Ameliyat Sonrası🌸

513 Words
Sabahın ilk ışıkları Hakkari’nin dağlarını hafifçe boyarken, askeri hastane hâlâ sessizdi. Aslan Dağtekin’in ameliyatı üç saat sürmüştü. Kumsal Eren, yeşil önlüğü hâlâ üzerinde, ameliyathaneden çıktıktan sonra doğruca yoğun bakım odasına yöneldi. Yeni tayinliydi ama bu kadar ağır bir vakayla ilk gününde karşılaşmayı beklemiyordu. Kapıyı yavaşça açtı. Aslan yatakta sırtüstü yatıyordu. Göğsü ve bacağı taze sargılarla sarılıydı. Gözleri kapalıydı ama Kumsal içeri girer girmez yavaşça açıldı. O aynı soğuk, keskin bakış… Hiçbir şey değişmemişti. Kumsal monitörleri kontrol ederken sesini mümkün olduğunca profesyonel tuttu: “Binbaşı Dağtekin… ameliyat başarılı geçti. Yirmi dört saat yoğun bakımda kalacaksınız. Ağrınız olursa hemen söyleyin.” Aslan bir süre sessiz kaldı. Sonra o kalın, derin sesi duyuldu: “Dr. Eren.” Sadece isim. Başka bir şey yoktu. Ne teşekkür, ne gülümseme. Sadece Kumsal’ın adını söylerken sesi biraz daha alçaldı, sanki tadına bakıyor gibiydi. Kumsal yutkundu. Adamın bakışları altında kendini çıplak hissediyordu. “Kendinizi siper etmekten vazgeçin lütfen. Bu tim… yani Dağ Aslanları Timi… siz olmadan da devam eder. Siz olmadan olmaz demeyin.” Aslan’ın dudakları kıpırdamadı ama gözlerinde bir parıltı geçti – çok kısa, çok tehlikeli bir parıltı. “Sen daha yeni geldin doktor hanım. Buranın kurallarını bilmiyorsun. Dağ Aslanları’nda komutan öne çıkar. Her zaman.” Kumsal kollarını göğsünde kavuşturdu. İnatçı yanı devreye girmişti. “Ben de doktorum. Buranın kuralı yaralıyı korumaktır. Bir dahaki sefere seni ameliyathaneye taşımak zorunda kalırsam, o bakışlarınla beni korkutamazsın.” Bir an oda sessizleşti. Aslan’ın gözleri Kumsal’ın yeşil gözlerine kilitlendi. İkisi de ilk kez bu kadar uzun bakıştılar. Hava ağırlaştı. Kumsal’ın nabzı hızlandı ama bakışlarını kaçırmadı. Tam o sırada kapı hafifçe vuruldu. Üsteğmen Eymen Bozdağ kafasını içeri uzattı, omzunda hafif bir bandaj vardı. Arkasında Hemşire Açelya Polat duruyordu, elinde iki bardak çay. “Komutanım! Duydum ki aslan yine ayaktaymış. Açelya’yla kantinden çay getirdik. Senin için de var doktor hanım, yeni tayinliye ikramımız olsun.” Eymen sırıttı, her zamanki muzip haliyle. Açelya ise yanakları hafif kızararak Eymen’in koluna hafifçe vurdu. “Sus Eymen, komutan dinleniyor. Sen de yorulmuşsun, gel kantine inelim de omzuna buz koyayım.” Eymen göz kırptı. “Seninle her yere inerim Açelya’cığım.” Kumsal hafifçe gülümsedi. En azından bu ikisi rahatlatıcıydı. Ama Aslan’a dönünce gülümsemesi hemen kayboldu. Adam hâlâ onu izliyordu. Sessizce. Tehlikeli bir şekilde. O sırada koridorun öbür ucundan Yankı’nın enerjik sesi duyuldu: “Abi drone’ları şarja taktım! Yarınki operasyonda yeni bir rota çizeriz, söz! Çömez değilim ben!” Bade Kurt onun koluna girip susturmaya çalışıyordu. “Yankı… komutan dinleniyor, biraz sesini kıs.” Poyraz ve Asel koridorun köşesinde sessizce konuşuyorlardı. Asel elini Poyraz’ın omzuna koymuştu ama Poyraz sadece başını sallıyordu. Henüz bir şey söylemiyordu. Çağlar ise kantin kapısında tek başına duruyordu. Erva Demir yanından geçerken bir an durdu, göz göze geldiler. Hiçbir şey söylemeden geçti ama o bakış… ikisinin de içinde bir şey kıpırdattı. Kumsal tekrar Aslan’a döndü. “Dinlen Binbaşı. Ben gece vizitesine geleceğim.” Aslan’ın sesi yine alçak çıktı: “Gel… Dr. Eren. Ben de seni bekliyor olacağım.” Kumsal kapıyı kapatırken kalbi hâlâ hızlı çarpıyordu. Bu adam sadece yaralı bir komutan değildi. O, Dağ Aslanı’ydı. Ve Kumsal fark etmişti: Bu dağlarda av ile avcı arasındaki çizgi çok inceydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD