“Gözünü seveyim ağlama bak yemin ederim uçaktan atacaklar bizi.”diye sızlandığımda kucağımdaki Yare dolu gözleriyle gözümün içine bakıp resmen ağlamak için fırsat kolluyordu. “Halacığım ağlama ama anladım yeterince tanımadığın için yabancıladın ama ayıp oluyor azıcık kan çekerdi yani.”küçük parmaklarını ağzına soktuğunda kendince bebeksi sesler çıkartıyordu. Yavaşça onu kucağıma yatırdığımda poposunu pışpışlamaya başladım. Hafifçe salladığımdaysa kısa sürede gözleri gitmeye başlamıştı bir on dakika içinde uyuduğunda derdinin yorgunluk olduğunu anca kavraya bilmiştim. Bebek bakmak konusundan resmen vasattım.
Venediğe inişimiz anons edildiğinde Efsunu hafifçe dürttüm gözlerini araladığında uçakta olduğunun farkına varmasıyla bir an irkilmişti kolumu sıkıca tuttuğunda korktuğunu anladım. Uçak iniş yaptığında korkusu geçmişti ama iniş yapana kadar resmen ruhu çekilmişti kadının bütün uçuş boyunca uyku hapını atıp uyumasaydı Allah bilir cinnet geçirir uçağın düşmesine sebep olurdu herhalde.
Birlikte uçaktan indiğimizde Efsun ve Yarenin valizini beklemiştik valizi aldığımızda Akının bizi alması için haber verdiği arabayı plakasından bulmuştum. Şoförün yanına gittiğimizde arabaya bindik bizi Akının bizim için hazırlattığı malikane gibi villaya getirdiğinde geniş bahçe kapısından içeriye garaja girmiştik. Garajda durduğunda arabadan inip eve ilerledik evin kapısını yabancı bir hizmetli açmıştı birlikte kalacağımız için şimdiden birbirimize alışmaya çalışıyorduk.
Şahsen benim Efsunla bir derdim yoktu onu yeni yeni tanıyordum o yüzden birlikte kalmayı dert etmeyecektim daha çok Yareyle bebek bakımı için kendimi eğitecektim. Eve girip kendimize oda seçtiğimizde ben yanıma sıfır eşya almanın pişmanlığını yaşıyordum. Yol yorgunluğu ile gidip alışveriş yapmam gerekiyordu vitrin vitrin dolaşacaktım anlaşılan. Onları evde bıraktığımda garajdaki arabayı ben almıştım. İtalya Venediğe daha önce geldiğim için buraları iyi bilirdim bana yabancı değildi en yakın AVM’ye gelmiştim arabayı otoparka bıraktığımda üst kata çıktım ve mağazaların vitrinlerine bakmaya başladım.
Tek tek mağazalara girip çıkıp bütün ihtiyaçlarımı almaya başlamıştım. İlk başta iç çamaşırı ve gecelik alarak başlamıştım sonrasında ise günlük kıyafetler almaya başladım birkaç elbise etek bluz vs derken saati baya kaptırmış ve elimde sayısız torbayla dolaşmaya başlamıştım. Ayakkabı dükkanına girdiğimde beğendiğim tüm ayakkabılardan almıştım topuklu topuksuz fark etmeksizin alırken elime şahane görünen krem renkli yukarıya doğru ipleriyle bacağı saran bir topuklu ayakkabının benim ayağıma göre olan son numara kutusunu çekip aldığımda benimle birlikte başka bir el daha bu kutuyu tutmuştu.
Tanımadığım adamla karşı karşıya gelirken gözlerimiz birleşmişti. Kumral saçlı yapılı vücudu olan ve ortalığı kasıp kavuran yemyeşil gözleri vardı kutuyu elinden çekmeye çalışırken adama İtalyanca çemkirdim. “Bırak!”diye cırladığımda oda kutuyu kendine doğru çekmişti.
“Önce ben tuttum.”dediğinde kaşlarımı çattım.
“Ya çocuk musun sen? Hem bu kadın ayakkabısı bir kere.”
“Kendime değil zaten kız kardeşime.”dediğinde göz devirdim ve kutuyu çekiştirmeye başladım.
“Çok beğendim bu ayakkabıyı hayatta yedirmem!”diye kutuyu bir ben çekiştiriyordum bir de o çekiştiriyordu kutu ortadan ikiye yırtılmadan evvel sağ ayağımla ayağının üzerine sertçe bastığımda o acıyla inlerken bende kasaya koşturmuştum. Aldığım tüm ayakkabıların parasını ödediğimde o ayakkabı artık benimdi sadece benim! Ayakkabı poşetlerini de elime eklediğimde bana kötü kötü bakan adama gıcıkça gülüp öpücük atarak mağazan çıkmıştım. Ufak bir makyaj mağazası turu da yaptığımda otoparka inip paketleri arabamın bagajına koydum ve arabama bindim. Park ettiğim yerden çıkmak için vitesi geriye alırken arabayı geriye çektim vitesi öne attığımda bir anda karşımda aynı adamı gördüğümde dona kalmıştım. Adam ona mağazada yaptığım gibi gıcıkça bir sırıtışta bulunduğunda öpücük atmış ve arabanın önünden kenara çekilmişti.
Yavaşça arabayı ilerlettiğinde tam yanında durmuştum arabanın camını indirdiğimde hafifçe kafamı ona doğru çevirdim ve ukalaca güldüm. “Çok hırçınsın mia bella.”diye mırıldandığında göz devirdim.
“Ben senin güzelin değilim.”gaza bastığımda arabayı sürmeye devam ederken kendi kendime arabanın içinde onu taklit ettim. “Çok horçonson mioo bolla!”göz devirdim ve sürmeye devam ettim kısa sürede eve geldiğimde paketleri kollarıma doldurup tek seferde odama çıkarmıştım bir daha git gel yapmaya üşenirdim ben. Şuan yapacak hiçbir işim olmadığı için bütün kıyafetlerimin etiketlerini itinayla söküp dolaba yerleştirmiştim. Saatler sonra işimi bitirdiğimde üzerimdeki yol kıyafetini çıkardım ve banyoya girdim. Gri taşlı parlayan fayanslarla dolu harika bir banyoydu o kadar büyüktü ki ağzım açık kalmıştı.
Banyonun içinde hemen hemen her şey vardı. Bir duşa kabin vardı ve aynı zamanda duşa kabinin kenarında oturmak için bir yer yapılmıştı ve o kısma da Türk hamamlarında olduğu gibi iki musluk ve koca bir lavabo benzeri bir şey vardı. Duşakabinin yanında ayriyeten büyük bir jakuzi vardı kenarda son model bir klozet ve lavabo vardı. Banyo o kadar güzel görünüyordu ki nerede yıkansam bir türlü karar verememiştim gözlerimi kısarken jakuzide sıcacık köpüklü ve dinlendirici bir banyoyu tercih ettim. Jakuzinin suyunu açıp doldurmaya başladığımda köpük toplarını incelemeye başladım iki tane mor topu attığımda banyo buram buram lavanta kokmaya başlamıştı bu koku beni benden alırken dolan jakuzinin musluğunu kapatıp bedenimi sıcak suyun ellerine bıraktım.
Jakuzide derin bir rahata ererken canım ne zaman çıkmak isterse o zaman çıkmaya karar vermiştim. Saatler sonra jakuziden çıktığımda ellerime ve ayaklarıma baktım fazlasıyla buruş buruş olmuştum yüzümü buruştururken yeni aldığım kıyafetlerde göz gezdirdim ama umursamadan siyah iç çamaşırlarımı giyip saten güzel bir gecelik aldım elime. Üzerime siyah geceliği giydiğimde siyah sabahlığın kuşağını bağladım ve saate döndüm. Saat gecenin birine geliyordu mutfağa inip bir bardak su doldurduğumda tek dikişte içmiştim kapı tıklandığında bu saatte garipsesem de gidip kapıyı açmıştım.
Karşımda alışveriş merkezindeki adamı gördüğümde şaşkınca kala kalmıştım. Adamın bir eli kapının pervazındayken bir eli karnındaydı kanlı gömleğine baskı kurmuştu kafası eğikti kafasını telaşla kaldırdığında göz göze gelmiştik.
“Mia bella?”dediğinde göz devirdim.
“Başlayacağım güzeline şimdi senin!”diye sitem ettiğimde zoraki bir gülümseme belirdi yüzünden.
“Yardım et peşimdeler.”dediğinde daha bir tek soru soramadan sokaktaki ayak sesleri çalınmıştı kulağıma refleks olarak kolundan tutup evin içine çektiğimde acıyla inlememek için zor tutmuştu kendini. Kapıyı kapatıp onu misafir odası olduğunu düşündüğüm boş yatak odasına sokmuştum yatağa oturttuğumda konuştum.
“Bekler burada ben hallederim.”diye mırıldandım.
“Hayır hiç açma kapıyı.”dediğinde kafamı olumsuzca salladım.
“Açmazsam kıllanırlar ben işimi bilirim.”bir şey söylemesine izin vermeden çıktım odadan ve kapıyı kapattım. Kapı çalındığında umursamadan aynanın karşısına geçtim ve saçlarımı karıştırmaya başladım kapı bir kez daha çalındığımda ellerimle iyice gözlerimi ovmaya başladım o kadar ovmuştum ki yaşarmıştı yanaklarımı da sıkıp kızarttığımda tamamen yeni yataktan kalkmış gibi bir görüntüm vardı. Kapı en sonunda yumruklanmaya başlandığında gözlerimi kısarak kapıyı açtım ve elimi ağzıma götürüp numaradan derince esnediğimde karşımdaki ipsiz sapsız takım elbiseli adamlara döndüm.
“Rahatsız ettik özür dileriz ama burada bir suçlu olmalı?”diyen adama çevirdim bakışlarımı ve sanki uykulu uykulu geç algılıyormuş gibi davranıyordum.
“Ne suçlusu?”dediğimde derin bir nefes aldı tekinsiz oldukları her hallerinden belliydi adamlardaki tip bile insan tipi değildi ki tövbe tövbe tuvalette ekmek yemiş gibi.
“Signora buralarda dolanan tehlikeli bir adamı arıyoruz sizin kapınızı çalmış olabilir mi?”dedi diğer adam.
Kafamı olumsuzca salladım. “Ben bile sizin kapıyı çalmanıza uyandım yani kimseyi görmedim.”dediğimde birbirleriyle bakışıp söylediklerimden tatmin olmuşlardı.
“Pekala signora iyi geceler.”dediklerinde kafamı salladım ve kapıyı kapattım. Hızlı adımlarla kapının ardından çekildiğimde misafir odasına girdim ve iki seksen yatağa serilmiş yabancı adamda göz gezdirdim. Acı çektiği her şekilde belli oluyordu yanına gelip yatağa oturduğumda elini yarasından çektim. Kurşun yarası değildi bıçaklanmıştı fazla derin değildi dikiş atılmalık mıydı emin değildim ama.
“Mia bella.”
“Signora de!”sertçe konuştuğumda yutkunup kafasını sallamakla yetindi. Banyoya girip lavabonun altındaki dolaptan ilk yardım seti aldım. Hızlıca adamın yanına geldiğimde gömleğinin düğmelerini kopartarak çıkarttım. Vücuduna yutkunarak baktım ama sonrasında kafamı iki yana sallayıp kendime geldim. Hızlıca ilk yardım malzemelerini çıkartıp pansuman yapmaya başladım pansuman bittiğinde yarasını gazlı bezle sarıp bantladım. Keskin bir ağrı kesici verdiğimde dinen ağrısıyla birlikte kafası kucağımın üzerindeyken uyuya kalmıştı.
Olan biteni şuan öğrenemeyecek gibiydim anlaşılan. Sabaha kadar acaba yarası mikrop kaptı mı? Ateşi çıkar mı diye doğru düzgün uyuyamamıştım. Sabaha karşı uykusuzluk ve yorgunlukla gözlerim kayıp gittiğinde kafam yatak başlığına düşmüştü. Saçlarımda hissettiğim ellerle gözlerimi ağır ağır açmıştım kendime gelmem biraz zaman alırken bakışlarımı tepemde duran adama diktim. Bir dakika biz bu adamla ne ara yer değiştirmiştik? En son onun kafası benim kucağımdaydı şimdi ise benim kafam onun kucağında. Kafamı hızla kaldırıp kucağında doğrulurken kaşlarım çatıldı.
“İyi misin signora.”dediğinde kafamı salladım.
“Asıl sen iyi misin? Yaran.”dediğimde yüzünü buruşturup hafifçe gülümsedi.
“Daha iyi olacağım mia bella.”kollarımı göğsümde bağlarken geceliğimin açılan bölgeleri pek umurumda değildi ama onun dikkatini baya çekmişti.
“Şimdi anlat bakalım dün gece ne oldu? O adamlar kimdi?”dediğimde hafifçe yutkundu ve derin bir nefes aldı.
“Ben ünlü bir iş adamıyım onlarda benim ihaleye girmemi istemeyen birkaç düşmanımın adamı. Dün gece geç bir saatte eve dönerken yolumu kestiler aslında arabayla gidiyordum ama önüme atlayana kadar adama bir şey olduğunu sanıp arabadan indiğim anda beni bıçakladı. İkisinin elinden kaçar kaçmaz kendimi bulduğum ilk evin bahçesinden içeriye attım oda senin evin çıktı.”dediğinde tatmin olmuştum fazla kurcalamadım.
“Bir kahvaltı edelim sonra seni evine bırakayım.”dediğimde ayaklandım hafifçe tebessüm ederken kalkmak istemişti ama onu elimle durdurdum. “Sen kal ben seni çağırırım şimdilik dinlen.”
“Sağ ol mia bella.”dediğinde bu kez karşı çıkmamış yerine tebessüm etmiştim. Odadan çıktığımda önce mutfağa uğradım kahvaltının on dakikaya hazır olacağını öğrendiğimde yukarıya odama girdim ben odama girdiğim sırada Efsun ve Yare kahvaltıya iniyorlardı. Odamdaki giyinme odasına girip dolapları açtığımda kıyafetlere bakınmaya başladım. Elimi askılarda gezdirirken ne giysem diye düşünüyordum en sonunda bir kıyafette karar kılmıştım.
Üzerime tek kolu düşük omuzlu krem renkli bir kazak şeklinde elbise giydiğimde elbisenin beline siyah bir kemer taktım ve o gün alışveriş merkezinde kavgasını yaptığımız topukluları giydim. Saçlarımı tarayıp balık sırtı ördüğümde aşağıya indim kahvaltının hazır olduğuna emin olduğumda dışarıdaki şoför adamdan bir gömlek rica etmiştim. Evde başka erkek olmadığı için ona kıyafet bulamazdım gerçi adını bile sormamıştım. Misafir odasına girdiğimde elimdeki gömleği ona verip gülümsedim. “Adın ne?”
“Benim adım Lorenzo Lowrence mia bella peki ya senin?”
“Benim adımda Ruhsar Çağlayan.”diye fısıldadım. “Hadi gel benimle kahvaltıya gidelim.”ona elimi uzattığımda elimi tutup kalkmıştı birlikte odadan çıktığımızda kahvaltı yapmak için yemek odasına ilerledik içeriye girdiğimizde Efsun yanımda getirdiğim adama şaşkınca bakarken hafifçe gülümsedim.
“Efsun bu Lorenzo Lawrence benim bir arkadaşım kahvaltıya gelmiş.”dediğimde ayaklanıp elini uzatmıştı.
“Merhaba ben Efsun.”dediğinde Lorenzo elini sıkmıştı.
“Bende Lorenzo o zaten sana söyledi.”dedi Lorenzo.
“Hadi oturalım.”dediğimde birlikte kahvaltı masasına geçmiştik. Otururken yarasını zorladığı için biraz canı acımıştı yüzünü buruşturdu ama renk vermemişti Efsunun masanın başına mama sandalyesiyle oturduğu Yareye bakarken kıkırdamadan edemedim. Sinirlerimi bozmuştu bu görüntü normalde ailelerde masanın başında evin büyüğü reisi falan otururdu bizim ki de küçük reis olmuştu.
“Bebek senin mi?”diye bana soran Lorenzo ile ne diyeceğimi şaşırmıştım.
“Ahh şey-“
“Hayır o benim bebeğim Yare. Ruhsarın bebeği karnında.”diye gereksiz bir açıklamada bulunmuştu Efsun bu adamın bunu bilmesine ne gerek vardı şimdi?
“Ah hamile misin mia bella?”diyen Lorenzo ile kafamı salladım. “Hiç belli etmiyor.”
“Çünkü daha üç aylık aslında bir doktor bulup kontrole gitmem gerek.”diye yakındığımda güldü.
“Bir doktor arkadaşım var Venediğin hatta İtalyanın en iyisi kadın doğum uzmanı.”diyen Lorenzoya bakışlarımı çevirdim.
“Kimmiş o?”
“Andrea Lowrence erkek kardeşim.”dediğinde gülümsedim.
“Gerçekten mi?”
“Si.”
“Benim için onan randevu al o halde.”dedim ve kulağına eğildim. “Bana borcun var mesela böyle kapat.”hafifçe gülümserken kafasını salladı.
“Si.”konuşmayı kesip kahvaltıya başlamıştık. Tabaklarımızı doldurup yemek yerken Efsun yemeğini erken bitirip Yareyi alıp bahçeye çıkmıştı bende yemeğimi yerken Lorenzo birkaç dakikalığına kalkıp telefonla konuşmaya gitmişti yanıma geldiğinde sandalyeyi çekip oturdu. “Sana güzel bir haberim var mia bella kardeşimin kısa bir boşluğu var seni bugün o arada alabilir kahvaltıdan sonra çıkalım mı?”dediğinde hafifçe gülümseyip kafamı salladım.
Kahvaltıdan sonra ceketimi ve çantamı aldığımda birlikte evden çıkmıştık benim arabama bindiğimizde bana hastaneyi tarif etmişti. Hastaneye geldiğimizde içeriye birlikte girmemiz bütün bakışları üzerimize çekmişti sebebi bilmediğim bir şekilde tuhaf hissetmiştik neden sanki ünlü biri girmiş gibi tuhaf tuhaf bakıyorlardı. Asansöre bindiğimizde ikinci katta durduk muayene odalarının önünde durduğumuzda beni kardeşinin odasının önüne getirdi ve kapıyı tıkladı. Gir sesinden sonra birlikte içeriye girdiğimizde hafifçe gülümsedim koltuklara geçmişti.
“Merhaba.”diye cıvıldadığımda doktor Andrea da aynı şekilde bana karşılık vermişti.
“Merhaba ben kadın doğum uzmanı Lorenzonun kardeşi Andrea istersen muayeneye geçelim.”dediğinde ayaklandım çantamı ve ceketimi koltuğa bıraktığımda odadaki sedyeye uzanıp karnımı açtım. Yanımda durup oldukça gelişmiş bir ultrasonla karnıma bakmaya başladı detaylı ultrason olduğu için bebeğim çok güzel görünüyordu. Elimde olmadan duygulanmıştım gözlerim dolu dolu olurken Andrea konuştu.
“Cinsiyetini bilmek ister misin?”dediğinde kafamı salladım.
“Si çok isterim.”diye yanıtladım.
“Küçük bir signora geliyor.”diye güldüğünde heyecanla midem kasılmıştı derin bir nefes alırken kocaman gülümsedim.
“Artık senin de bir mia bellan var.”diyen Lorenzo ile hafif bir kahkaha attım. Karnımı peçete ile silip kalktığımda koltuğa geçip oturmuştum bana yeni vitaminler yazdığında el sıkıştık.
“Memnun oldum Andrea.”
“Bende memnun oldum signora.”odasından Lorenzo ile birlikte çıktığımızda hastanenin çıkışına ilerledik. Dışarıda arabayı park ettiğimiz yere ilerlerken Lorenzonun bir karın ağrısı olduğunu fark ettim bir şey söylemek istiyor ama bir yandan da çekiniyor gibiydi arabaya bindiğimizde kemerimi takarken derin bir nefes aldım.
“Sor ne soracaksan?”dediğimde hafifçe gülümsedi.
“Aslına bakarsan küçük signoranın babasını merak ettim mia bella.”yarım ağız sırıttığımda ona döndü.
“Öldü.”
“Ahh çok üzgünüm mia bella.”diye mırıldandı. Arabayı çalıştırdığımda bana evini tarif etmeye başladı şehrin biraz uzağında ağaçlık çok güzel bir alanda şahane bir malikanenin önünde durduğumuzda bana döndü.
“Sana tekrardan çok teşekkür ederim mia bella.”bakışlarımı ona çevirdiğimde omuz silktim.
“Sorun değil.”
“Tekrar görüşmek dileğiyle mia bella.”
“Hiç sanmıyorum.”
“Ama ben sanıyorum…”