Daha dikkatli görebilmek için odaklandı. Korkmaya başlamıştı. Siluet ona doğru gelmeye devam ediyordu. Karşısına en fazla otuz yaşlarında bir adam çıktı.
'' Merhaba Ashley '' dedi. Yüzünde soğukkanlı bir duruş, gözlerinde sokak lambasının ışıltısı parlarken.
Ashley panikledi. Bu adamı tanımıyordu. Fakat o ismini biliyordu. Korkmuştu ama bunu ne olduğu belirsiz olan bu adama belli etmek istemedi. Sesinin titremesine engel olmaya çalışarak,'' Ben... Ben sizi tanımıyorum '' diyebildi. İstese de sesindeki titremeye engel olamamıştı.
Adam, '' Kendimi tanıtıyım, ben Koruyucular Kurulu Başkanı Malcolm Williams ''
Bu kurulu hayatında ilk defa duyuyordu. Herhalde yanlış anladım diye düşündü. Emin olmak için şaşkın bir ifadeyle,'' Anlamadım ne başkanı? ''diye sordu dalga geçer bir ses tonuyla.
'' Her şeyi anlatacağım ama önce sakinleşmen lazım'' İleriyi gösterdi. '' Şuradaki bankta oturmak ister misin?''
Oraya baktı. Bank falan yoktu. Bu adam dalgamı geçiyordu?
'' Orada bank falan yok. '' dedi sinirden burnundan soluyarak.
Adam çok dikkatli bir şekilde gösterdiği yere baktı. Hafif bir rüzgâr esti. Etraftaki tozlar havaya kalktı. Sanki adamın gösterdiği yerde küçük bir kum fırtınası başlamıştı. Tozlar dağılırken ortaya bir cisim çıktı. Gördüğü şeyden emin olamıyordu. Daha da dikkatli baktı. Gözlerine inanamıyordu. Az önce bomboş olan yerde bir bank belirivermişti. O kadar çok şaşırdı ki ağzının açık kaldığını fark ettiğinde utanarak ağzını kapadı.
''Ama bu nasıl olur? Yani o bank... Yani o az önce orada değildi.''
Malcolm gülümsedi. Otuzlu yaşlarında olmasına rağmen gözlerinin altındaki kırışıklıklar belirginleşti.
'' Sakın korkma Ashley. Sende bir koruyucusun ve senin de böyle güçlerin olacak. Öncelikle oturalım '' dedi ve arkasına bakmadan banka doğru yürüdü. Sanki Ashley'in arkasından geleceğinden emindi. Belli ki bu numarayı birçok kişiye yapmıştı. Ve hep yaptığı kişiler arkasından takip etmişti. Ashley, adamın arkasından baktı. Peşinden gidip gitmemekte kararsızdı. Fakat adamın sihirli numarası ilgisini çekmişti. Bunun nasıl olduğunu öğrenmezse günlerce belki de tüm hayatı boyunca bu olay aklından çıkmayacaktı. Sakinleşmeye çalıştı. Derin bir nefes aldı. Ağır ağır peşinden ilerledi. Bank o kadar da uzakta değildi. Ama yol o kadar uzak gelmişti ki, sanki ayakları geri geri gidiyordu. Bu yaptığım delilik. Arkama bakmadan kaçsam mı acaba? diye düşündü içinden. Düşüncelerinden sıyrıldığında adamın yanına gelmişti bile. Adam banka oturdu. Ashley duraksadı. Artık çok geç diye geçirdi içinden yanına otururken. Adam direk konuya daldı.
'' Dediğim gibi sende bir koruyucusun. Bu dünya da insanların bilmediği birçok şey oluyor. Dünyamızı tehdit eden varlıklar var. Ve biz koruyucular olarak insanları bundan koruyoruz.''
'' Nasıl yani. Bu varlıklar ne? Siz insan değil misiniz?'' Merakla sorularını ardı ardına sıralamıştı.
'' Bu varlıklara Labor diyoruz." Güldü, "Bizde bildiğin insanız. Fakat seçilmiş insanlarız. Sana her şeyi göstereceğim'' Ellerini havaya kaldırdı. Gökyüzünde üç boyutlu bir simülasyon oluşturdu. Anlatırken bir yandan da görüntüleri gösteriyordu. ''Bu varlıklar, M.Ö 2500 yılında Gedoks ırkının gezegenleri olan Geyna da Gedokslarla huzur içinde yaşıyordu. Açgözlü olan Baş Labor Layon diğer Laborları da kışkırtıp isyan çıkardı.'' Görüntüde karanlık bir yerde Gedokslarla savaşan Laborlar belirdi. Laborlar, insan vücutluydu. Ama boyları iki metre kadardı. Gözleri büyüktü ve siyah şeffaf kanatları vardı. Suratları çirkin ve dişsiz bir insana benziyordu. Gedokslar ise aynı insanlara benziyordu fakat şeffaf nereyse yok gibi gözüken kanatları hariç. Ve her biri o kadar güzeldi ki sanki vücutları ışık saçıyor parlıyordu
Her yer de yangınlar çıkmış, dumanlar gökyüzüne salına salına uçuyordu. ''Laborlar Gedokslarla barış içinde yaşamak yerine gezegenin tek hakimi olmak istediler. Gedokslar onlardan akıllıydı. Saldırılarını bertaraf ettiler ve hepsini gezegenlerinden sürdüler.'' Şimdiki görüntüde mağlup edilmiş varlıklar, kimileri kollarını kimileri bacaklarını tutarak bitkin bir halde yürüyordu. ''Layon ve yandaşlarının yaşamak için yeni bir gezegene ihtiyaçları vardı. Kendisine yeni bir krallık yaratmak için hayat olan bir gezegen arayışına girdi.'' Görüntü fullulaştı. Uzayın görüntüsü belirdi. İlerleyen uzay mekiğine benzer araçlar vardı. Görüntü araçların önündeydi. Hızlı bir şekilde arkaya doğru döndü. Turunu tamamlamadan saniyeler önce yavaşladı ve durdu. Dünyanın kuş bakışı görüntüsü ortaya çıktı. Ashley nefesini tuttu. Malcolm'un suratında sanki o zamanki acıları yaşamış gibi üzgün bir ifade belirdi. Derin bir iç çekti. Konuşmaya devam etti. '' Ve Dünyamızı keşfettiler... İlk olarak eski mısırda ki insanları tanrı olduklarına inandırıp kandırmaya çalıştılar. İnsanlar onlardan mucizeler göstermelerini istediler. Sihirli güçlerini kullanarak onları ikna ettiler. O zamanlar Dünyadaki en büyük krallığın sahibi olan firavun Khufu onlara inanmadı. Layon onu ikna etmek için her şeyi yapardı. Eğer firavun onlara inanmazsa halkında onlara inanmaktan vazgeçeceğini biliyordu. Khufu Layon'u krallığından kovdu. Halk Layon'un yaptığı sihirleri mucize olarak tanımladılar. Khufu halkının dilinde gezen efsaneleri duydukça hata yaptığını düşündü. Bir gün Layon'u sarayına çağırttı. '' Sana inanmam için bana öyle bir yapıt yap ki, hiçbir insan gücüyle yapılamayacak kadar büyük, Dünyanın en ihtişamlı tapınağı olsun. Yıllar sonra bile bu tapınak dilden dile gezsin. Ne zaman o yapıtı bir el şaklatmasıyla önüme dikersen sana inanırım. '' dedi. Khufu, Layon'un bunu yapamayacağına emindi. Fakat onun sihirli güçleri vardı. Bu Layon için çocuk oyuncağıydı. Ellerini bir şaklatmasıyla piramit Khufu'nun önüne dikildi. Layon, " Firavun Khufu bu piramidin bir sürü özelliği var. Milyonlarca yıl geçse dahi adından söz ettirecek bir yapıt." Khufu o an Layon'un önünde secde etti. O günden sonra kendisini mısır halkı ve firavuna Güneş Tanrısı Ra olarak tanıttı. İşte her şey o zaman başladı... ''
Ashley dikkatle görüntüleri izleyip Malcolm'u dinliyordu. Bu adam ya deliydi. Ya da kendisi deliriyordu. Olanlara inanamıyordu. Bir anda kendini toplayıp dinlemeye devam etti.
'' Layon ve diğerleri yavaş yavaş dünyanın dört bir yanına dağılıp insanları kandırmaya devam ettiler. Amaçları insanları kendilerine inandırıp karşı koymalarını engellemek, tüm insanlığı yok etmek ve dünyanın tek hakimi olmaktı. Gedokslar bunu öğrendiklerinde insanlara yardım etmek istediler. Bizim onlar karşısında ne kadar güçsüz olduğumuzu biliyorlardı. Dünyaya gelip çok büyük savaşlar verdiler. Birçok insan, Labor ve Gedoks öldü. Sonunda kendi yaptığı Keops piramidinin gizli bir odasına kapatıldı. O oda milyonlarca yıldır çok büyük bir sihirlerle korunuyor.'' Görüntüler de piramit belirdi. On tane şeffaf kanatlı insanımsı yaratık piramidin dört bir yanını sarmışlardı. Ellerini piramide doğru çevirmiş renkli ışıklar gönderiyorlardı. Muhtemelen koruma kalkanı gibi bir şey yapıyorlardı.
'' Bu oda, yani bu piramit bildiğimiz Keops piramidimi? Hani şu dünyada ünlü olan ''
Çok sakin bir şekilde kafasını sallarken '' Evet '' dedi
'' O zaman o odada piramitteki açılamayan gizli oda oluyor öylemi?''
'' Çok zeki bir kızsın'' dedi adam biraz dalga geçerek.
Ashley'ın içini bir anda korku kapladı. İnsanların yıllardır içinde ne olduğunu merak edip açmaya çalıştığı odada Layon mu vardı? Peki, Ya insanlar başarıp odayı açarsa? Malcolm bu konuşmayı birçok kişiye yaptığı için, duyanların neler düşünebileceğini tahmin ediyordu.
'' Merak etme Ashley, o odayı hiçbir insan gücü açamaz. Hatta bir koruyucu bile açamaz. Çok büyük bir güç kalkanıyla korunuyor. Bu yüzden hep karşılarına sihirli duvar çıkıyor. Aslında çıkan duvar hep deldikleri ilk duvar. Ne kadar uğraşsalar da açamazlar. Piramidi yıksalar dahi o odayı açamazlar. '' Görüntüleri oluşturmak için yukarı kaldırdığı ellerinin alkış yaparcasına birbirine şaklattı. Görüntü küçülerek yok oldu.
Ashley'nin içine su serpilmişti. '' Her şey düzeltilmiş. O zaman benden ne istiyorsunuz?''
'' Layonla birlikte birçok yandaşı hapsedildi. Fakat yarısından çoğu kaçmayı başardı. Dünyada gezerek insanları öldürmeye çalışıyorlar. Gedokslar savaşta çok kişi kaybetti. Bu yüzden bir karar aldılar. İnsanlarla bir anlaşma yaptılar. Savaşlarda yanlarında olan insanları seçip onlara güçlerinde bahşettiler. Ve gezegenlerinde bir merkez kurdular. Koruyucu Eğitim Merkezi. Seçilmiş kişilerin çocukları bu merkeze gidiyor, konularında uzman olan bilgelerden eğitim alıyorlar. Üç aşamalı olan eğitimi tamamladıktan sonra mezun olarak koruyucu olmaya hak kazanıyorlar. Ve Dünyaya gelip insanları Laborşardan koruyorlar. Bu seni üzebilir fakat annen de bir Labor tarafından öldürüldü. ''
Ashley'nin gözlerinin önü karardı. İçine bir acı saplandı. Gözünün önündeki karanlık karıncalanarak yok olmaya başlarken,
'' Bu imkânsız. Annem kanserdi. Kanser teşhisi konulduktan sonra durumu kötüye gitmeye başladı. Ve bir sene sonra'' durdu. Gözleri doldu. ''Hastalığa yenik düştü''
'' Hayır. O hastalık kanser değildi. Layon'un yandaşlarından biri annene büyü yaptı. Bu büyüyü her Labor yapamaz. Sadece en güçlüler yapabilir. Öyle büyük öyle güçlü bir büyü ki, kanser gibi yayılıp yavaş yavaş öldürüyor. Annene bunu yapan Laboru yakaladık. Şuan Geyna da hapis tutuluyor. Baban her şeyi biliyor. Hatta senin de bir gün koruyucu olacağını biliyor. Çünkü annenin soyu koruyuculardan geldi."
Ashley şok üstüne şok yaşıyordu. Sanki başı tekrar dönüyormuş gibi oldu. Hemen toparlandı.
"Annemde mi bir koruyucuydu?"
" Evet. Annen sen doğduktan sonra koruyuculuğu bıraktı. Dünyada birçok kişi onlar tarafından öldürülüyor Ashley. Senin gibi koruyuculara ihtiyacımız var. Baban bize ve Koruyucu Eğitim Merkezine çok tepkili. Bana, ''Kızımı asla sizin merkezinize göndermeyeceğim. Onunda annesi gibi saçma sapan olaylarınız yüzünden yok olmasına izin veremem'' dedi. Bu yüzden seninle burada konuşmaya karar verdim. Seçme hakkın var istersen merkeze gelmeyebilirsin.''
Ashley'nin içini büyük bir öfke kapladı. Annesi o yaratıklar tarafından öldürülmüştü. İnsanları hala öldürüyorlardı. Kim bilir onlar yüzünden kaç çocuk daha annesiz babasız kalacaktı. Derin bir nefes aldı. Kararlılığını belli etmek için bal rengi olan gözlerini Malcolm'un gözlerine dikti.
'' Geleceğim. O yaratıklarla savaşmayı öğrenip annemin intikamını alacağım. Başka bir insanın daha onlar yüzünden ölmesine izin veremem.'' Gözlerini devirdi. ''Öncelikle babamı ikna etmem lazım.'' dedi.
'' Eğer gelmeyi düşünüyorsan, ikna için hiç uğraşma derim. Çünkü zamanında biz bunu yaptık. Farklı bir yöntem bulabilirsin.'' Gülümsedi, ''Koruyucu adaylarımızın ailesine yalan söylemesi pek tercihimiz değil ama senin durumun biraz farklı. O adam hiçbir şekilde ikna edilemez.''
Ashley gülümsedi. Kendini enerji dolu hissediyordu. Bu dünyaya ait olmadığına emindi. Ve artık bir yere ait olabilmişti. ''Tamam o zaman. Ne zaman gidiyoruz'' dedi heyecanla.
'' İki gün sonra, gece yarısı olduğunda tüm koruyucu adaylarını evlerinden alıyoruz. Seni tam on ikide evinin bahçesinden alacaklar''
Ashley ailesinden gizli iş yapan yaramaz bir çocuk gibi fısıldayarak, '' Tamam. O zaman anlaştık.'' Dedi. Malcolm da munzur bir çocuk gibi göz kırptı.
*****
Eve dönerken kafasında planını kurdu. Eve girer girmez başka bir ülkede yaşayan Olivira teyzesini aradı. Teyzesi telefonu açar açmaz, " Tatlım çok üzgünüm. Bugün doğum günün olduğunu biliyorum. Seni arayacaktım. Ama hastanede çok yoğun bir gün geçirdim. Bütün gün ameliyatlardaydım. Eve daha yeni geldim..."
Ashley, hızla sözlerini kesti. " Önemli değil. Sana anlatmam gereken şeyler var." Bütün olanları bir solukta anlattı. Teyzesi çok şaşırmıştı.
" Bu nasıl olur. Babam bana ve anneme koruyucularla ilgili hiçbir şey anlatmadı. Zaten oda bir koruyucu değil. Yani olsa bilirdim. Babam, Destiny'i başka şehirde ki özel bir okula gönderiyordu. Demek ki Koruyucu Eğitim Merkezine gönderiyormuş. Bilmiyorum Ashley, Laborların Destiny'nin ölümünden sorumlu olduğunu söylüyorsun. Senin de oraya gitmen tehlikeli olabilir..."
Ashley panikle sözünü kesti. " Hayır, Olivia teyze. Oraya giderek o eğitimi almazsam daha fazla tehlikede olacağım. Kendimi korumayı öğrenmem lazım."
" Malcolm denen adamın baban hakkında söylediklerine bakılırsa, Farnall seni kesinlikle oraya göndermez. Bilirsin çok inatçıdır."
" Biliyorum. Seni bu yüzden aradım. Bana yardım etmen lazım."
" Bunu çok isterim tatlım. Ama nasıl yapacağım?"
" Babamı bir sene senin yanında kalmama ikna etmen lazım. O beni senin yanında zannederken ben Geyna da eğitim alacağım."
"Farnall seni hayatta yanıma göndermez. Hem gönderse bile her gün arar. Sesini duyamayınca şüphelenmeyecek mi?"
" Haklısın. Aramamasının da bir yolunu bulmamız gerekiyor."
" Tamam tatlım. Ben bir şeyler düşüneceğim. Seni yarın ararım."
" Tamam, iyi geceler." Dedikten sonra telefonu kapattı. Evden kaçması gerekse bile Geynaya gidecekti. Aklına iki gün kaldığı geldi. Lanet olsun! Bir an önce bir şeyler bulmalıydı.
Ertesi gün saat onda kapı çaldı. Babası çoktan işe gitmiş olmalıydı. Belki de bir şey unutup geri gelmişti. Sabahlığını giyerek kapıyı açtı.
" Olivia teyze!"
Heyecanla sarıldıktan sonra içeri davet etti. Teyzesi küt siyah saçlı, kahverengi gözlüydü. Annesine çok benziyordu. Huyları dışında... Annesi ne kadar olgun bir kadınsa teyzesi onun tam tersi çılgındı. Zaten bu yüzden Ashley'in babasıyla anlaşamazlardı. Teyzesi kanepeye oturdu. Ashley de yanına oturarak kafasını omzuna koydu.
" Valizini hazırla. Üç uçağıyla gidiyoruz."
Ashley heyecanla teyzesinin omzundan kafasını kaldırarak yüzüne baktı. " Ama bu... Nasıl olur?"
" Farnall'a telefonda konuştum onu ikna ettim."
" Bunu yapabileceğini biliyordum. Sen harikasın! Nasıl ikna ettin?"
"Farnall'a koruyucuları ve Destiny'nin nasıl öldüğünü bildiğimi söyledim. Ve koruyuculardan aldığım bir bilgiye göre senin tehlikede olduğunu, eğer bir sene bu şehirden uzaklaşmasan başına bir şeyler gelebileceğini söyledim. Seni benim yanımda kaldığın sürece aramamasını eğer ararsa izini bulabilecekleri söyledim. Tabi ki hemen kabul etti. Farnall senin iyi olman için her şeyi yapar. Bu bizi sadece bu senelik idare eder. Seneye söylemen gerekiyor."
Teyzesinin yanağını öpücüklere boğdu. " Çok... Çok teşekkür ederim. Zaten ona bir dahaki seneye söylemeyi düşünüyordum." Bir anda panikledi. " Ama Malcolm Williams, beni evimin bahçesinden alacaklarını söyledi. Ya beni bulamazlarsa! Beni almadan giderlerse?"
Teyzesi güldü." Korkma tatlım. Dedenle bu konuyu konuştum. Koruyucular, koruyucu adaylarını topladıkları gün nerede olduklarını bilirlermiş. Bu adamların sihirli güçleri var. Bilmemeleri imkânsız."
Ashley hızlıca odasına gidip valizini toplayarak salona indirdi. Birkaç saat sonra babası eve geldi. Onları arabasıyla havaalanına bıraktı. Babası Ashley'in Laborlarla ilgili hiçbir şey bilmediğini düşündüğü için bahane olarak, iş nedeniyle bir sene şehir dışında olacağını söyledi. Bu yüzden teyzesine gitmesi gerektiğini ve çok yoğun olacağı için de onu arayamayacağını söylemişti. Güzel bir yalandı. Ashley bunu duyduğunda kendi kendine gülümseyip içinden Yalan konusunda benim kadar iyisin. Demişti. Uçak saati geldiğinde babasına sarıldı. Babası kulağına,
"Seni seviyorum. Çok dikkatli ol." Dedi.
Ashley gülümsedi." Olacağım. Dünya bir sürü şeylerle... " durdu, neredeyse ağızından kaçıracaktı. Bildiklerini belli etmemeye çalışarak, "Tehlikelerle dolu." Dedi.
Babası gülümsedi. Hızlıca uçağa doğru yürümeye başladı. Bu zamana kadar ondan hiç ayrılmamıştı. Ayrılmak zordu. Bunu ne kadar çabuk yaparsa o kadar iyi olacaktı. Arkasına bile bakmadan hızlı adımlarla uçağa bindi. Eğer bakıp babasının yüzünü görseydi, gitmekten vazgeçebilirdi...