Kaan Demir
Babama yaşattığım kısa şoktan sonra odama gelip maillerime baktım. Fırat, Gözde hakkındaki istediğim araştırmayı yapmış ve onla ilgili bütün bilgileri bana göndermişti. Okuduğu okuldan, yediği yemekten, gezdiği yerlerden, dinlediği müziğe hatta sevdiği renge kadar. Onu bırakıp giden eski sevgilisi; Halit ve babası hakkında da bilgiler vardı. En önemlisi kardeşi Caner hakkında bir dünya bilgi vardı. Okudukça içim parçalandı. Bu çocuk 10 yaşında ve yaşadığı şeyler hiç o yaşta bir çocuğun kaldıracağı şeyler değil. Gözde hep kardeşiyle ilgilenmiş. Gerçekten çok güçlü ve karakterli biz kız. Kendi öz babası, öz evladını hastalığından dolayı bırakıp gitmişken, Gözde kardeşine daha da sıkı sarılmış. Gözde hakkında okuduğum şeylerin bazıları canımı sıksa da; genel anlamda iyi bir karar verdiğimi düşündüm. Benim CEO kariyerimde Gözde gibi güçlü birine ihtiyacım olacak. Allah var güzel bir kız. Allah gerçekten sahibine bağışlasın. Ama o sahibi, onu bırakıp giden şerefsiz Halit olmasın. O karaktersiz, Gözde gibi yüce gönüllü bir kızı asla hak etmiyor.
Tekrar Gözde'nin dosyasını açıp, bilgileri gözden geçirdim. Onla konuşurken herşeyine hakim olduğumu bilmesini istiyorum.
🗂️KİŞİSEL ANALİZ RAPORU: GÖZDE ACAR
Diye yazan dosyayı tekrar açtım.
Eğitim ve Kariyer Geçmişi
Eğitim: İstanbul Sosyal Bilimler Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi İnsan Kaynakları Yönetimi mezunu. Akademik kariyeri boyunca hep burslu ve birinciliklerle ilerlemiş.
Karakter Analizi: Manipülasyona kapalı, haksızlığa tahammülsüz. "Kerem Can" kimliğinle ona yaklaştığında sana saldırmasının sebebi, savunma mekanizmasının çok güçlü olması.
Zevkler: Zümrüt yeşili tutkusu, deniz mahsullü makarna ve Balat’ın ara sokaklarında kaybolmak.
Halit Sönmez (Eski Sevgili): Gözde’nin en zayıf anında, Caner’in ameliyat masrafları ve bakım süreci ağırlaşınca "ben bu yükü taşıyamam" diyerek kaçan korkak. Şu an işleri bozuk.
Kubilay Acar (Baba): Caner'in hastalığı yüzünden aileyi terk eden, Gözde’nin hayatından tamamen sildiği figür.
Kritik Vaka: Caner Acar ve KLABT (Çarpık Ayak Hastalığı)
Hasta: Caner Acar (10 yaşında).
Teşhis: KLABT (Konjenital Lokalize Ayak Bileği ve Tibia) kaynaklı ağır Çarpık Ayak (Pes Equinovarus) sendromu.
Durum Özeti: Caner, doğuştan gelen bu ortopedik rahatsızlık nedeniyle yaşıtları gibi koşamıyor, yürümesi her geçen gün daha sancılı bir hal alıyor. Defalarca ameliyat olmasına rağmen, kemik yapısındaki bozukluk tam olarak düzeltilememiş.
Gözde'nin kendini böyle asıl paralamasının sebebi, Caner’in kalıcı sakatlık riskinin olması. Münih'de bir ortopedi kliniğinde yapılacak olan, kemik gelişimini yeniden düzenleyen çok özel bir cerrahi operasyon ve ardından gelecek uzun süreli fizik tedavi gerekiyor.
Operasyon ve protez destekleri için gereken miktar, sıradan bir çalışanın ömrü boyunca biriktiremeyeceği bir rakam.
Fırat, özel olarak bir not düşmüş;
"Kaan, Gözde'nin her ay maaşının %80'ini Caner’in fizik tedavi seanslarına ve özel ayakkabılarına yatırdığını tespit ettik. Kendine bir çöp bile almıyor. Halit'e olan nefreti, adamın Caner'in 'topal' kalacağını söyleyip gitmesinden kaynaklanıyor. Eğer Caner’in o top sahasına çıkmasını sağlarsan, Gözde sana sadece sadakat değil, ruhunu borçlu hisseder."
Dosyadaki Caner’in o mahsum, koltuk değneğine yaslanmış fotoğrafına baktım. Kendi spor kariyerimi, tenis kortlarındaki şampiyonluklarımı düşündüm. Bir çocuğun sadece "yürüyebilmek" için bu kadar büyük bir bedel ödemesi, içime çok kötü oturdu.
Telefonu elime alıp, Fırat'a sesli not bıraktım:
"Fırat, Caner için o kliniği ayarla. Dünyanın en iyi ortopedistlerini getiriyoruz. Ve Gözde’yi bu akşam, Caner’in yanına ben götüreceğim. Kendi arabamla." dedim ve mesajı yolladım.
Şimdi iş; Gözde'yi çağırıp konuşmaya kaldı.
Odasının dahiliye numarasını tuşlayarak aradım ve; "Gözde, odama gel. Hemen," dedim.
Birkaç dakika sonra kapı açıldı. Gözde, üzerinde hâlâ o savunma zırhıyla içeri girdi.
Dosyayı yavaşça ona doğru ittim. Gözde, dosyanın kapağındaki adını ve "Kişisel Analiz" ibaresini görünce gözleri büyüdü.
"Bu ne?" "Beni mi araştırdın?"
Yerimden kalkıp, camın önüne doğru geçerek, Gözde ile konuşmaya başladım;
"Ben bir imparatorluk devralıyorum Gözde. Yanımdaki insanın kim olduğunu, nerede nefes aldığını, kimden nefret ettiğini bilmek zorundayım. Senin hakkında her şeyi biliyorum..."
Yüzümü Gozde'ye dönüp, masanın üzerindeki fotoğrafları işaret ettim.
"Boğaziçi’ndeki başarılarını, o Halit denen herifin seni nasıl yarı yolda bıraktığını, babanın Caner'in hastalığını bahane ederek gittiğini... Ve en önemlisi, Caner’i. KLABT hastalığını, onun her adımda çektiği acıyı ve senin o acıyı dindirmek için kendi hayatından nasıl vazgeçtiğini biliyorum."
Gözde’nin gözleri doldu ama ağlamamak için dişlerini sıktı, farkındayım. "Bunu yapmaya hakkın yoktu! Bu benim özelim, benim acım!"
Masaya doğru, Gözde'nin yanına iyice yaklaşarak aradaki mesafeyi kapattım. Ve öylece konuştum;
"Haklısın, ama artık senin acın benim de meselem. Bak Gözde, az önce Fırat’a talimat verdim. Caner için Münih'deki o ortopedi kliniğiyle irtibata geçildi. Dünyanın en iyi cerrahları onun davasını üstlenecek. Yarın sabah hazırlıklara başla. Caner, o klinikte en iyi bakımı alacak ve sana söz veriyorum, o çocuk o sahadan yürüyerek, hatta top oynayarak çıkacak."
Gözde, olduğu yerde sarsıldı. Masadan destek almasa sanki düşecekti. Yanına gidip onu tuttum ama kendini benden çekti.
"Neden bu kadar ileri gidiyorsun?"
Gözde'nin çenesinden tutup, hafifçe kaldırdım ve gözlerinin içine baktım;
"Çünkü sen bana dürüst davrandın. O asansörde bana kafa tutarken bile gerçek bir kadındın. Ben sadece CEO koltuğuna oturmuyorum; ben seninle bir anlaşma yaptım. Demir Holding’in hanım efendisi olmanın bir bedeli varsa, o bedel Caner’in iyileşmesidir. Şimdi o dosyayı al, içindeki hastane planlarını incele ve kardeşine müjdeyi ver."
Eli titreyerek, dosyayı aldı. Bana bakıp; "Bütün bunları gerçekten yapacak mısın?"
"Hazırlıklara başla Gözde. Demir sözü. Yarından itibaren Caner'in nakil işlemleri için, gerekli işlemler ve ayarlamalar yapılacak. Şimdi çık ve kardeşine, ablasının ona bir kahraman bulduğunu söyle."
Gözde alaycı bir gülümseme ile karşıma geçip konuştu;
"Peki ya baban? Bu kadar büyük bir bütçeyi hastane için kullandığını duyarsa?"
"Babamın tek derdi benim o koltuğa oturmam. Ben o koltuğa oturduğum an, o paranın hesabı benden sorulmaz. Ayrıca... Bu senin 'CEO eşi' olarak ilk ayrıcalığın. Kimse sorgulayamaz."
"Neden bana yardım ediyorsun Kaan? Sadece bir evlilik oyunu için mi? Ayça ile de evlenebilirdin, o sana zorluk çıkarmazdı."
"Ayça bana sadece itaat ederdi Gözde. Ben itaat edecek birini değil, savaşacak birini arıyordum. Senin o asansördeki öfken, aslında hayata karşı tırnaklarını çıkarmanmış. Ben o tırnaklara holdingde de ihtiyaç duyacağım."
"Teşekkür ederim... Kerem Can. Yani Kaan..." diyerek, gözündeki o bir damla yaşı akıttı. O yaş sanki, kalbimin en derin yerine doğru aktı. Bir damla gözyaşı içimi sızlattı.
Yanına gidip, yüzüme hafifçe bir gülme yerleştirip konuşmaya başladım;
"Hala Kerem Can olabilirim. En azından akşamları, ceketimi çıkardığımda. Hadi, şimdi toparlan. Akşam Caner’e en sevdiği şeyi alıp hastaneye gidiyoruz. Ne seviyor bu ufaklık?"
"Futbol topları... Ama sadece bakıyor, oynayamadığı için biriktiriyor."
"O zaman ona söyle; o topları sadece biriktirmeyecek. Oraya gittiğimizde ona en iyi kramponları alacağım. Çünkü o toplara vuracağı gün çok yakın."
..
Holding de işler bitince, Gözde ile birlikte hastaneye gitmek için yola çıktık.
Hastanenin ortopedi servisindeki o sessiz oda, bizim gelişimizle bir anda hareketlendi. Gözde önden girip Caner’in yatağının kenarına oturdu, Ben ise elimde devasa bir paketle kapıdan içeriye girip, Caner'e doğru yöneldim.
Caner;
"Abla! Bu kim? Televizyondaki o yakışıklı adamlara benziyor."
Caner'in bu sözüne; Gözde'yle birbirimize bakıp güldük.
"Caner, tanıştırayım; bu Kaan. Benim... arkadaşım. Sana bir sürprizi var."
Paketi Caner'in yatağının baş ucuna bırakıp, Gözde'den kalan tarafına da ben geçip oturdum.
"Memnun oldum şampiyon. Sadece arkadaşı değilim aslında, ablanı razı etmek için epey ter döktüm diyebiliriz."
Caner bana biraz değişik baktı ve; "Vay canına... Sen ablamın prensi misin yoksa? Abla, hani masallarda olur ya, hani atı yok ama arabası kesin çok havalıdır bunun."
Caner'in, bu sözüne baya sesli kahkaha attım. Sesim odada yankı yaptı.
"Atım yok ama seni Münih'e uçuracak kocaman bir uçağım var Caner. Oraya gittiğimizde ayakların için sihirli bir dokunuş yapacaklar."
Ben böyle deyince, Caner'in biraz yüzü asıldı.
"Yine mi ameliyat? Doktorlar hep 'geçecek' diyor ama ben hala koşamıyorum. Okulda top oynarken beni hep kaleye koyuyorlar, 'sen dur bari' diyorlar..."
Caner'in elini sıkıca tuttum. Bu çocuk; içimde birşeyleri koparıp aldı, bu söyledikleriyle. Gözde kaç yıldır bu acıyı an be an sürekli yaşıyor. Bir kez daha gücüne hayran kaldım.
"Bak Caner, ben de çok spor yaptım. Tenis oynadım, ragbi oynadım... Ve şunu öğrendim: En büyük maçlar, en zor antrenmanlardan sonra kazanılır. Bu senin son büyük antrenmanın olacak. Söz veriyorum, o Münih'deki maçtan şampiyon çıkacaksın. Sonra seni kaleye değil, forvete alacaklar. Hatta belki ben sana pas veririm, ne dersin?"
Caner'in gözleri doldu. Heyecanla, getirdiğim hediye paketini açmaya başladı;
"Gerçekten mi? Bak, söz verdin! Eğer gol atamazsam suçlusu sensin," dedi.
O an Gözde bana üzgün bir şekilde baktı;
"Kaan, ona çok büyük bir umut veriyorsun..."
"Umut değil Gözde, gerçek. O çocuk yürüyecek," diye kısık bir sesle konuştum.
Caner, paketten çıkan imzalı orijinal futbol topunu ve kramponları görünce, birden çığlık attı.
"Oha! Bu gerçek mi? Abla bak! Kaan abi, sen gerçekten kahraman falan mısın? Ablam hep 'hayat zordur' derdi ama sen gelince her şey değişti sanki."
"Ablan biraz inatçıdır, bilirsin. Onu ikna etmek gol atmaktan daha zordu. Ama artık bir ekibiz, değil mi?" deyip Gözde'ye tatlı biz göz kırptım. Oda başını sağa sola sallayarak, "delisin" diye el işareti yaptı.
Kos koca Kaan Demir'e 'delisin' işareti yaptı.Ne oluyor Kaan sana. Normalde, bu duruma tepki vermem lazım ama veremiyorum. Gözde'nin, bizim Caner'le olan konuşmamızdaki yüzünün gülmesi, beni değişik yapıyor.
Caner, elimden tutup, beni kendine doğru çekti ve kulağıma doğru sessizce konuştu;
"Kaan abi, bir şey soracağım... Sen şimdi ablamla evlenecek misin? Çünkü babam gibi kaçacaksan hiç başlama. Ama eğer kalacaksan, ablam çok güzel yemek yapar, sadece biraz fazla kızıyor bazen," deyince tabikide Gözde duydu.
Caner'e;
"Caner! Neler söylüyorsun öyle?" deyince Gözde'nin gözlerinin içine doğru derince baktım ve gözlerinin içine bakarak konuştum;
"Kaçmak bana göre değil Caner. Ben sevdiğim maçı sonuna kadar oynarım. Ve ablan... Onu ikna etmek için her gün o kızmasına razıyım."
Caner, gülerek topuna sarıldı;
"Tamam o zaman, onay verdim gitti! Abla, bu enişteyi kaçırma, baksana kramponları bile seçmiş!" dedi.
Gözde'nin ilk kez, içten güldüğünü gördüm. Ben ise, Londra’nın soğuk ve yalnız zirvelerinden sonra, bu küçük hastane odasındaki samimiyetin her türlü CEO koltuğundan daha değerli olduğunu fark ettim. O kadar zamandır, aradığım huzuru, şu hastane ortamında; Caner'le buldum. Gözde'nin, gözündeki o mutluluk, ayrıca bir huzur verdi. Çok kapılma Kaan. Sadece kısa sürecek bir şeye çok kapılma oğlum...