'Anlaşma'

1593 Words
Kaan Demir Fırat’tan gelen dosyayı telefonumda hızla inceledim. Gözde Acar... İnsan Kaynakları’nın en parlak ama en "başına buyruk" uzmanı. Kardeşi Caner’in genetik bir rahatsızlığı vardı ve tedavi masrafları gerçekten de bir uzmanın maaşını kat kat aşıyordu. Halit denen o herif ise Gözde’yi tam da en zor zamanında, kardeşinin hastalığı ağırlaştığında terk edip gitmiş.. Şerefsiz, orospu çocuğu. İnsan beş yılını verdiği bir kadına, bunu nasıl yapar. Gözde'nin yanına gitmek için, sırt çantamı tek omzuma taktım, gözlüklerimi düzelttim ve "Kerem Can" maskemi takarak İnsan Kaynakları departmanına, Gözde'nin tam karşısındaki masaya doğru ilerledim. Gözde, önündeki bilgisayara gömülmüş, hırsla klavyeye vuruyordu. Masasına yaklaşıp parmağımla masanın kenarına iki kez sertçe vurdum. Başını kaldırmadı bile. "Dışarıdaki güvenlikten geçmek asansörden daha kolaydı," dedim alaycı bir sesle. "Orada kartımı iptal ettireceğini söylemiştin, ben de zahmet olmasın diye ayağına geldim." Gözde başını kaldırdı, o delici gözleriyle bana doğru bakıp; "Sen... O asansördeki ukalasın. Buraya kadar gelme cesaretini nereden buluyorsun? İşin yok mu senin?" Sandalyelerden birini ters çevirip tam karşısına oturdum. "İşim, bu binadaki sistem açıklarını bulmak. Ve az önce gördüm ki, en büyük açık asansörde tanımadığı birine fırça atan personelin nezaket kurallarında." Gözde kollarını göğsünde kavuşturarak, benimle sinirli bir şekilde konuştu; "Bak Kerem Can mıydı neydi... Benim nezaketim, senin hadsizliğinin bittiği yerde başlar. Başkalarının özel konuşmalarını dinleyip sonra da gelip burada hesap sormak? Sen kendini ne sanıyorsun?" "Sadece bir dinleyiciyim," dedim, gözlerinin içine bakarak. "Ama duyduklarım ilginçti. 'Karşıma çıkan ilk düzgün adamla evlenirim' demiştin. Bu kadar mı umutsuzsun? Yoksa sadece Halit'e olan öfken mi mantığının önüne geçiyor?" Gözde’nin yüzü bir an için bembeyaz oldu, sonra öfkeden kıpkırmızı kesildi. Hızla ayağa kalktı, masanın üzerinden bana doğru eğildi. "Sen ne cüretle benim hayatım hakkında yorum yaparsın? Kimsin sen? Altı üstü geçici bir danışmansın! Hemen şimdi git buradan, yoksa güvenliği çağırırım." "Güvenlik beni dışarı atar belki ama içindeki o çaresizliği dışarı atamazsın Gözde," dedim, istifimi bozmadan. "Kardeşin Caner için o paraya ihtiyacın var, biliyorum. Ve o Halit denen herifi pişman etmek istiyorsun, onu da biliyorum. Belki de o 'ilk düzgün adam' tam karşında oturuyordur, ne dersin?" Gözde bir an donup kaldı. Gözlerinde öfke, şaşkınlık ve adını koyamadığı bir merak birbirine karıştı. "Sen ne saçmalıyorsun?" diye fırtına öncesi sessizliğiyle sordu. "Saçmalamıyorum. Bir iş teklifi yapıyorum. Hem senin sorunlarını çözecek, hem de benim planlarımı gerçekleştirecek bir anlaşma. Ama önce... Az önceki asansör fırçası için bir özür borçlusun." Gözde tam ağzını açıp beni yerin dibine sokacak bir cümle kuracaktı ki, yan masadaki Berna şaşkınlıkla araya girdi: "Gözde, bu çocuk... Yani Kerem Bey, genel merkezden özel yetkiyle gelmiş diyorlar." Gözde bana baktı, sonra elindeki dosyaya. "Özür mü?" dedi alayla. "Seni tanımıyorum bile! Ama eğer o konuşmaları birine yetiştirirsen, seni bu binaya gömerim Kerem Can." Gülümseyerek ayağa kalktım. "Özür dilemen için daha çok vaktimiz olacak Gözde Acar. Şimdilik işine dön. Ama unutma, bazen en büyük kurtuluşlar, en nefret ettiğin asansör yolculuklarında başlar." Arkamı dönüp giderken onun hâlâ arkamdan şaşkınlık ve öfke dolu bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum. Fırat'a kısa bir mesaj attım: "Balık oltaya takılmak üzere. Gözde'nin borç listesini ve hastane raporlarını hazırla. Yarın ona reddedemeyeceği bir CEO teklifi yapacağım... Ama hala Kerem Can olarak." .. Gözde’nin o dik başlı tavrı ve çaresizliği arasındaki o ince çizgi, benim için bu oyunu daha da cazip kılıyordu. Onu sadece kardeşi için yapacağım bir yardımla "satın almak" istemiyordum; bu imparatorluğun başına geçeceksem, yanımda duracak kadının ne kadar ileri gidebileceğini görmem gerekiyordu. Ertesi gün, Fırat üzerinden Gözde’ye "Genel Merkez Danışmanlığı" biriminden özel bir görev zarfı gönderdim. Zarfın üzerinde sadece "Kerem Can" imzası vardı. Test Başlıyor: Veri Sızıntısı Avı Gözde’yi yanıma, teknik birimdeki izole ofisime çağırdım. İçeri girdiğinde yüzünde hâlâ o asansörden kalma öfkeli ama bir o kadar da meraklı ifade vardı. "Yine mi sen?" dedi, zarfı masama atarak. "İnsan Kaynakları uzmanıyım ben, yazılım denetçisi değil. Bu gönderdiğin dosyalardaki tutarsızlıkları neden benim incelememi istiyorsun?" "Çünkü Gözde, bu tutarsızlıklar teknik bir hata değil, insan hatası. Şirketin içinden birileri dışarıya veri sızdırıyor ve bu kişilerin profillerini senin çıkarmanı istiyorum. Kimin borcu var, kim son zamanlarda standart dışı harcamalar yapıyor... Eğer bu sızıntıyı bulursan, kardeşinin tedavisi için gereken o 'mucize' sandığın rakamın yarısı hesabında olacak. Bu bir test." "Neden ben?" diye meraklı ve şaşkın bir tonda sordu. "Çünkü sen bu binada nefret ettiğin o adama Halit’e benzemeyen, dürüstlükten başka sermayesi olmayan tek kişisin sanırım. Tabii fırça atmayı da iyi biliyorsun." .. Gözde üç gün boyunca gece gündüz çalıştı. Onu gizlice kameralardan izliyordum; yorgunluktan gözleri kan çanağına dönmesine rağmen pes etmiyordu. Sonunda bir akşam vakti, elinde kanıtlarla kapımı vurdu. Satın alma müdürünün gizli ortaklıklarını ve sızdırdığı raporları bulmuştu. "Bulduğun şey sadece bir yolsuzluk değil Gözde, babamın... yani holdingin en büyük zayıflığıydı," dedim. "Paramı ver ve bu saçmalık bitsin Kerem," dedi sesi yorgunluktan kısılmış bir halde. "Artık senin oyunlarını oynamak istemiyorum." "Tamam paranı vereceğim. Bu akşam saat sekizde, Kuleli’nin en üst katındaki restoranda ol. Paranı orada alacaksın," dedim. Gözde akşam geldiğinde, üzerinde mütevazı siyah elbisesi vardı. Ben ise artık "Kerem Can" değildim. Sweatshirt gitmiş, yerini Londra’dan kalma, üzerine kusursuz oturan bir İtalyan kesim takım elbise giymiştim... Gözlükler yoktu; bakışlarım tüm keskinliğiyle ortadaydı. Restoranın en kuytu, Boğaz manzaralı masasına oturduğunda beni tanıması birkaç saniye sürdü. "Sen... Sen nesin böyle? O çocuk nereye gitti?" "O çocuk bir maskeydi Gözde. Ben Kaan Demir. Bu holdingin gerçek CEO'su ve babamın evlenmeden koltuğu vermediği o 'hayırsız' oğluyum." Gözde donup kaldı. Garsonun bıraktığı şarabı bile fark etmedi. "Beni kandırdın. Seninle asansörde konuştuğumda kim olduğunla eğlendin mi?" "Eğlenmedim. Aksine, aradığım şeyi sende buldum. Bak Gözde, önünde iki yol var. Birincisi; bugün o bulduğun yolsuzluk için sana vaat ettiğim parayı alırsın ve bir daha birbirimizi görmeyiz. Kardeşin için bir pansuman olur bu sadece." Eğilip masanın üzerine bir dosya ve bir kutu bıraktım. "İkincisi ise şu: Bu kutunun içindeki yüzüğü takarsın. Benimle, tüm dünyanın gerçek sanacağı bir evlilik oyunu oynarsın. Karşılığında; kardeşin Caner dünyanın en iyi hastanesinde tedavi görür, tüm masrafları vakfımız tarafından karşılanır. Sen ise Demir Holding’in hanım efendisi olarak o Halit’in ve seni bırakan babanın karşısına bir kraliçe gibi dikilirsin. Ben koltuğumu alırım, sen kardeşinin hayatını." Gözde’nin gözlerinden bir damla yaş süzüldü ama hemen sildi. "Bu bir ticaret mi, Kaan Demir?" "Bu bir kurtuluş planı Gözde. Ben aşka inanmam, sen ise çaresizliğe mahkumsun. Gel, bu iki karanlıktan bir imparatorluk kuralım. Yarın sabah o binaya yan yana girdiğimizde, babamın suratındaki ifadeyi görmeye değer, ne dersin?" Gözde masadaki yüzük kutusuna baktı, sonra bana. "Kardeşim iyileşecek mi? Gerçekten mi?" "Söz veriyorum. O benim de kardeşim olacak." Gözde elini yavaşça kutuya uzattı. "Halit benden her şeyi aldı... Sen ise bana her şeyi geri veriyorsun. Tamam, kabul ediyorum. Ama sakın unutma Kaan; ben senin çalışanların gibi önünde eğilmem." Gülümseyip kadehimi kaldırdım. "Ben de zaten eğilecek bir kadın değil, yanımda yürüyecek bir ortak arıyordum." .. Bugün holdinge, dün sırt çantası ve gözlükleriyle aralarında dolaşan o "stajyer", bugün üzerinde binlerce liralık özel dikim lacivert takımı, dik duruşu ve sarsılmaz karizmasıyla gerçek bir imparator gibi içeri girdim.. Ama asıl şok bu değildi. Kaan Demir’in elini sıkıca tuttuğu kişi, dün asansörde herkese fırça atan, "sıradan" İnsan Kaynakları uzmanı Gözde Acar’dı. Gözde, üzerinde pudra pembesi zarif bir takım ve parmağında ışıldayan o devasa tektaşla, benim yanımda tam bir "Demir" gelini gibi duruyordu. Tam o sırada, lobide sanırım beni karşılamak için bekleyen Ayça ile burun buruna geldik. Ayça'nın gördüğü manzara karşısında rengi kireç gibi oldu. "Kaan?" diyebildi sadece, . "Bu... ne demek oluyor? Yanındaki bayan bizim personelden değil miydi?" Gözde’nin elini daha sıkı tutarak, "Merhaba Ayça," dedim. Gayet soğuk ve mesafeli bir. şekilde. "Tanıştırayım; Gözde Acar. Benim müstakbel eşim. Sanırım personelin içinden bir pırlanta bulmam babamı da memnun edecektir." Ayça’nın elindeki tablet yere düşecek gibi oldu. "Ama... Aileler? Babamlar? Kaan, bu bir şaka olmalı!" Gözde'ye bakarak konuştum; "Hayatım, Ayça bizim çok eski bir aile dostumuzdur." Gözde ise rolünü mükemmel oynuyordu; "Memnun oldum Ayça Hanım. Kaan sizden çok bahsetti, 'kardeşim gibidir' dedi." "Kardeşim gibi" vurgusu, Ayça’nın kalbine saplanan son hançer oldu. Ayça, dolan gözlerini gizlemek için arkasını dönüp hızla asansörlere yöneldi. Bende Gözde ile birlikte ellinci kata, asıl savaşın yaşanacağı yere yöneldim. Babamın odasına gelince, hiç kapıyı çalmadan öylece sert bir şekilde içeriye girdik. Babam; "Bu ne cüret Kaan!" diye gürledi. Beni Gözde ile el ele görünce; "Bu kızın kim olduğunu biliyorum. Bir İK uzmanıyla el ele holdinge girmek... Beni rezil mi etmek istiyorsun?" Masanın tam önüne geçip, Gözde’yi babamın karşısına bir kalkan gibi diktim. "Rezil etmek mi? Aksine baba, şartını yerine getirdim. 'Evlenmeden koltuk yok' demiştin. İşte evleniyorum. Gözde, sadece hayat arkadaşım değil, bu binadaki yolsuzlukları üç günde ortaya çıkaracak kadar zeki bir kadın. Ayça gibi sadece 'soyadı' taşımıyor, bu imparatorluğu benimle yönetecek güce sahip." Babam masaya yumruğunu vurdu. "Ben sana Ayça dedim! Gelenekler dedim.." "Gelenekler senin devrindeydi baba," diyerek sözünü kestim. "Bu benim devrim. Şartın evlenmemdi, işte evleniyorum. Eğer bu evliliği ve Gözde’yi kabul etmiyorsan; Londra’ya dönerim, holdingi de o güvendiğin rüşvetçi müdürlerin elinde bir yıla kalmaz, batarken izlersin. Karar senin. Ya yeni CEO ve eşiyle tanışırsın ya da tek varisini bugün kaybedersin." Oda bir anda ölüm sessizliğine büründü. Babam, Gözde’nin dik duruşuna ve benim kararlı bakışlarıma baktı. Gözde’nin çaresiz değil, aksine meydan okuyan tavrı onu içten içe etkilemişti ama gururu izin vermiyordu, eminim. "Demek böyle..." dedi babam. "Bana pusu kurdun Kaan. Ama unutma; bu kızın geçmişini, her şeyini araştıracağım. Eğer tek bir leke bulursam..." Gözde araya girdi, sesi gayet netti: "İstediğiniz kadar araştırın Kudret Bey. Tek lekem, kardeşimi kurtarmak için her şeyi göze almış olmamdır. Ki bu da Demir ailesinin o meşhur 'ne pahasına olursa olsun kazan' kuralına gayet uygun, değil mi?" O an, Gözde’ye hayranlıkla baktım. Bu duruşuyla, gerçekten beni çok etkiledi. Kudret Demir'e kafa tutmak herkesin harcı değildir. Ama Gözde bu odada, babama utanmadan, çekinmeden lafını söyledi. Bunu kardeşi Caner için yaptı, herşeyden önce farkındayım. İyiki o asansörde seninle karşılaştık Gözde Acar. Pek yakında Gözde Demir....
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD