüklemek istemiyordum.
"Bilmiyorum Alya, var mıdır sence öyle bir şey?"
"Araştırdım diyorum kızım! Var, belgeler falan var. Onlara ulaşmam lazım."
"Nasıl ulaşabiliriz ki? Hiç çocukken hatırlamıyor musun?"
"Hayır, annem her zaman babama yakınırdı para yok diye. Hatta o dönemlerde annem bile işe girecekti."
"O zaman dediğin şeyin imkânı yok Alya."
"Ama var. Ölen kişiyi biraz daha araştıramaz mıyız? Ama bundan polislerin haberi olmamalı."
"Gizli gizli iş mi çevirelim yani?"
"Başka şansım yok."
"Bence var Alya. Polise söylersin, polis bir şekilde yolunu bulur. Hatta onlar daha kolay bulur."
"Olmaz dedim Melis."
"İyi o zaman, Arda ile konuşalım. Arda'nın abisi bu işlerden anlar."
"Teşekkür ederim Melis."
"Rica ederim ama lütfen bunları takma kafana."
"Çok aklıma takıldı, elimde değil..."
"Tamam, biraz dinlen. Bu arada telefonun neden böyle oldu?"
Yerde paramparça olmuş telefonuma baktım. Rezil olmuştu. "Düşerken telefonumu da yere düşürmüş olmalıyım."
Melis pek inanmadı ama inanmış gibi yaptı. O da yorgundu. Arda da hemen gelmişti. Odaya girip:
"Bu aralar küçük hanımın bizi korkutması moda oldu herhalde," dedi.
"Tam zamanında geldin," dedi Melis.
"Neden?"
"Alya'nın merakları başladı da. Bu ölen adam babasının eski iş ortağıymış."
"Soyisim benzerliğinden dolayı benzetmiş olabilir misin?" dedi Arda.
"Olabilir, içim rahatlasın istiyorum."
"İyi, ben Enes abimle konuşur, halletmeye çalışırım."
Başımı olumlu anlamda salladım. "Siz de misafir odasında uyuyabilirsiniz. Sabah biraz kafamızı dinleriz," dedim.
İkisi de odadan çıkarken olanları düşünmeye başladım. O kadar ki uykum bile kaçmıştı. Bilgisayarımın başına geçip Şevki Yıldırım'ı araştırmaya başladım. Ünlü bir CEO'nun ortağıydı. İşin garip tarafı ise bu işin asıl sahibinin hiçbir şekilde adı veya soyadı yoktu. Yoksa katil dediklerinde haklı mıydı? Sinirlerim bozulmuştu iyice. Eğer dediklerinde haklı çıkarsa babam bana büyük bir yalan söylemiş olacaktı. Hiçbir şey yoktu, kafayı yemek üzereydim. Saat sabah altıyı bulduğunda bilgisayarımın üstünde uyumuştum. Sabah saat on bir gibi Melis'in beni dürtmesiyle uyandım.
"Gerçekten masanın başında mı uyudun?"
"Dün kafamı çok karıştırdı, üzgünüm..."
"Sana demiştim Arda'nın abisi bu durumu çözer diye. Son günlerde zaten çok zorlu şeyler yaşıyorsun, üstüne bir de bu durumla başa çıkmaya çalışıyorsun. Yaptığın hiç etik değil."
"Hayatım bir anda altüst oldu. Bilmiyorum... Ne yapacağımı bilmiyorum. Nasıl ve kime, nasıl gideceğimi bilmiyorum."
"Beni dinle Alya. Kendine haksızlık etmeyi bırak ve sadece önüne odaklan lütfen. Kendini bu kadar yıpratma."
"Bilmiyorum Melis, tek bildiğim ortada çok büyük bir oyun olduğu."
"Nasıl yani?"
"Ölen Şevki'nin CEO'suna baktım. Bir yöneticisi var ama ne ismi ne soyismi, hiçbir şey yok. Hiçbir bilgi verilmemiş."
"İyi de o kişi senin babandır diye bir durum yok ki. Sen bence fazlasıyla taktın bu soyadı benzerliğini. Ama unutma ki dünyada milyonlarca birbiriyle aynı soyada sahip olup akrabalık bağı olmayan birçok insan var."
"Peki sence katil neden beni öldürmedi? O sokakta ben o cinayete dolaylı olarak tanıklık yaptım. Yani sence beni de ortadan kaldırması gerekmez mi?"
Melis uzunca düşündü. "Aslında katili yakaladıklarını duydum. Bir bahane ile onunla görüşebilirsin."
"Saçmalık," dedim.
"Ne?"
"Sen gerçek katilin yakalanabildiğine emin misin?"
"Neyden bahsediyorsun?"
"Kimse gerçek katili yakalamadı."
"Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?"
Melis'e olanları anlatıp anlatmamak arasında gidip geliyordum. Eğer anlatırsam benim için çokça telaşa girecekti.
"Bilmiyorum Melis ama bir seri katili hemen yakalamak bu kadar kolay değildir."
"Bence bu olaylar seni bayağı etkiledi, bu yüzden iyice paranoyak oldun. Sonuçta arkasında illaki bir iz bırakmıştır. Hem sokakların çoğunda kamera kaydı oluyor."
"Haklısın," dedim.
Aslında katil hâlâ insanların içinde geziyor olmalıydı. Ben babamdan önce katili bulup ondan bazı şeyleri almam gerekiyordu. Ama bunlar yaşanırken arkadaşlarım zarar görmemeliydi.
Sadece bir günde her şeyim mahvolmuştu, sadece bir gecede her şeyimi mahvetmiştim. Güzel kokular odamı sarınca Melis hafifçe kahkaha atarak, "Arda Bey sanırım yine mutfağa girişti," dedi.
İkimiz de mutfağa doğru ilerledik. Hem menemen hem de güzel bir omlet yapmıştı. Portakal suları doldururken masayı diğer kahvaltıda yenilen atıştırmalıklarla doldurmuştu. Gülümseyerek oturdum, bir anda duygusala bağladım. "İyi ki varsınız çocuklar..." diyerek mırıldandım.
Arda portakal suyunu yudumlarken, "Sen de iyi ki varsınız güzellik, bizim neşe kaynağımızsın. Sensiz pozitif düşünebileceğimi hiç düşünmüyorum," dedi.
Melis de menemenden bir lokma alırken Arda'yı destekledi: "Çok fazla haklı Arda. Hem sen de bu aralar bana biraz negatif enerji veriyorsun ama olsun, ben artık bu durumu bu son günlerde yaşadıklarına bağlıyorum."
Omleti atıştırırken yutkundum, haklıydılar. Bu aralar verdiğim tek bir enerji vardı, o da tamamen negatifti.
"Neyse onu bunu boşverin de bugün lunaparka mı gitsek?"
Kaşlarımı çatıp bakışlarımı Melis'e çevirdim: "Nereden çıktı ki bu bir anda?"
"Kafamızı dağıtmamız gerek tatlım."
Arda sevinçle, "Harika fikir! Dönme dolaba binmediğimiz sürece benlik sorun yok, midemi çok fazla bulandırıyor," dedi.
"Size uyuyorsa bana da uyar."
"Harika! O zaman saat akşam altı gibi çıkalım, hem biraz hava da serinlemiş olur."
Kahvaltıyı bitirdikten sonra masayı toplayıp biraz gezintiye çıktık. Aslında son beş yıldır en iyi arkadaşlarım Melis ve Arda'ydı. Melis yirmi üç, Arda ise yirmi iki yaşındaydı.
Onları hayatta tutan aileleri vardı; ben ise on dört yaşında tüm ailemi trafik kazasında kaybetmiştim. Ailemin tek kız çocuğuydum. Bir gün beni evde bırakıp evlilik yıl dönümlerini kutlamak için bir restoranda rezervasyon yaptırmışlardı. O gece evime polisler gelip beni apar topar karakola götürmüşlerdi ve pedagoglar ailemin öldüğünü anlatmıştı. O gün hayatımın en büyük korkusunu yaşamıştım. Her zaman düştüğümde koştuğum bir annem yoktu. Yıllarca eksikliklerle büyürken aklıma babam geldiğinde yurdun en ıssız köşesinde oturur, saatlerce ağlardım. "Babam olsa şu oyuncağı alırdı," diye diye ağlardım. Beni gören öğretmenler, görevliler halime üzülür ama hiçbir şey yapamazlardı. Yurtta on sekiz yaşıma kadar kaldım, sonra çıktım ve iş aradım. Sonunda bu kafeyi buldum ve bu kafeyi bulmamla Melis ve Arda'yı da tanıdım. Şimdi yirmi dört yaşındayım ve bir noktalara kadar gelebildim.
Saat altıya kadar gezinip durduk, lunaparka sonunda girdik. Önce çarpışan arabalara bindik ama nedense sürekli izlendiğimi hissediyordum.
Arda'nın bana hızla çarpması ile ben de önümdeki başka bir arabaya çarptım. Arabadaki kimdi görmedim ama nedense onu görememiş olmam ona olan merakımı artırıyordu. Sonunda bakışlarını yakaladığımda büyük bir soğukluk gördüm ancak gözleri oldukça bana yakın geliyordu. Hafifçe gülümsemesi ile ben de ona gülümsedim. Sonunda lunaparktan yılmıştık, saat on bir buçuk olmuştu bile. Lunaparkın içindeki dinlenme tesisine geçip dondurma sipariş ettik.
O sırada çarpışan arabada denk geldiğimiz adam yeniden göz kadrajıma girdi. O da beni fark etmiş olacak ki yanımıza geldi.
"Selam, sizi bir yerlerden tanıyor gibiyim de isminiz nedir?"
"Şe... Alya," diyerek mırıldandım.
"Üzgünüm, tanıdığım kişi değilsiniz. Rahatsızlık verdiğim için kusura bakmayın, afiyet olsun."
O masadan uzaklaşırken Melis kolumu morartmaya başladı bile. "Ahh! Çocuk sana yazıldı bence kızım! Biraz yüz verseydin ya, bayağı da tatlı bir çocuktu."
"Çok yüz bulmak istersen sen alabilirsin canım benim, böyle bir şeye benim vaktim yok hem..." Eski konuyu açacakken vazgeçtim. Zaten katil meselesini unutmak için buraya gelmiştik; bir daha bu konuyu açarsam muhtemelen yakışık kalmazdı. "Hem tipim değil," diyerek yarım kalan cümlemi tamamladım.
Eve geçerken Melis inatla yanımda kalmak istiyordu ama annesi izin vermiyordu. Haklıydı da, neden izin versin ki? Sonuçta peşimde bir katil varken hiç etik ve iyi bir ortam yoktu. Arda ile Melis beni eve bırakıp evlerine dağılmıştı. Eve girdiğimde masanın üzerinde bir telefon vardı. Üzerinde ise bir not kâğıdı: 'Benim yüzümden telefonun kırıldı, bu yüzden sana daha iyisini aldım. Favori katilinden ufak bir hediye.'
Aptal bir katille mi karşı karşıyaydım, hiçbir şeyden emin olamıyordum. Ya da polise gitmeyeceğimi bildiği için bu kadar rahattı. Telefonu alıp kartımı taktım, sonunda çalışmaya başlamıştı. İşim telefonsuz daha zor olurdu ama bir katilden telefon almak da ne kadar normaldi bilmiyorum.
(1 hafta sonra)
Sonunda iş başı yapacağım gün geldi, aldığım izin dolmuştu. Büyük bir tedirginlikle kafeye gidiyordum çünkü yaşadıklarımdan sonra patronun beni kabul edip etmeyeceğinden şüphem vardı. Kafeden içeriye girdiğimde Melis hemen yanıma geldi:
"Efe abi seni yanına çağırıyor."
Efe Bey'in yanına giderken tırnaklarımı etime batırdım, şimdiden strese girmiştim bile. Efe Patron'un odasına girdiğimde:
"Hoş geldin Alya," dedi.
"Beni çağırmışsınız?"
"Evet Alya, bir hafta önce yaşananlardan haberim var. İstersen bir hafta daha izin verebilirim?"
"Yok, teşekkür ederim. Çalıştıkça kendimi daha iyi hissediyorum."
"Anladım Alya. Bir sorun, bir ihtiyacın olursa bana söylemekten çekinme. Her zaman Efe abin olarak arkandayım. Şimdi işinin başına dönebilirsin."
Teşekkür ederek odasından çıktım. Melis koşarak yanıma geldi.
"Ne dedi Efe abi? Atmayacak seni işten, değil mi?"
Meraklı bakışlarını görmezden gelip, "Hayır, tam tersine her zaman arkamda olduğunu söyledi," dedim.
Melis de en az benim kadar şaşırmıştı, o bile kendini inandırmıştı işten atılacağıma.
Arda beş numaralı masayı temizlerken içeriye tanıdık bir yüz girdi. Geçen gün lunaparkta gördüğüm adamdı, yanında ise genç bir çocuk vardı.
Adam şaşırarak yanıma geldi: "Sanırım bu aralar çok sık tesadüfler yaşıyoruz. Ben Poyraz, bu da arkadaşım Ateş. Memnun olduk."
Ellerini sıkıp memnuniyet tebessümü yerleştirdim yüzüme ve yeni temizlenmiş beş numaralı masaya yönlendirdim.