Timin yeni çifti...🖤

522 Words
Karargâha dönüş yolu hiç bu kadar kısa gelmemişti. Aslan’ın eli Kumsal’ın elinde, parmakları sıkıca kenetlenmişti. Kulübeden çıkarken kapıyı arkalarından kapatmışlardı ama içlerindeki fırtına hâlâ devam ediyordu. Kumsal’ın dudakları hâlâ şişti, yanakları kıpkırmızıydı. Aslan ise her zamanki gibi sert duruyordu ama gözlerinde bambaşka bir ışık vardı – sahiplenici, gururlu, mutlu. Kapıdan içeri girdiklerinde kantin sessizleşti. Önce kimse bir şey demedi. Sonra Açelya fincanını düşürdü. Bade ağzını eliyle kapattı. Erva ise yavaşça ıslık çaldı. Erkek tarafında Eymen omzunu ovuşturmayı unuttu, Yankı drone tabletini kenara bıraktı, Poyraz kaşını kaldırdı, Çağlar ise sadece gülümsedi. Aslan hiç durmadı. Kumsal’ı masaya doğru çekti, kendi sandalyesini onun yanına çekti ve oturdu. Kolunu Kumsal’ın sandalyesinin arkasına attı – resmen “o benim” diye ilan ediyordu. Ayşe Teyze tezgâhın arkasından seslendi: “Vay be… Dağ aslanı sonunda avını kaptı demek.” Açelya ilk toparlanan oldu. Minyon bedeniyle masaya abandı, gözleri faltaşı gibi açılmıştı. “Kumsal… sen… Aslan’la… resmen mi? El ele mi geldiniz? Rüya mı görüyorum ben?” Kumsal utangaç ama mutlu bir gülümsemeyle başını salladı. Aslan’ın parmakları omzuna hafifçe değdi, cesaret verdi. “Evet… Resmen. Artık sevgiliyiz.” Kantin bir anda patladı. Bade utangaç utangaç alkışladı, yanakları pembeleşmişti. Erva ise “Nihayet!” diye bağırdı ve Çağlar’a dönüp “Gördün mü? Biz hâlâ bakışıyoruz, onlar resmen ilan etti” dedi. Asel sessizce gülümsedi ama gözleri mutluydu. Erkekler tarafında Eymen ıslık çaldı: “Aslan Komutanım, helal olsun. Yıllardır bekliyordun, belliydi.” Yankı drone kumandasını bırakıp “Drone’lar bile bunu öngöremedi” diye güldü. Poyraz sadece “Geçmiş olsun” dedi ama sesinde samimi bir tebrik vardı. Çağlar ise tek kelime etmeden Aslan’a başını eğdi – timdeki en sessiz adam bile onaylıyordu. Aslan gülümsedi. Nadir, gerçek bir gülümseme. “Dağlar şahit. Artık gizli saklı yok. O benim. Ben onun.” Kumsal Aslan’ın göğsüne yaslandı, bir anlığına. Kalbi hâlâ deli gibi atıyordu. Kulübedeki o öpücük, o sözler… hâlâ teninde yanıyordu. Aslan eğilip kulağına fısıldadı, sadece onun duyabileceği kadar: “Bu gece… odamda sadece konuşacağız. Sen hazır olana kadar. Ama seni öpmek, sana sarılmak… artık her an hakkım.” Kumsal’ın kulakları kızardı. Başını hafifçe salladı. “Tamam… Ama yavaş. İlk kez… seninle olsun istiyorum. Özel olsun.” Aslan’ın gözleri karardı, ama kontrolü elden bırakmadı. Sadece alnına küçük bir öpücük kondurdu. Kantindeki herkes “Ooooh” diye ıslık çaldı. Tam o sırada Albay Şahin kapıda göründü. Durumu bir bakışta anladı, kaşlarını çattı ama gülümsemesini gizleyemedi. “Tebrikler. Ama yarın sabah brifing var. Yeni bir istihbarat geldi. Kurt’un patronu hâlâ dağda. Dikkatli olun. Ve… aşk başka, görev başka. Anlaşıldı mı Aslan?” Aslan doğruldu, ama Kumsal’ın elini bırakmadı. “Anlaşıldı komutanım. Ama bu sefer yalnız değiliz.” Gece çökerken karargâh sessizleşti. Kumsal Aslan’ın odasına gittiğinde kapı kapandı. Işık loştu. Aslan onu yatağın kenarına oturttu, parkasını çıkardı, kendi parkasını da. Sonra yanına uzandı, Kumsal’ı kollarının arasına aldı. Sadece sarıldı. Saçlarını okşadı, boynuna küçük öpücükler kondurdu. Konuştular… Babadan, dağlardan, gelecekten. Arada öpüştüler – ateşli, derin, ama asla ileri gitmeden. Kumsal Aslan’ın göğsüne yaslanırken içinden geçirdi: “İlk kez… bu kadar güzel olacak.” Dağlar dışarıda hâlâ susmuyordu. Ama bu kez susmayan, sadece rüzgâr değildi. Yeni başlayan aşkın sessiz ateşi de susmuyordu. Ve bu ateş, kendi zamanında yanacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD