Gece yarısı malikaneyi ağır, tekinsiz ve adeta tecrit edilmiş bir sessizlik kapladı. Dışarıdaki fırtına dinmek bilmemişti; aksine, falezlere azgınca vuran dalgaların kulakları sağır eden gürültüsü ve camları sarsan hırçın rüzgâr, binanın kasvetli taş duvarlarında ürpertici bir yankı oluşturuyordu. Salondaki devasa şöminede odunlar artık köz haline gelmiş, odaya kızıl, kor gibi uzun gölgeler saçıyordu. Araz, geçirdiği ağır krizin ve Elay’ın sunduğu o uyuşturucu, sahte teslimiyetin getirdiği zihinsel yorgunlukla derin bir uykuya daldı. Başını Elay’ın dizlerine yakın bir noktaya uysalca yaslamıştı; yüzündeki o her an tetikte duran, acımasız ve Tanrısal ifade, yerini savunmasız, kırılgan ve yorgun bir insani çizgiye bırakmıştı. Zihni dinlenmeye çekildiği için simülasyonun etrafındaki koruma d

