Sabahın ilk ışıkları, İstanbul’un gökdelenleri arasında yavaşça yükseliyordu. Efe’nin şirketinin dev binası, cam cephesiyle güneşi yansıtıyor, şehrin siluetinde bir prestij sembolü gibi parlıyordu. Binanın önünde vale hizmeti, korumalar ve şık arabalar yoğun bir hareketlilik yaratıyordu. Efe, ofisine adım attığında çalışanların enerjisi hemen hissediliyordu. Lüks bir lobi, modern heykeller ve dev bir kristal avizeyle aydınlanmıştı. Koridorlardan gelen hafif tıkırtılar, asistanların organize hareketleri ve masalarda duran zarif çiçek aranjmanları, özel bir günün hazırlığını gösteriyordu. “Bugün özel bir gün,” dedi Efe, pencereden dışarı bakarken, gözleri İstanbul’un ışıklarında kayboluyordu. Zeynep, Efe’nin yanına geldiğinde, üzerindeki sade ama şık elbisesi ve hafif gülümsemesiyle ortam

