Kar ve Gerçekler

528 Words
Kar, cephanelik deposunun duvarına vurdukça etraflarındaki dünya daha da sessizleşiyordu. Aslan sırtını duvara verdi, Kumsal da yanına, ama aralarında bir kol mesafesi bıraktı. Rüzgâr parkalarını hafifçe dalgalandırıyordu. Aslan bir süre dağlara baktıktan sonra alçak sesle konuştu: “Kerem yarısını biliyor. O gece ben Eren’in timindeydim. Genç teğmendim. Komutanımız Mehmet Eren’di. O, timi yöneten adamdı. Ben ise onun emrindeydim.” Kumsal ellerini ceplerine soktu, soğuk parmaklarını uyuşturuyordu. “Babam… komutan mıydı?” Aslan başını hafifçe eğdi. Bakışları Kumsal’ın yüzünde bir an gezindi, sonra tekrar karanlığa kaydı. “Evet. En tecrübeli, en sert komutandı. O gece pusuya girdik. Eren öndeydi. Ben arkadan yetiştim. Komutanımı korumak için koştum… ama yetişemedim. Kurşun onu buldu. Ben de onu sırtımda taşıdım. ‘Ben iyiyim’ dedi… tıpkı senin her seferinde bana söylediğin gibi.” Kumsal’ın nefesi bir an durdu. “Yani babam… seni korumaya mı çalışıyordu?” Aslan omuzlarını hafifçe silkti. O hareket, içindeki eski ağırlığı ele veriyordu ama sesi hâlâ düz ve kontrollüydü. “Hayır. Ben onu korumaya çalışıyordum. Ama o öndeydi. Hastanede son günlerinde bana tek bir şey söyledi: ‘Kızımı koru.’ O zamanlar kızının adını bile bilmiyordum. Sadece karargâhta bir kez görmüştüm… sen 10 yaşındaydın. Eren’e koşarak sarılmıştın. Ben kapıda nöbet tutuyordum. O anı unuttuğunu sanıyorum.” Kumsal bir adım yana kaydı, Aslan’a biraz daha yaklaştı ama dokunmadı. “Unutmuşum… Ama şimdi sanki içimde bir yerlerde o görüntü var. Yeşil gözlerim… babamın gözlerine benziyormuş.” Aslan cevap vermedi. Sadece rüzgârı dinledi. Bir süre ikisi de sustu. Sonra Aslan’ın telsizi hafifçe titredi. Ekranda Albay Şahin’in mesajı vardı: “Kerem sorguda yeni bir isim verdi. Yarın sabah devam edeceğiz.” Aslan telefonu cebine koydu. “Bu iş bitmedi. Biri bizi buraya getirtti. Seni de, beni de. Ama artık yalnız değilsin.” Kumsal gülümsedi, gülümsemesi hem yorgun hem kararlıydı. “Ben de seni yalnız bırakmayacağım. Ama bir daha ‘ben hallederim’ deme. Yanında olacağım.” O sırada kantinden çıkan kızların sesleri duyuldu. Açelya, Bade, Erva ve Asel karın içinde onlara doğru yürüyordu. Ayşe Teyze en arkada, elinde iki termal bardakla. Açelya önde, minyon bedeniyle karı ezip yanlarına geldi. “Kumsal, üşüdün mü? Gel kantine dönelim. Eymen yine omzunu bahane edip kantinde kalıyor. Sen de bize katıl.” Kumsal Aslan’a bir bakış attı. Aslan’ın omuzları hafifçe gerildi ama tek kelime etmedi. Sadece başını hafifçe salladı, “git” der gibi. Kumsal kızlara katıldı. Birlikte kantine doğru yürürlerken Bade utangaç bir sesle sordu: “Yankı drone’lardan bahsedip duruyor… Ben de onun yanında kendimi çömez gibi hissediyorum. Sen nasıl bu kadar rahat duruyorsun?” Erva kollarını göğsünde kavuşturdu, samimi bir gülümsemeyle: “Çağlar tek kelime etmiyor ama gözü hep üstümde. Senin Aslan’la işin daha zor.” Asel sessizce ekledi: “Poyraz da aynı. Geçmişte bir şey var… anlatmıyor.” Ayşe Teyze Kumsal’ın koluna girdi: “Kızım, bu timin hepsi aynı ateşten. Sen hepsini yavaş yavaş tanıyorsun. Biz buradayız.” Kumsal kızların arasında yürürken omzunun üzerinden Aslan’a baktı. Aslan hâlâ duvarın dibinde duruyordu, kar taneleri omuzlarında birikiyordu. Bakışları Kumsal’ın üzerindeydi. Kısa, sessiz, mesafeli bir bakış. Kumsal içinden geçirdi: Artık her şey daha net, daha yavaş ve daha derin akıyordu. Dağlar susmuyordu. Ama bu kez susmayan sadece rüzgâr değildi. Bir sır yavaş yavaş açılıyordu. Ve kıyamama… artık en sağlam bağlarıydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD