8 Aralık 2024, Esad Rejimi Düştü...
"Cihatçılar, Halep, Hama ve Humus'tan sonra Şam'ı da ele geçirdi. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad Şam'dan ayrıldı. Rusya Esad'a ve ailesine sığınma hakkı verdiğini duyurdu. Rus haber ajansı TASS'a göre Esad ve ailesi Moskova'da. HTŞ lideri Ebu Muhammed el-Golani Suriye devlet televizyonundan zafer ilan etti. “Gelecek bizim” dedi. Suriye'de 2011 yılında başlayan iç savaşın ardından yeni bir döneme girildi."
Zafer Tunç...
Tam iki gündür yanıma uğramamıştı. Her ne kadar haber de yollasam, durumumun kötüleştiğine dair yalanlar da uydursam kesinlikle karşılık vermiyordu. Üstelik bugün, Suriye açısından olduğu kadar devletimiz açısınıdan da tarihi bir gündü. Şam'ı ele geçiren cihatçılar, 2011 senesinden bu yana süren iç savaşın sonlandığını dünyaya ilan etmiş, bir yerde Rusya ve İngiltere destekli Esad'ın yenildiğini, Türkiye'nin desteklediği muhaliflerin de galip geldiğini duyurmuştu. Ben henüz hareket kabiliyeti kazanmadığım için binbaşı ve operasyonun ardındaki diğer askeri yetkililer durum değerlendirmelerini benim yanımda yapıyor, hali hazırda cihatçılarla beraber Şam'da olan Cahit ve Fırtına timi ile de canlı bağlantılar kuruyorduk. Bütün dünyanın gözü kulağı Şam'da ve Türkiye Dış İşleri'ndeydi. Dünya liderleri itiraf edemeseler de Türkiye'nin bu stratejik başarısından oldukça çekinmiş durumdaydı. Aklımı bu meselelerle yormam gerekirken, burada geçirdiğim dört yılın meyve vermesine sevinmem gerekirken ben sadece onun benimle arasına koyduğu mesafeye kafa yoruyordum. Binbaşının son sözleri onun da dahil olduğu ekibe değinirken dikkatimi yeniden konuşmaya verdim.
- Bu arada 24 Kasım'da Şam'da yapılan Robotik Cerrahi Sempozyumu'na katılan doktorların rehin alınması vakasında da önemli gelişmeler var. Rehin alınan Türk profesör Orhan Önder ve İspanyol hekim Sergio Danovan'ın izini bulduk. Elimize ulaşan bilgilere göre rehineler 28 Kasım'dan beri Fransa'nın Şam Büyükelçiliği'nde tutuluyor.
- Neden bunca zamandır izlerine rastlayamadığımız şimdi anlaşıldı.
- Evet. Elçilik binasına bir müdahale yapamayız. Bu direk Fransa Devleti'ne saldırmak olur.
- Peki bu durumda planımız nedir?
- Rehinelerin ellerinde olduğunda dair bilgileri Dünya kamuoyu ile paylaşamak ile tehdit edeceğiz. Dış İşleri Bakanımızla bizzat görüştüm. Elde ettiğimiz bilgileri paylaştım. O da Dış İşleri düzeyinde bir görüşme yapacağını söyledi. Ayrıca Koray Akalın hocanın çalışması da üç gün sonra tüm dünya kamuoyuna duyurulacak.
- Öyleyse misafir ettiğimiz doktorlar da ülkelerine dönebilecek.
- Evet yüzbaşı. Eminim her birinin yolunu gözleyeni vardır. Bunlar arasında sadece aileleri yok. Onların elinden sağlığına kavuşmayı bekleyenler de var.
Bu da demek oluyordu ki; doktorun burada geçireceği son üç gün kalmıştı. Toplantıdan sonra binbaşının yanına gidip, doktorla birlikte ülkeye dönmek istediğimi söyleyecektim. Tel Rifat'ta yaptığımız operasyonda abimin katilleri olan örgüt üyelerini de haklamıştık. Eğer intikamımı henüz alamamış olsaydım, ne olursa olsun burada kalmaya devam edecektim. Ancak şimdi hem aileme intikamımı aldığımı söylemeye hem de Ülkü'nün yaşadığı topraklarda yaşamaya fırsatım vardı. Fakat; öncelikle onu bazı konularda ciddi olduğuma ikna etmem gerekiyordu. Bu sebeple toplantının hemen ardından tabip üsteğmen Ordu'yu tekrar yanıma çağırdım.
- Yüzbaşım inanın elimden başka bir şey gelmiyor. Neden olduğunu anlamadığım bir sebeple doktor yanınıza gelmeyi kabul etmiyor. Sürekli benim ilgilenebileceğimi, ona ihtiyacım olmadığını söyleyip geçiştiriyor.
- Bu sefer onu çağırmanı değil, beni ona götürmeni istiyorum Ordu.
- Ama sizin hareket etmeniz şu an için mümkün değil. Bir kaç gün daha...
- Ordu!
- Emredersiniz yüzbaşım. Ama bana biraz zaman verin. Sizin için bir tekerlekli sandalye bulmalıyım. Ayağınızın üzerine basamazsınız.
- Ne yapıyorsan yap, çabuk ol.
Ülkü Akalın...
Beni resmen öpmüştü. Basit bir temas da değildi üstelik. Dudaklarımın üzerinde bir müddet duraksadıktan sonra üst dudağımı kendi dudakları arasına alıp çekiştirmişti. Ardından da arsızca kendi dudaklarını yalayıp yutkunmuştu. Neydi bu yaptığı? İznim haricinde bana böyle pervasıca dokunabilir miydi? O an bunu düşünüp sinir olmaktan karşılık verememiş ve odayı terketmiştim. Tam iki gündür de onu ne gördüm ne de beni görme, benimle konuşma çabalarına karşılık verdim. Annemle en son konuştuğumda babamın çalışmasını 11 Aralık'ta dünyaya duyuracaklarını söylemişti. Bu da benim üç gün sonra buradan, bu ülkeden ve onun olduğu yerden ayrılmam anlamına geliyordu. Ancak; itiraf etmem gerekirse onun olmadığı bir yerde nasıl yaşayacağımı da kestiremiyordum. Bu kadar mı benimsemiştim onu? Zaten belli değil miydi sonumuzun böyle olacağı? Evet, son kararım ondan uzak kalmaktı. Dengesiz bir adamdı bir kere. Bir günü diğerini tutmayan, sinirlerine hakim olmakta zorlanan, kaba bir adamdı. Fakat ben; hayatını kati bir disiplin üzerine şekillendiren, her türlü olumsuzluğu önceden tahmin edip önlem almaya çalışan, planlı biriydim. Benim hayatımda iniş çıkışlara, savruluşlara yer yoktu. Tek düzeliğin içinde heyecanını arayan biriydim ben. Girdiğim ameliyatlar benim için savaş meydanıydı. Kökünü, yayıldığı alanı bilmediğim tümörler benim düşmanımdı. Hayatımı onları yenmeye adamıştım, kalbimin içinde, kalbim kadar yer kaplayacak bir duyguyla nasıl başedeceğimi öğretmemişlerdi bana. Açıkçası ben de onu öğrenmek için çaba göstermemiştim.
Burada bana ait diyebileceğim kadar eşyam yoktu. Buraya gelirken üzerimde olanları yıkayıp geri vermişlerdi fakat, burada olduğum sürece verdikleri paketli kıyafetleri giymeyi tercih ediyordum. Herkesin aynı tip giyindiği bir yerde, farklı giyinerek göze batmak istemiyordum çünkü. O yüzden toparlanmak için de çabalamam gerekmemişti. Buradan ayrılırken kendi kıyafetlerimi giyecek ve geldiğim gibi iz bırakmadan ayrılacaktım. Odamın penceresinden kapalı avluyda gezinen askerleri izleyip bunları düşünürken kapım yeniden çalındı. Yüzbaşının gönderdiği askerlerden biri olduğunu düşünerek derin bir nefes aldım. Ona kızıp askerlere kaba davranmak istemiyordum ama artık sinirlerim iyice bozulmuştu. Kapıyı açıp son kez yanına gitmeyeceğimi söylemek istiyordum.
- Size kaç defa.... Sen? Nasıl geldin buraya? Hey, nereye gidiyorsun?
- Yine çok konuşuyorsun doktor. Beni bu halde kapına getirdiğin için pişman olacağın yerde hem de.
- Şu an izin almadan odama girdiğinin farkında mısın?
- Farkındayım. Ne narkoz etkisindeyim ne de ateş yüzünden aklım karışık. Sadece yürüyemiyorum doktor. O da kısa bir süre sonra düzelecek. Ancak sen bunu bile bile yanıma gelmeyip, beni zorluyorsun neden? Bir söze, bir isteğe olumlu ya da olumsuz ama mutlaka karşılık vermen gerektiği öğretilmedi mi sana?
- Bu konuda konuşmak istemiyorum.
- Bu bir cevap değil.
- Ne istiyorsun benden yüzbaşı? Ben senin öylesine takılacağın birisi değilim.
- Öylesine takılacak birisini arasaydım doktor; öncelikle yakın çevreme bakardım.
- Ne demek istiyorsun?
- Üste benimle takılmak isteyecek onlarca kadın asker olduğunu. Ve sen de bunun açıkça farkındasın. Sakın bana numara yapmaya kalkma çünkü Elif yüzbaşıya olan bakışlarını defalarca yakaladım. Sen de onun bana olan ilgisini görenlerdensin.
- Konumuz Elif yüzbaşının ilgi alanları mı?
- Konuyu buraya çeken sensin, unuttun mu?
- Ben konuyu bir yerlere çekmeye çalışmıyorum. Sadece aramızda bir şeyler olmasının mümkün olmayacağını anlatmaya çalışıyorum.
- Yanılıyorsun. Aramızda bir şeyler olacak ve sen de bunu en az benim kadar isteyeceksin. Üç gün sonra beraber Türkiye'ye dönüyoruz. Ardından ben ailemin yanına gidip kendimi affettireceğim ve tekrar karşına çıkacağım. O dakikadan sonra kendine bir kaçış noktası bulamayacaksın. Hatta iddia ediyorum bir kaçış yolu aramayacaksın bile.
- Kendinden çok emin konuşuyorsun. Neye güveniyorsun bu kadar, bilmiyorum ki.
- Duygularıma güveniyorum Allah kahretsin! Ne bu korkaklık? Neyden korkuyorsun Ülkü? Mesele benim asker olmam mı? Kusura bakma bu konuda yapacak bir şeyim yok. Ben de senin doktor oluşunla kafayı bozacak değilim. Sana engel olacağımı mı düşünüyorsun, yanına mı layık değilim? Sanmam, çünkü öyle bir insan olmadığını biliyorum. Bakma öyle, insan sarrafıyım ben. Bu Allah'ın belası çölde adam haklaya haklaya oldum hem de. Niceleri gözümün içine baka baka beni kandırmaya çalıştı, niceleri olmadığı insanmış gibi davranarak namlumdan kaçmaya çalıştı, hepsini tanıdım. Niyet okumaksa okumak. Ne dersen de ama ben senin gözlerindeki ilgiyi ve bana karşı olan merakını gördüm Ülkü. Sana sayfalarımı teker teker açıp okuma fırsatı veriyorum görmüyor musun? Bak... Bak ben düz bir adamım. Dümdüz hem de. Ne düşünüyorsam, ne hissediyorsam onu söylerim. Karşımdakini kırmak, üzmek umrumda olmaz. Çünkü eğer düşündüğümde haklı olduğuma inanıyorsam gerisi beni ilgilendirmez. Ama ben hayatımda ilk defa seninle nasıl konuşacağımı, sana nasıl yaklaşacağımı düşünüyorum Ülkü. Gece düşünüyorum, sabaha karşı aklımdasın, gözümü iki dakika yumuyorum, rüyama geliyorsun, oradasın, sabah uyanıyorum yine sen. Ya çık git aklımdan ya da gidemiyorsan olduğun yere alışmaya bak çünkü ben yapamıyorum.
- Ben, ben birine bu konuda söz veremem. Hep yanında olamam çünkü. Hala daha yapmak istediğim şeyler var benim. Başarmak istediklerim, gitmek istediğim yerler, yapılamaz denilen ameliyatlar. Bir gece aniden yanından kalkıp valiz hazırlamaya başlayabilirim ya da günlerce hastanede kalmam gerekebilir. Kimse katlanamaz böyle bir hayata. Bugün değilse bile bir zaman sonra bıkarsın.
- Sen ne söylediğinin, kime söylediğinin farkında mısın? Askerim ben, biliyorsun değil mi? Günlerce, hatta aylarca eve gelmediğim zamanlar olur benim. Bazı görevlerde sesimi bile duyamazsın. Bazen öyle bir göreve çıkmam gerekir ki sen bile öldüğümü sanıp yasımı tutarsın. Bu meslekte adamın anasına bile yok yere yas tuttururlar Ülkü. Ben; benim mesleğimden kaynaklanan sorunlardan korktuğunu düşünürken sen bana kısa süreli ayrılıkların sorun olabileceğini söylüyorsun. Seni engelleyecek birine mi benziyorum ben? Ya da günü birlik bir zevk uğruna mı bunları söylediğimi düşünüyorsun? Yahu bugün sana yaptığım bu konuşmayı kalkıp bana izletseler güler geçerdim zamanında. Ben kendimi tanıyamıyorum iki haftadır amına koyayım sen neyin zor gelmesinden bahsediyorsun? Hayat kurtarmanın neyini anlamayacağım ben Ülkü? Başkalarının hayatı için burada savaşmıyor muyum ben? Belki geçenki patlamada ölüp gidecektim, belki de yarına sağ çıkmayacağım ama benim amacım benden sonra gelecek nesillerin de hayatını kurtarmak değil mi? Ben mi anlamayacağım seni? Sen yemin ettin de ben yemin ederken tek ayağımı mı kaldırdım?
- Bana biraz zaman vermen gerekiyor yüzbaşı. Kolay şeyler değildi yaşadıklarım. Öncelikle güvenli alanıma, yaşantıma dönmek istiyorum, sonra da kafamı toplamak. Yanlış bir karar almaktan korkuyorum.
- Senden sadece tek bir şeyin sözünü istiyorum Ülkü. Bu düşünerek geçireceğin zamana benden başka kimsenin gölgesi düşmesin.
- Sen de aynı sözü verecek misin?
- Tek ayağımla kapına geldim diye sözümü kabul etmemezlik yapmazsan eğer; ben o sözü çoktan verdim. Benim bundan sonraki hayatımın üzerine senden başka kimsenin gölgesi düşemez.
Son sözünü söyledikten sonra sanki bir daha göremeyecekmiş gibi uzun süre süzdü yüzümü. Ardından da dudağına buruk bir tebessüm kondurarak sandalyesinin yönünü kapıya doğru çevirdi. Yardımım olmadan kapıyı açıp çıkamayacağını bildiğimden ayaklanıp odamın kapısını açtım. Bu esnada da gözüm onun üzerinde, hareketlerini takip ediyordum. Kapalı kapılar ardında bana göre öyle sıra dışı şeyler konuşmuştuk ki; hala etkisinden çıkmış değildim. Bu sebeple onun odamdan çıkışını görenler surumu nasıl değerlendirir diye düşünme fırsatı bulamamıştım. Fakat koridordan gelen kısa alkış sesi aklımı başıma getirdi. Başımı o yöne çevirdiğimde kırgınlığı ve kızgınlığı her hücresinden okunan Elif Yüzbaşı ile karşılaştım.
- Bravo doktor. Görüyorum ki Türk Askerine olan minnetinizi oldukça sıra dışı bir yöntemle ödüyorsunuz. Yoksa rahatsız olduğu için ziyaretçi kabul etmeyen yüzbaşının buralara kadar gelmiş olmasını başka türlü açıklayamayız öyle değil mi?
- Ağzından çıkana dikkat et yüzbaşı. Sen kim olduğunu zannediyorsun da böyle aşağılık sözler ediyorsun?
- Kim miyim? Bu devletin şerefli bir subayıyım ben? Ne idüğü belirsiz bir doktor bozuntusu değilim. Hem sen değil miydin onun için ne olduğu belli değil diyen?
- Kes sesini. Kes ve görev yerine dön. Eğer biraz daha böyle devam edersen döneceğin bir görevin bile olmayacak.
- Sen beni tehdit edemezsin anladın mı? Asıl sen düşün görevin güvende mi değil mi diye. Nereden bileceğiz bu kadının sana yanaşma bahanesiyle bilgi sızdırmadığını? Ne işin var onunla senin kapalı kapılar ardında söylesene?
- Yüzbaşı Elif Yumlu! Derhal odama.
Gelen Tuğrul Binbaşıydı ve Elif yüzbaşı ile Zafer'in konuşmalarının ne kadarına şahit olduğunu kestiremiyordum. Koridorda biriken askerlerin bir kısmına rezil olmak bir yana, buradan ayrılmama günler kala böyle bir yakıştırmaya maruz kalmak oldukça canımı sıkıyordu. Bu zamana kadar kimseye kendimi ezdirmemiştim. Elif yüzbaşı da hırslarına yenik düşerek birini bu kadar aşağılayamayacağını bilmeliydi. Bu yüzden yaptığımın ne kadar doğru olduğunu kestiremesem de; gururumu kurtarmak için konuştum.
- Tuğrul binbaşım ben kimim? Bu üste kıymet verdiğiniz bir misafir olarak bulunduğumu düşünüyordum, yoksa bu büyük bir yanılgı mı benim için? Üstelik bu üsse sahip olan devletin bir mensubu olarak gururlanırken gördüğüm bu muameleyi kabul edemem. Yüzbaşı Elif, açıkça bana ağır ithamlarda bulunmuş; ayrıca bu kadar askerin önünde beni iffetsizlik ve vatan hainliği ile suçlamıştır. Kimse kusura bakmasın ama bir Türkiye Cumhuriyeti askeri kadar bu vatanı seven ve uğrunda canını verecek kadar bayrağına düşkün olan bir vatan evladı olarak bu ithamları sindirmem mümkün değil. Eğer benim şikayetimin bir yaptırımı olacaksa ben yüzbaşından şikayetçiyim. Eğer bu üste sözümün ya da şikayetimin bir hükmü yoksa sivil mahkemelerde hakkımı arayacağımı bildirmek isterim. Şimdi izninizle dinlenmek istiyorum. Yüzbaşı siz de giderseniz memnun olurum. Burada olmanız sanırım art niyetli insanlar tarafından yanlış anlaşılmaya müsait. Bir daha da istirahatinizi olmadık şeyler için terk etmeyin lütfen. Böyle davranmak nekahat sürenizi uzatmaktan başka bir şeye yaramaz.
Kızmış ve kırılmıştım. Onca hakaretin içinde en çok kırıldığım ise Zafer'in beni kast ederek açıkça güvenilmez olduğumu söylemesiydi. Bunu şu an için; ne zaman ya da ne maksatla söylediğini düşünecek vaziyette değildim ve tek istediğim yalnız kalmaktı. Ancak o; düşüncelerimin aksine bambaşka bir şey yaparak beni yeniden bir karmaşanın içinde bıraktı.
- Bundan böyle bu üste bulunan herkes; üstüm ya da astım olmaksızın istisnasız herkes; ileride eşim olacak kadın hakkında ne konuştuğuna dikkat edecek. Bu size son uyarımdır. Şimdi herkes görev yerine!