Adaya geleli bir aydan fazla olmuştu. Gündüzleri genelde yerel pazarları geziyordum. Gece ya üç kardeş dışarı çıkıyorduk ya da Tarık abim balık tuttuysa potas yapıyor, bir şişe yerel şarapla beraber evin terasında yemek yiyorduk. Lüks ve tembellik gerçekten çok tehlikeli uyuşturuculardı. Bir kere alıştı mı insan, geri dönüşü yoktu. Oscar Wilde’ın da dediği gibi; bana lükslerimi verin, gereksinimlerim olmadan da yaşarım. Her sabah, güneş doğarken adanın tertemiz denizinde birkaç mil yüzüyor, sonra da beyaz kumlarında dinleniyordum. Ne kadar çok güneş koruyucu kullandıysam da, elimde olmadan bronzlaşmıştım. Bronz tenim de güzel görünüyordu. Bronzlaştıkça, nedense bedenime olan özgüvenim yerine geliyordu ve bikinilerimi daha canlı renklerde tercih etmeye başlamıştım. Adaya geldiğimizde resm

