'Gözde Acar'

1587 Words
Gözde Acar Merhaba, ben Gözde. Gözde Acar. 24 yaşındayım ve bazen ruhumun yaşının bu sayıdan çok daha büyük olduğunu hissediyorum. Hayat, bana oyunun kurallarını biraz erken, biraz da sert öğretti. Şu an aynaya baktığımda gördüğüm kadın, üç yıldır büyük bir şirkette İnsan Kaynakları Uzmanı olarak çalışan, masasında düzenli dosyaları, elinde kahvesi olan o profesyonel figür. Ama o şık elbisenin içinde, kalbi maraton koşan bir kız çocuğu var. Size dünyamı anlatayım... En Değerli Yüküm: Caner Evimizin neşesi, ama aynı zamanda en büyük sızısı kardeşim Caner. Henüz 10 yaşında. Doğuştan gelen bir talihsizlik; tıp dilinde 'Clubfoot' diyorlar, biz ise sadece "ayağındaki engel" diyoruz. Onun akranları gibi sokakta top peşinde koşamaması, bana bakıp "Abla, ben ne zaman iyileşeceğim?" diye sorması... İşte o anlarda İnsan Kaynakları'ndaki o güçlü kadın maskem tuzla buz oluyor. Annemle birlikte baş başa verdik, Caner için yaşıyoruz. Ama Türkiye’deki tedaviler bir noktada tıkandı. Tek umudumuz yurt dışındaki o özel klinik. Rakamı ilk duyduğumda nefesim kesildi; bir maaşlı çalışanın ömrü boyunca biriktiremeyeceği kadar yüklü bir miktar. Ama ben vazgeçemem. O parayı bulmak zorundayım, o ameliyat gerçekleşecek ve Caner o kapıdan yürüyerek çıkacak. Beklenmedik Bir Veda: Halit, yani deli gibi sevip, aşık olduğum adam.. Hayatımın en büyük ironisi ise Halit. Dile kolay, tam 5 yıl. Üniversite yıllarımız, hayallerimiz, "her şey çok güzel olacak" vaatleri... Dün akşam telefonuma düşen o mesaj, beş yılımı tek bir cümlede infaz etti: "Olmuyor Gözde, yapamıyoruz. Bir daha beni arama." İnsan beş yılını paylaştığı birinden, bir veda konuşmasını, bir göz temasını hak etmez mi? Demek ki yüküm ona ağır geldi. Demek ki benim savaşım, onun konfor alanına sığmadı. Caner’in tedavi masrafları, evdeki sorumluluklarım... Belki de korkup kaçtı. Canı sağ olsun demek isterdim ama canım çok yanıyor. Bu durumlarda tek beni anlayan sığınağım; iş arkadaşım, Berna. Oda olmasa yeminle kafayı yerim.. Bugün şirkette dosyalar birbirine karıştı, mülakatlarda adayların yüzlerini bile seçemedim. Kendimi en yakın arkadaşım Berna’nın yanına attım. Şirketteki tek huzur limanım o. "Berna," dedim, sesim titreyerek. "Caner’in parası, annemin beklentisi, Halit’in gidişi... Hepsi üst üste geldi. Ben bu kadar güçlü değilim, sadece öyleymiş gibi yapıyorum." Berna ellerimi tuttu. Bana acıyarak değil, inanarak baktı. Bazen sadece birinin 'Buradayım' demesi, en büyük fırtınayı dindiriyor. .. Ben Gözde Acar. Belki bugün kırgınım, belki bugün cebim boş ama başım dik. Kardeşimi o yola yürüteceğim, o parayı bir şekilde bulacağım ve beni yarı yolda bırakanlara inat, kendi hikayemin kahramanı olacağım. Hayat devam ediyor ve ben hâlâ nefes alıyorum. .. En büyük Eksik parçam: Babamın kaçışı. Hayatımda bir boşluk var, ama bu boşluk özlemden değil, hayal kırıklığından ibaret. Babam olacak o adam, bundan tam beş yıl önce, Caner’in durumu ağırlaştığında bizi bir başımıza bıraktı. Giderken kurduğu o tek cümle, hala kulaklarımda bir çınlama gibi: "Ben bu yükle, bu engelli çocukla uğraşamam, hayatımı yaşamak istiyorum." Başka bir kadının yanına, sorumluluklarından kaçarak gitti. O gün anladım ki; bazı insanlar sadece iyi günde 'aile' olmayı becerebiliyor. Kendi öz evladının ayağındaki klabt (bebeklikten gelen çarpık ayak) rahatsızlığını bir engel değil, bir 'bahane' olarak görüp arkasına bakmadan gitti. .. Halit’in 'Olmuyor, yapamıyoruz' mesajını okuduğumda ilk hissettiğim şey aşk acısı değildi. Tanıdık bir terk edilme hissiydi. Babamın gidişinin kopyasıydı bu. 24 yaşındayım ve hayatımdaki en önemli iki erkek de zorluk gördüğü an ilk virajda beni araçtan indirdi. Şimdi anlıyorum ki, ben sadece bir sevgiliyi değil; babamın açtığı yarayı kapatacağını umduğum o güven duygusunu da kaybettim. .. Berna’ya bunları anlatırken sesimdeki o titremeyi engelleyemedim. "Biliyor musun Berna," dedim, masamdaki Personel Özlük Dosyalarını kenara iterek. "Babam Caner'in ayağını bahane edip gittiğinde 'Bundan daha kötüsü olmaz' demiştim. Şimdi Halit de benzer bir yükün altına girmemek için kaçtı. Ben insanlara 'kaynak' yönetmeyi öğretiyorum ama kendi hayatımdaki insanların vefasızlığını yönetemiyorum." Berna gözlerimin içine baktı ve o unutamadığım cümleyi kurdu: "Gözde, senin 'yük' dediğin şey aslında senin gücün. Onlar bu güce ortak olamayacak kadar zayıftı. Sen babanın bıraktığı o enkazdan bir kariyer ve bir yuva inşa ettin. Halit sadece o yuvaya layık olmadığını kanıtladı." .. İnsan Kaynakları Uzmanı Gözde Acar olarak her gün onlarca mülakat yapıyorum. İnsanların sadakatini, yetkinliğini, kriz anındaki tavrını ölçüyorum. Ama kendi hayatımda sınıfta kalanları ayıklamam beş yılımı aldı. Babamın gidişi beni erken büyüttü, Halit’in gidişi ise beni uyandırdı. Cebimde Caner’in ameliyatı için gereken o uçuk rakamın hayali, kalbimde ise kimseye eyvallahı olmayan bir kadının inadı var. O para bulunacak, o ameliyat yapılacak. Ve o gün geldiğinde, yanımızda olmayanların gölgesine bile ihtiyacımız kalmayacak. O çok sevip, yere göğe sığdıramadığım Halit'le ilk kıvılcım; Arşiv odasında alevlendi... Her şey beş yıl önce, o heyecanlı stajyerlik günlerimde başladı. İnsan Kaynakları departmanının tozlu arşiv odasında, dosyaların arasında kaybolmuşken içeri girdi Halit. Elinde bir fincan kahve, yüzünde o hiç unutamadığım muzip gülümseme... "Bu kadar çok dosyaya bakarsan, hayatı kaçırırsın Gözde," demişti. O gün sadece dosyaları değil, kalbimin ritmini de kaçırmıştım. Ben daha 19 yaşındaydım; babamın bizi terk edişinin acısı taze, hayata karşı savunmasız... Halit benim için sadece bir sevgili değil, sığınacak bir liman olmuştu. .. Duygularını açtığı o akşamı hatırlıyorum. Yağmurlu bir İstanbul akşamıydı. "Seni ilk gördüğüm an anladım," demişti, "Senin bu güçlü duruşunun arkasındaki o nahif kızı korumak istiyorum." İnandım ona. Zamanla ben de ona deli gibi aşık oldum. Bizimkisi sıradan bir flört değildi; bir ruhun diğerini tamamlamasıydı. Hafta sonları sahilde uzun yürüyüşlerimiz, Caner’in hastalığını ilk öğrendiğinde elimi tutup "Birlikte aşacağız, ben yanındayım" deyişi... O anlarda dünyanın en zengin kadını gibi hissediyordum kendimi. Beş yıl boyunca her sabah onun mesajıyla uyanmak, her zorlukta onun sesine sığınmak nefes almak gibi bir şeydi benim için. .. Ama meğer o "korumak istediği" nahif kızın hayatı, onun taşıyamayacağı kadar ağır gelmiş. Babam Caner'in engelini bahane edip kaçtığında hissettiğim o koca boşluğu, Halit’in aşkıyla doldurduğumu sanmıştım. Şimdi o beş yılı tek bir mesaja sığdırıp, "Olmuyor, yapamıyoruz" diyerek gittiğinde anladım ki; ben ona sadece kalbimi değil, tüm umutlarımı emanet etmişim. Arşiv odasında başlayan o masal, telefon ekranındaki soğuk bir cümleyle bitti. Bernayla konuşmaya devam ettim.. Berna’ya dönüp, gözyaşlarımı silerken şunları söyledim: "Biliyor musun Berna, o bana aşık olduğunda ben sadece bir stajyerdim. Ama o benim her şeyimdi. Babamdan sonra bir erkeğe güvenmenin ne kadar zor olduğunu biliyordu, yine de o güveni benden söküp aldı. Beş yılımın her günü, her anısı şimdi birer yabancı gibi bana bakıyor. Caner’in ilacı olacağını sanırken, o da yaranın tuzu oldu." Berna elini omzuma koydu: "Gözde, senin sevdanın deliliği onun korkaklığına çok fazlaydı zaten. Sen stajyer Gözde değilsin artık; sen kardeşini ayağa kaldırmak için dünyayı karşısına alan o güçlü kadınsın." .. Beş yıl... Onca anı, onca söz, onca hayal. Şimdi hepsi İnsan Kaynakları’ndaki "geçmiş dönem" dosyaları gibi rafa kalktı. Canım yanıyor, evet. Ama Caner’in o masum yüzüne baktığımda, yas tutacak vaktim olmadığını biliyorum. Halit kendi kolay hayatına döndü, ben ise zor ama onurlu savaşımın başına... .. .. Bugün Caner'in doktor kontrolü var. Selçuk bey bize yurt dışında bir tedavi yöntemi olduğunu söyledi. Onla ilgili görüşmeye çağırdı. Bakalım, gidince öğreneceğiz. Hemde Caner'in genel kontrolünü yapacak.. Doktorun odasında, sabırsızlıkla beklemeye başladık. Doktor, röntgen görüntülerine tekrar tekrar baktı..Dr. Selçuk, gözlüğünü düzeltip Caner’in son tetkiklerini önüne koyduğunda, nefesimi tutup, onu pür dikkat dinlemeye başladım. Dr. Selçuk’un bana o tıbbi gerçekleri ve yurt dışı umudunu anlatmaya başladı. "Gözde kızım, Klabt (Pes Ekinovarus) ve Caner’in Durumu hakkında senle detaylıca konuşalım. Caner’in durumu tıp dilinde Pes Ekinovarus, halk arasında ise Klabt (çarpık ayak) dediğimiz bir deformite. Normalde bu durum doğumdan hemen sonra 'Ponseti' dediğimiz alçı teknikleriyle çözülür. Ancak Caner’de durum biraz farklı ilerlemiş. Babasının gidişi, o dönemdeki bakım aksaklıkları ve genetik yatkınlığı, ayağın içe dönük yapısını kemikleşmiş bir hale getirmiş. Şu anki durum şu: Caner’in aşil tendonu çok kısa, ayağın iç tarafındaki bağlar ise tamamen sertleşmiş durumda. Bu yüzden sadece yumuşak doku ameliyatı yetmiyor; kemik yapısına müdahale edilmesi gereken 'İlizarov' veya ileri cerrahi teknikler gerekiyor. Türkiye’de elimizden geleni yaptık ama Caner’in yaşı ilerlediği için, yani 10 yaşına geldiği için; büyüme plaklarını zedelemeden onu tam anlamıyla yürütecek teknoloji çok kısıtlı. Fakat, Yurt dışı tedavi süreci mümkün . Münih’teki o klinik, Caner için en uygun tedavinin yapılacağı yer. Gözde, seninle dürüst konuşacağım. Münih’te bu alanda dünya lideri olan bir ortopedi kliniği var. Oradaki ekip, 'Robotik Kemik Yeniden Şekillendirme' ve 'Dinamik Ortez' kombinasyonunu kullanıyor. Süreç şöyle işleyecek: Birinci Aşama (Cerrahi): Caner orada yaklaşık 6 saatlik çok kritik bir ameliyata alınacak. Sertleşmiş kemikler mikro-cerrahi ile serbest bırakılacak ve tendon transferi yapılacak. İkinci Aşama (Stabilizasyon): Ameliyat sonrası ayağa dışarıdan karbon fiber bir sabitleyici takılacak. Bu aşamada Caner’in yaklaşık 3 ay o klinikte kalması şart. Üçüncü Aşama (Rehabilitasyon): Robotik yürüme cihazları eşliğinde yoğun bir fizik tedavi başlayacak. Beyne yeniden yürüme komutları öğretilecek," diye bütün gerekli bilgi ve açıklamaları yaptı Selçuk bey. Doktorun ağzından çıkan her kelime, omuzlarıma binerken o an sadece rakamı sorabildim. Dr. Selçuk duraksadı, kağıda bir sayı karaladı; "Ameliyat, klinik yatışı, protezler ve fizik tedavi toplamda 120.000 Euro. Bu sadece tıbbi maliyet Gözde. Konaklama ve ulaşım hariç..."diye belirtti. Ben, İnsan Kaynakları Uzmanı olarak her gün maaş skalalarıyla, bütçelerle uğraşıyordum ama bu rakam benim hayatım boyunca gördüğüm en ağır "maliyet" tablosuydu. 120 bin Euro... Halit’in gittiği günün ertesinde, hayat bana en büyük sınavını kağıda döküp vermişti. Hiç birşey bitmedi. Bu daha neki, diyordu hayat bana resmen.. Kontrolden sonra ofise döndüğümde, hemen Berna'nın yanına gittim. Ofise gelince, Berna’nın uzattığı sıcak çayı alırken ellerimin hala titrediğini fark ettim. "Berna," dedim fısıldayarak. "Doktor 'mümkün' dedi. Caner’in koşması, top oynaması, o ayakkabıları düzgünce giymesi mümkün. Ama bedeli 120 bin Euro. Babamın kaçtığı, Halit’in korktuğu o bedel tam olarak buymuş. Ben bu parayı nereden bulacağım?" Berna, benim gözlerimdeki o çaresizliği gördü ama pes etmeme izin vermedi: "Gözde, sen şirketlerde kriz yönetiyorsun. Bu senin hayatının en büyük krizi. Strateji kuracağız. Gerekirse tüm şirketi ayağa kaldıracağız, gerekirse fon bulacağız ama o çocuk Münih’e gidecek," dedi. Bir mucize bekliyorum. Kocaman bir mucize. Caner için, benim mucizeye ihtiyacım var. Ne olur Allah'ım, bana bu mucizeyi nasip et..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD