Kaan Demir
Hastanede Caner'i görüp, onla tanışmak beni çok etkiledi. O çocuğun yüzündeki çaresizliği gördükçe, ben kötü oldum. Fırat, tedavi için; Münih'deki hastane ve doktorlarla görüşmeye başladı. Yalnız Münih'e gitmeden önce, Gözde ile evlilik işini halletmem lazım. Babamın gözüne çok batmak istemiyorum.
Asistanıma, Gözde hanımı odama yollayın, diye talimat geçtim.
Bir zaman sonra kapı çalındı ve gel komutunu duymadan içeriye Gözde girdi. Sanırım bana sinirlendi. Her zamanki gibi o şık duruşu ve çatık kaşları ile odaya girdi. Caner çok haklı. Ablası biraz asabi..
Gözde içeriye girip, koltuğa oturdu.
"Demek asistanını gönderip beni ayağına çağırttın Kaan Bey? Bir telefon açıp 'Gözde müsait misin?' deme zahmetine katlanamadın herhalde. CEO koltuğu şimdiden seni aramaktan vazgeçirecek kadar ağır gelmeye mi başladı?" diye iğneleyici tonda konuştu.
Hafifçe gülümsedim. Ve elimdeki tableti bir kenara bırakıp, bende konuşmaya başladım;
"Hoş geldin Gözde. Aramamamın sebebi meşguliyet değil, bu binadaki her telefonun bir kulağı olması. Aramızdaki bu 'özel' durumu asistanlar ya da sekreterler üzerinden yürütmemiz en güvenlisi.."
"Güvenlik bahanesi de güzelmiş. Neymiş bu kadar acil ve gizli olan?"
Gözde'nin yanına gidip, ona daha çok yaklaştım.
"Vaktimiz daralıyor. Babamla bu sabah tekrar konuştum. Bakışlarındaki o şüpheyi gördüm. Seninle el ele holdinge girmemiz onu bir anlık durdurdu ama o ikna olmuş değil. Eğer bu evlilik için haftalarca beklersek, bunun bir 'kurtarma operasyonu' olduğunu anlayacak kadar zekidir Kudret Demir."
"Ne demek istiyorsun? Yani hemen, şimdi mi?"
"En kısa sürede. Birkaç gün içinde imzaları atmalıyız. Düğün, dernek, büyük organizasyonlar, hepsini halletmemiz lazım. Kos koca Kudret Demir'in oğlu; basit bir nikahla evlenemez. O yüzden resmiyet şart. Babama bu aşkın çok büyük olduğunu ve artık beklemek istemediğimizi kanıtlamalıyız."
Gözde, derin bir nefes alarak konuştu;
"Kardeşim hastanedeyken benim aklım sadece onda. Nasıl olacak bu?"
"Onun için de her şey hazır zaten. Ama bir kuralımız daha var Gözde. En kritiği bu. Nikah kıyıldığı andan itibaren kendi evinde kalamazsın. Eşyalarını toplayıp benim daireme taşınman gerekiyor."
Gözde şaşkınlıkla geri çekildi.
"Ne? Senin evinde yaşamak mı? Kaan, biz bir anlaşma yaptık, bir hayatı paylaşacağız demedik. Ben kendi düzenimde, kardeşimin yanında..." demesiyle sözünü kestim.
"Babamın adamlarının evi gözetlemeyeceğinden emin misin? 'Yeni evli Demir çifti ayrı evlerde yaşıyor' haberi babamın kulağına gittiği an, Caner’in Münih bileti yanar, benim de CEO’luk hayallerim. Babamın anlamaması için aynı çatı altında, tek bir hayat yaşıyormuşuz gibi görünmeliyiz. Merak etme, ev yeterince büyük. Birbirimizi görmeyeceğimiz kadar geniş bir alanın olacak."
Gözde, gözlerimin içine çok derinden baktı.
"Bu oyun her geçen dakika daha da zorlaşıyor. Bir yanda kardeşim, bir yanda senin bu kuralların..."
"Bu sadece bir strateji Gözde. Caner’in sağlığı ve bizim geleceğimiz için bu eve girmek zorundasın. Başka yolumuz yok. Şimdi söyle; o imzayı atıp benimle aynı kapıdan girmeye hazır mısın?"
Gözde bir süre sessiz kaldı. Oda bu planın karşısında, boyun eğmekten başka şansı olmadığının farkında..
"Hazırlanmaya başlasam iyi olacak o zaman. Ama sakın unutma Kaan; o evde sadece 'Gözde Acar' olarak varım, senin mülkün olarak değil."
"İşte bildiğimiz güçlü Gözde. Hâlâ o asansördeki asi kız. Hiç bir değişiklik yok."
Gözde tam karşıma geçip, kendinden emin ve kararlı bir şekilde benimle konuşmaya devam etti;
"Tamam Kaan, babanı ikna etmek için aynı çatı altında yaşayacağız. Ama o kapı kapandığında ve biz bize kaldığımızda, o ev bir 'mülkiyet' değil, bir 'ortaklık' alanı olacak. Eğer orada kalmamı istiyorsan, benim de çiğnenemez şartlarım var."
Bende karşısında dik durarak, kollarımı bağlayıp, şartlarını sordum.
"Dinliyorum Gözde. Şartlarını duyalım bakalım."
"1. Evin içinde tamamen bana ait, kilidinin sadece bende olduğu bir odam olacak. Oraya izinsiz girmek, eşyalarımı karıştırmak ya da 'evliymişiz' gibi davranıp özel alanıma sızmak kesinlikle yasak. Kapım kapalıysa, o kapı senin için bir duvardır."
"2. Senin o meşhur hızlı hayatın, Londra’dan kalma alışkanlıkların ya da eve kimi getirip götürdüğün beni ilgilendirmez; tabii basına sızıp Caner’in tedavisini tehlikeye atmadığın sürece. Aynı şekilde, sen de benim ne yediğime, ne içtiğime, kaçta uyuduğuma ya da hangi kitabı okuduğuma karışamazsın."
"3.Dışarıda, kameraların ve babanın önünde mükemmel eşi oynarım. Ama o eve girdiğimiz an maskeler düşer. Bana CEO gibi emir veremezsin, asistanınmışım gibi davranamazsın. Evin içinde eşitiz. Eğer sesini yükseltirsen ya da bana hükmetmeye çalışırsan, o an valizimi toplar giderim; sonuçlarına da sen katlanırsın."
"4.Caner Münih’den döndüğünde ya da görüntülü konuştuğumuzda, onun yanında en ufak bir gerginlik istemiyorum. Onun psikolojisi her şeyden önemli. Onun önünde 'mutlu aile' tablosunu en iyi sen çizeceksin. Bu bir rol değil, onun iyileşmesi için bir zorunluluk."
"5. Dışarıdaki davetlerde koluna girerim, gülümserim. Ama evin içinde 'evlilik' gereği benden fiziksel bir yakınlık, romantizm ya da duygusal bir beklentin olmasın. Bu bir iş anlaşması Kaan, duygusal bir sığınak değil."
Gözde'nin bu kurallarını dinledikten sonra, hafifçe gülümsedim.
"Oldukça net ve sert sınırlar. Sanırım bir tek 'mutfakta karşılaşma saati' koymamışsın."
"Gerekirse onu da koyarım Kaan. Ben oraya senin hayatını güzelleştirmeye gelmiyorum, kardeşimi kurtarmaya geliyorum. Bu şartları kabul ediyor musun?"
Gözde'ye elimi uzatarak;
"Kabul ediyorum Gözde Acar. Şartların sert ama adil. Zaten senin bu dik duruşun olmasaydı, babamı ikna edebilecek kadar iyi bir oyuncu olamazdın. Anlaşma sağlandığına göre, taşınma işlemlerini başlatıyorum."
Gözde elimi sıktı ve bakışlarını kaçırmadan konuştu;
"Güzel. O zaman bu akşamdan itibaren yeni 'hapishaneme' taşınabilirim. Zaten annemin herşeyden haberi var. Senle aramızda olan herşeyi anlattım. Oda, Caner için bu duruma çok mutlu oldu. Eminim ki, şimdi sadece evden gitmek zorunda kalacağım diye üzülecek ama Caner için; ikimizin de yapamayacağı şey yok," dedi ve arkasına bile bakmadan odadan çıktı.
Ah Gözde, bu asiliğin insanı bir başka yapıyor. Neden böyle saçma bir şekilde; bu kızın asiliğine kapılıyorum anlamıyorum.
Gözde'nin bana taşınması için bütün gerekli talimatları verdim. Dolaylı yoldan, babamın da kulağına haber uçurdum. Artık olayın ciddiyetini iyice anlamalı..
Akşam çıkışta Gözde ile birlikte benim eve gideceğiz. Madem bir oyuna başladık, kurallara uygun oynayalım.
..
Gözde ile birlikte eve geldik. Kapıdan içeriye girer girmez, aşırı şaşırdı.
"Senin ev dediğin yer; bizim bütün mahalle," deyince güldüm.
"Abartma Gözde!"
"Ben abartmıyorum da, sen baya baya "ben zenginim" diye bağırıyorsun."
"Öyleyim ama, yani seninde dediğin gibi zenginim."
"Baya mütevazisiniz Kaan bey."
"Öyleyimdir Gözde hanım."
Benimle daha fazla konuşmadan, kendi için hazırlattığım odasına geçti ve kendini odaya kapattı. İnsan, bir kahve yada bir iki kadeh birşeyler içerdi, nezaketen... Bu kadar dik başlılık, sıkıntı.
Biraz çalışmak için, çalışma odasına gittim. Bir kaç maile bakıp, üzerinde çalıştım. Karnımın acıktığını hissedince mutfağa geçip birşeyler atıştırdım. Gözüm kadehlere kaydı. Belki Gözde ile iki kadeh birşeyler içeriz diye elime kadehleri alıp, yukarı odasına çıkacakken merdivenlerde karşılaştık.
"Hayırdır Gözde? Uyuyamadın mı? Ben de tam yukarı geliyordum. Evin ilk gecesi şerefine birer kadeh bir şey içeriz, belki biraz yarınki basın toplantısının üzerinden geçeriz diye düşünmüştüm," dedim ve elimle merdiven korkuluğunu tutarak Gözde'nin alanını kapamış gibi oldum.
"Dur orada Kaan. Ne yapıyorsun sen?"
"Sadece... bir şeyler içmeyi teklif ettim. Kötü bir niyetim yoktu," diye şaşkınca cevap verdim.
"Kötü niyetin olup olmaması umurumda değil. Şartlarımızı konuştuk; kapım kapalıysa o kapı senin için duvardır demiştik. Üstelik şu an merdivenleri kapatarak üzerime geliyorsun. Bu evin içinde bana 'CEO karizması' sökmez demiştim, hatırlıyor musun?"
Hafifçe gülümseyip, geri çekildim.
"Biraz fazla tepki vermiyor musun? Altı üstü bir kadeh şarap. Dışarıda dünya kadar kadın bu an için neler feda ederdi, haberin var mı?"
"İşte senin sorunun tam olarak bu. Kendini dünyanın merkezi sanıyorsun. Ama bak Kaan; ben o 'dünya kadar kadın'dan biri değilim. Ben buraya seninle kadeh tokuşturmaya değil, kardeşimi kurtarmaya geldim. Benim odamın olduğu kata izinsiz adım atmanı, hatta merdivenlerde önümü kesmeni istemiyorum," diye ciddi bir tonda konuştu.
Bende sesimi ciddileştirerek;
"Haklısın. Bir anlık alışkanlık... Londra'da kimse bana 'dur' demezdi. Sınırı aştığımı kabul ediyorum. Ama şunu bil; ben bir canavar değilim Gözde. Sadece bu sessiz evde bir ses duyunca... her neyse."
"Ses duymak istiyorsan televizyonu aç Kaan. Benim sessizliğime dokunma. Yarın sabah sekizde hazır olacağım, holdinge birlikte geçeceğiz. O zamana kadar... İyi geceler," dedi ve arkasını dönüp, odasına geçti. O kilit sesi kulaklarımın en derinliklerinde yankılandı.
İlk kez bir kadın, bana bu kadar sert bir kapı kapadı. Çok duvarlı biri. Gözde çok zor biri...
Bende odama gidip uyumaya çalıştım. Sabah şirkette basın toplantısı yapıp, Gözde ile evleneceğimi açıklayacağım. Bakalım, nasıl bir olay döngüsü beni bekliyor..
..
Sabah erken saatlerde holding binasının önüne gelip, Gözde ile el ele holdingin o devasa kapısından içeriye girdik. Magazin ve ekonomi muhabirlerinin oluşturduğu kalabalık kısa sürede etrafımızı sardı.
Gözde'nin elini bir saniye bile bırakmadan, holdingin girişindeki danışma kısmında ayarlanan yere geçip, basın mensuplarıda içeriye girince, gerekli açıklamayı yapmaya başladım.
"Değerli basın mensupları, bugün burada sadece Demir Holding’in yeni CEO’su olarak değil, hayatımın en önemli kararını vermiş bir adam olarak bulunuyorum. Londra’da geçirdiğim yıllar boyunca iş dünyasında pek çok başarıya imza attım, ancak bu hayattaki en büyük kazancım, yanımda duran bu eşsiz kadınla yollarımızın kesişmesi oldu." Kısa bir an Gözde'ye dönüp, gözlerinin içine baktım. Oda bana tatlı bir tebessümle eşlik etti.
"Gözde Acar, sadece hayatımın aşkı değil, aynı zamanda bu holdingin gelecekteki vizyonunun en büyük ortağıdır. Hakkımızda çıkan 'hızlı karar' ya da 'sürpriz evlilik' yorumlarını duydum. Şunu bilmenizi isterim ki; bazı bağlar zamanla değil, ruhun birbirini tanımasıyla kurulur. Biz, babam Kudret Demir’in de onayı ve hayır duasıyla, hayatlarımızı birleştirme kararı aldık."
Basın mensuplarından bir muhabir;
"Kaan Bey, Gözde Hanım’ın holding bünyesinde çalışıyor olması bir 'Külkedisi masalı' mı, yoksa stratejik bir hamle mi?"
Bu soruya hafifçe gülerek cevap verdim.
"Masallara inanmam, ben gerçeklere inanırım. Gözde’nin zekası ve karakteri, bu binadaki tuğlalardan daha sağlamdır. O, Demir soyadını taşıyacak ağırlığa ve zarafete fazlasıyla sahip. Çok yakında gerçekleşecek olan nikahımızla, bu birlikteliği resmiyete dökeceğiz. Şimdi izninizle, yapılacak çok işimiz ve yöneteceğimiz devasa bir imparatorluk var," deyip basın toplantısını noktaladım.
Açıklama biter bitmez, Gözde’nin belinden hafifçe kavrayarak onu içeri doğru yönlendirdim. Asansörlerin önünde öylece durup bekleyen Ayça ile karşılaştık. Ayça, bana ve Gözde'ye bir değişik baktı.
Ayça'ya kafa selamı verip, gelen asansöre bindik.
Gözde;
"Performansın oscarlıktı Kaan."
"Teşekkür ederim."
"Hep böyle iyi oyuncumusun?"
"Bilmem....Belkide oyun değildir," dedim.
Gözde bana değişik değişik baktı.
"Sınırları aşma Kaan."
"Birşey aştığım yok Gözde. Bak gayet senden uzak duruyorum. Asansörün bile uç kısmındayım. Yani sınırlarımı koruyorum, canını sıkma," dedim ve Gözde'nin ofisin olduğu kata gelince bende onla indim.
" Sen nereye Kaan?"
"Müstakbel karısını sabah ofisine geçerken, ona eşlik eden düşünceli bir kocayı oynuyorum. Pot kırmamamız lazım dedikçe, sen işi zora koşuyorsun," dedim.
"İyi tamam o zaman," deyip masasına doğru ilerledi.
İnsan Kaynakları bölümünde benim geldiğimi gören herkes ayaklandı. Herkes teker teker "hoşgeldiniz Kaan bey" dediler.
Gözde'nin masasına doğru geçince, masanın üzerinde kocaman devasa bir gül buketi gördük.
Gözde bana bakıp; "rolüne iyi çalışmışsın. Çiçeklere gerek yoktu," deyince çok sinirlendim. Çünkü o çiçekleri ben yollamadım.
"Gözde, bu çiçekler bana ait değil. Yani ben yollamadım," deyince, "nasıl yani" dedi ve üzerindeki duran küçük zarfı aldı ve açıp okumaya başladı;
"Altın kafese girmekle iyileşmez o sakat ayaklar Gözde... Sahte bir prensle dans ederken, arkanda bıraktığın enkazı unutma. Yakında görüşeceğiz."
Diye yazılmış bir not vardı. Gözde'ye bakıp; "Kim bu? 'Sakat ayaklar' derken Caner'i mi kastediyor bu aşağılık kişi? Kim bu Gözde?"
"Halit, bu kelimeleri sadece o kullanırdı. Caner'e her zaman bir 'yük' gibi bakardı. Ama nereden biliyor? Bizim evliliğimizi, Münih planını... Kaan, bu adam tehlikeli olabilir mi?. Eğer Caner'e ulaşırsa..."
"Bana bak Gözde. Kimse Caner'e ulaşamaz. O hastanenin kapısında şu an benim en iyi adamlarım bekliyor. Bu notu yazan her kimse, Demir Holding'in duvarlarına çarpıp parçalanacak."
Notu Gözde'nin elinden alıp, buruşturup cebime attım.
Fırat'a mesaj attım. Kamera kayıtlarını, bu çiçeklerin kim tarafından getirildiğini, kuryenin eşkalini saniyeler içinde istiyorum. Ve Halit Sönmez... O adamın şu an nerede nefes aldığını da bana hemen bulun, diye yazıp yolladım.
Gözde masasına tutunup, derin nefesler almaya çalıştı. Odadaki diğer çalışanları görmezden gelerek, Gözde'nin belinden tutup kulağına fısıldadım;
"Korkma. Kerem Can olarak o asansörde seni dinlediğimden beri, senin davan benim davam oldu. Bu notu ona yedireceğim," dedim ve dememle, Gözde boynuma sarıldı ve "çok teşekkür ederim Kaan. Bana daha ne kadar iyilik yapacaksın bilmiyorum ama yaptığın ve yapacağın herşey için sana teşekkür ederim deyip," iyice sarıldı.
İçimde birşeyler koptu sanki. Gözde'nin bu sarılışı, içimde tuhaf şeyler hissetmeme sebep oldu. Sakın Kaan, olmaz böyle birşey. Sen üzülürsün. Gözde'nin niyeti belli. Farklı bir şeyin içine seninle asla girmez oğlum.. Ne olur sende girme.