Kantin kapısı arkasından kapanır kapanmaz sıcaklık Kumsal’ın yüzüne tokat gibi çarptı. Dışarıdaki kar fırtınası hâlâ kulaklarında uğulduyordu ama içerideki kahkaha ve kaşık sesleri onu birden gerçek dünyaya geri çekti. Açelya hemen koluna girdi, minyon bedeniyle Kumsal’ı masaya doğru sürükledi.
“Gel kızım, donmuşsun resmen! Eymen yine omzunu bahane edip bütün çikolatayı bitirmişti ama Ayşe Teyze yeni yaptı.”
Masada Bade utangaç bir gülümsemeyle yer açtı. Erva kollarını göğsünde kavuşturmuş, Çağlar’ın uzaktan attığı bakışları fark etmeden Kumsal’a göz kırptı. Asel sessizce fincanını önüne çekti, Poyraz’ın adını anmadan “Erkekler yine dışarıda karı dövmekle meşgul” diye mırıldandı. Ayşe Teyze ise iki termal bardağı masaya bıraktı, birini Kumsal’a uzattı.
“İç kızım. İçinde fırtına var, belli. O dağ aslanı yine bir şeyler anlattı değil mi?”
Kumsal fincanı iki eliyle sardı. Parmakları hâlâ buz gibiydi ama içindeki yangın çok daha sıcaktı. Babasının son sözleri kulaklarında çınlıyordu: Kızımı koru. Aslan o yükü on yıldır tek başına taşımıştı. On yıl… Ve Kumsal o geceyi, o yeşil gözleri, kapıda nöbet tutan genç teğmeni şimdi hatırlıyordu. Hatırlamak değil, hissetmekti asıl olan.
Dışarıda, karın içinde hâlâ aynı yerde duran Aslan’ın silueti camdan görünüyordu. Omuzlarında biriken karlar erimiyordu bile. Rüzgâr parkasını dalgalandırıyordu ama adam kıpırdamıyordu. Sadece bakıyordu. Kumsal’a.
Açelya çenesini masaya yasladı, meraklı gözlerle Kumsal’ı süzdü.
“Anlat hadi. O bakışlar… Kantinden çıkarken bile içini yakıyordu. Kerem sorguda yeni bir isim vermiş diyorlar. Tim gerildi, biz de gerildik. Ama senin yüzün bambaşka. Babandan mı bahsetti?”
Kumsal yutkundu. Söylese miydi? Sır artık sadece Aslan’la ikisinin arasında değildi. Ama henüz değil. Henüz değil.
“Evet… Babamdan bahsetti. Biraz.”
Bade kaşığını fincanın kenarına vurdu, utangaç sesi titriyordu.
“Yankı drone’lardan, termal görüntülerden bahsedip duruyor. Ben yanında kendimi lise öğrencisi gibi hissediyorum. Sen Aslan’ın yanında nasıl bu kadar… sakin duruyorsun?”
Erva güldü, ama gülüşünde kıskançlık yoktu, sadece anlayış vardı.
“Çağlar tek kelime etmiyor ama gözü hep üstümde. Sanki bir şey söyleyecek, sonra vazgeçiyor. Poyraz da aynı. Geçmişte bir şey var, anlatmıyorlar. Timin hepsi aynı ateşten kızım.”
Asel sessizce ekledi, sesi neredeyse fısıltı gibi:
“Ve o ateş seni yakmadan önce Aslan’ı yakmış belli ki.”
Ayşe Teyze Kumsal’ın omzunu sıvazladı.
“Dağlar susmaz kızım. Ama bazen susmayan sadece rüzgâr değildir. Kalpler de konuşur.”
Tam o sırada kantin kapısı sertçe açıldı. Soğuk hava içeri doldu. Herkes döndü.
Aslan’dı.
Kar taneleri omuzlarında, saçlarında, kirpiklerinde eriyordu. Yeşil gözleri direkt Kumsal’ı buldu. Bir an kantindeki herkes sustu. Eymen omzunu ovuşturmayı bıraktı, Yankı drone tabletini kenara koydu. Poyraz ve Çağlar bakışlarını Aslan’a çevirdi.
Aslan ağır adımlarla masaya yaklaştı. Kumsal’ın tam karşısına, boş sandalyeye oturmadı. Ayakta kaldı. Ellerini masaya dayadı, parmakları tahtaya gömüldü. Sesi alçak, kontrollü ama içindeki fırtına belli oluyordu.
“Kerem’in verdiği isim… doğrulandı. Yarın sabah ilk ışıkla operasyon var. Sen de dahil, Doktor.”
Kumsal fincanı yavaşça bıraktı. Kalbi güm güm atıyordu.
“Ben de mi?”
Aslan başını hafifçe eğdi. Gözleri Kumsal’ın dudaklarında bir an durdu, sonra tekrar gözlerine yükseldi.
“Evet. Çünkü bu iş seni de, beni de buraya getirdi. Ve artık… yalnız değilsin dedin ya.” Sesi biraz daha alçaldı, sadece Kumsal’ın duyabileceği kadar. “O zaman yanımda ol. Ama bu sefer mesafe yok, Kumsal. Bu sefer her şey net.”
Kantinde kimse nefes almıyordu.
Açelya ağzını açtı, kapattı. Bade yanakları kızararak bakışlarını kaçırdı. Erva ise gülümsedi, “İşte başlıyoruz” der gibi.
Aslan doğruldu. Ama gitmedi. Bir adım daha yaklaştı. Kumsal da kalktı. Aralarında sadece bir nefes mesafe kaldı. Aslan’ın parmakları masadan kalktı, Kumsal’ın elinin hemen yanına, tahtaya değdi. Dokunmuyordu ama dokunmak üzereydi. Elektrik o kadar yoğundu ki havada kıvılcım çakacak gibiydi.
“Geceyarısı brifing var,” dedi Aslan, sesi artık sadece Kumsal içindi. “Ama önce… seninle konuşmam lazım. Yalnız.”
Kumsal’ın kalbi tekledi. Babasının sözleri, Aslan’ın yıllardır taşıdığı yük, karın altında geçen o samimi an… ve şimdi bu bakış.
Dışarıda dağlar hâlâ susmuyordu.
Ama bu kez susmayan, sadece rüzgâr değildi.
İkisinin arasında yanan ateş de susmuyordu.
Ve bu ateş, yarın sabahki operasyondan çok daha tehlikeliydi.