Bir saat kadar süren bir araba yolculuğundan sonra jetin olduğu Fakhri pistine gelmiştik. Buğlem gördükleri karşısında şokla bana döndü ve
"Ne işler karıştırıyorsun" dedi. Bu haline gülümsedim ve
"Hem iş gezisi hem de sana doğum günü hediyesi işte. Hepsini birleştirdim" dediğimde o da bana gülümseyip
"İşler için seni kandırıyorum demiyor da uyanık seni" deyince bende ona göz kırptım ve arabadan indim. İşin doğrusu bu olayı uçağı ve şuan bagajdan aldığım bavulları Omar abi halletmişti. İş için iki gün sonra gideceğim toplantıyı erkene çekmişti ve Buğlem için de böyle bir şey hazırlamıştı benim adıma. Bende bunları galada mesajdan öğrenmiştim. Düşünmeyi bırakıp bende hızla jetteki yerimi aldım ve Amerika'ya doğru yola çıktık. Nasıl zordu şimdi oraya gitmek çünkü orada kalmıştı asıl benliğim, dünyam dediğim kadın orada kalmıştı. Gece on ikide çıktığımız yolculuk akşam üzeri altı gibi son bulmuştu ve bizde şimdi havaalanından çıkmış otele doğru yola koyulmuştuk. Bir saatlik bir Amerika yolculuğundan sonra sonunda kalacağımız otele gelmiştik. Otel Omar abinin buradaki ortaklarından birinin oteliydi. Bu otele burada kaldığım zamanlar çok sık gelirdim o yüzden bu oteli unutmam mümkün değildi. Ben otele bakarken Buğlem yanıma geldi ve koluma girip.
"Gençlik anılarınız mı geldi aklınıza Ejaz bey" dediğinde gözlerimi devirdim ve
"Çok kız atmışlığım var buraya" deyip onu bozduğumda o da bana göz devirdi ve
"Biliyoruz o hallerini de şimdiki halin yabancı bize" dediğinde sözlerinin altındaki ima açıktı. Aramızdaki mesafeden hoşlanmıyordu. Eski beni istiyordu ama masaldan sonra olmuyordu işte. Ben cevap vermeyince o da üstelemedi ve sessizce otele giriş yaptık. Kapıda bizi karşılayan adam saygıyla başını eğdi ve
"Hoş geldiniz efendim sizi burada görmek büyük bir şeref" dediğinde bizde ona başımızla selam verdik ve elindeki anahtarları alıp odamıza doğru yürümeye başladığımızda Buğlem bana bakıp
"Ayrı mı kalıyoruz şimdi" dediğinde inatla kabullenmeyişine tepki vermek istesem de sessiz kaldım ve odaların önüne gelince anahtarını ona uzatıp
"Karşılıklı odalarımız, yerleş duş al. Akşam mekanlara bir bakalım" deyip odama girdim eşyalarımızı taşıyan adama iyi bir bahşiş bıraktıktan sonra kendimi en hızlı biçimde duşa atmıştım. Gala bu seyahat derken hem çok gerilmiş hem de çok yorulmuştum. Bir saat süren bir duştan sonra eşyalarımı rastgele dolaba yerleştirdim ve akşam için giyebileceğim bir şeyler baktım. Siyah bir pantolon ve gömlek giyip eldivenlerimi de taktım ve paltomu üzerime atıp kapıdan çıktım. Çıkmamla da Buğlem'le çarpışmıştık zaten. Buğlem'e baktığımda yine gereğinden çok iddialı bir parça seçmiş ve üzerine de benim gibi bir palto atmıştı. Tek fark onun paltosu siyah ve yere kadardı. İkimizde birbirimize bakarken Buğlem koluma girdi ve
"Benim mekandan başlayalım" dedi. Bende onu başımla onaylayınca yürümeye başladık.
En başta Buğlemin mekanları olmak üzere Omar abinin mekanları tek tek gezmiş bir problem olup olmadığını kolaçan etmiştik. Tüm gecemizi buna harcadığımız için sabaha karşı otele geçmiştik ve ikimizde bitmiş haldeydik. Uyumak için odalarımıza çekildiğimizde çoktan sabah olduğunu yeni aydınlanan havadan anlamıştım. Şimdi ise saat çoktan dört olmuştu. Buğlemle bir şeyler yapmam gerekiyordu ama hiç içimden gelmiyordu. Tüm gün duşa girip öylece oturmak ve sadece masalı düşünmek geliyordu içimden ama mümkün değildi. Amerika'ya gelmek bana hiç yaramamıştı. Bazen tam unuttum deyip hayatıma devam ediyor gibi oluyordum ama birkaç dakika bile geçmeden yine geliyordu aklıma ve gitmeyi de hiç bilmiyordu. Bazen de sesini duyuyor gibi oluyordum ya da kokusu geliyor sıcaklığını hissediyordum. Doktora görünmem gerekiyormuş Omar abi öyle diyordu ama pek umursamıyordum doğrusu. Tüm dünyam masaldı işte. Bir kere almıştım onu dünyama çıkarıp atamıyordum. Düşüncelerim beni gasp etmişken kapının sesiyle kendime geldim. Uykulu bir sesle
"Kim o?" dediğimde Buğlemin sesini duymuştum.
"Hadi uykucu bugünkü programımızı ayarladım ve şimdi çıkmamız gerek. Rahat bir şeyler giy şelale var bugünkü planda" dediğinde ne diyeceğimi bilememiş sadece duyduklarımı idrak etmek için birkaç saniye düşünmüştüm ve sonunda beynim çalışmaya başlamıştı. Reddedemeyeceğim aşikar olan bu plana uymaktan başka şansım yok gibiydi. Bundan dolayı da yavaşça ayağa kalktım ve Buğlem'in dediklerini dinleyip rahat bir şeyler giydim. Kapıdan çıktığımda yarı çıplak bir Buğlem görmeyi beklemesem de şaşırmamıştım da. Bozuntuya vermeyip onu takip etmeye başladım. Otelin çıkışına geldiğimizde lüks bir dağ jeepi bizi bekliyordu. Buğlem direksiyona geçerken bende sessizce yanına bindim. O kadar emek vermiş bir şeyler ayarlamıştı. Bozmamak için sessiz kalıp sadece ayak uydurdum. Bir buçuk- iki saatlik bir yolculuk sonunda bir kamp alanına gelmiştik. Buğlem arabayı park edip bana döndü ve
"Küçük bir kaçamak iyi olur, temiz hava yarar hem ikimize de " dediğinde saçmalama der gibi sırtına baktım ve yüzümü ekşitip
"Ben kamp falan yapmam Buğlem saçmalama" dediğimde bu sefer Buğlem yüzünü ekşitti
"Onu bende biliyorum Ejaz bey etrafı gezer etkinliklere katılalım yarından sonra dönüyoruz zaten lütfen" dediğinde istemsizce kabul ettim ve beraberce arabadan indik. Bagajdan aldığımız sırt çantalarımız ve eşofman takımlarımızla kamp alanına doğru yöneldik. Birkaç dakika sonra yanımıza gelen görevliyle günün akışı belli olmuştu. İlk etkinlikler ardından yemek sonrada yürüyüş ve şelale ziyareti vardı. El mahkum katıldığım bu günün bitmesi için şimdiden dua etmeye başlarken etkinlikler de çoktan başlamıştı ama burası Amerika'ydı ve etkinlikler halat çekme falan değildi. Antin kuntin bir sürü etkinlikten sonra at yarışı, ok atma, elma vurma, bıçak saplama vb gibi etkinliklerin sonucunda tabi ki de biz Buğlem'le açık ara öndeydik ama işte bundan sonrası için aynı şeyi söyleyemezdim. On dakika öpüşün, sarılın falan etkinliklerinde de bir o kadar geride kalmıştık. Masaldan sonra kimseye dokunmamıştım bir oyun içinde dokunmazdım ama her şeye rağmen ikinci olmuştuk ve indirim kuponu kazanmıştık. Çok ihtiyacımız vardı sanki derken kartı çok isteyen bir takım olduğunu fark etmemle kartı onlara verdim ve güle güle kullanmalarını söyledim. Bu olay üzerine ikisi de çok mutlu oldular ve binlerce kez teşekkür ettiler. Bazen para bir çift gülen yüz etmiyordu işte bu da o andı. Trilyonlarım da olsa bir bir tebessüm cümlesi kadar huzur vermiyordu işte. Sonunda etkinlikler bittiğinde güzel bir yemekten sonra zirveye doğru yolculuğa koyulmuştuk. Yolda herkes kamp hikayelerini anlatırken biz sadece yürüyorduk. Sonunda yol bitip şelaleye vardığımız da gerçekten günün en değerli şeyiydi.
Şelaleyi gördükten ve buğlem bir sürü fotoğraf çektikten sonra sonunda otelin yolunu almıştık. Yarın büyük gündü ve ikimizin de dinlenmesi gerekiyordu. Otele geldiğimizde buğleme bugün için teşekkür ettim ve odama doğru yola koyuldum. Odama geldiğimde yıllar sonra tekrar gitmek de varmış diye geçirdim içimden. Yıllar önce Masalla gitmiştik şelaleye o an gözümün önünden gitmiyordu. Yüzündeki tebessüm, gözlerindeki hayranlık ve içindeki çocuksu telaş. Ne çok özlemiştim en güzel mecburiyetimi. Ne tatlıydı o çocuksu halleri. Sabah uyandığımda ne zaman uyuduğumu hiç hatırlamıyordum en son hatırladığım masalın hayaliyle hasret giderdiğimdi. Galiba öylece sızmıştım. Kıyafetlerimle yatakta yatıyordum ve çoktan sabah olmuştu. Saate baktığımda toplantıya bir saat kalmıştı. Hızlıca ayaklandım ve kısa bir duş alıp hemen kendimi dolabın önüne attım. Bizde de sistem böyleydi işte. İstesem de yıllardır siyah dışında pek bir renk giyebilmişliğim yoktu. Şimdi de nerede yazdığını bilmediğim bu kurala uyarak siyah bir takım ve siyah bir gömlek giydim işte tamamdım. Ayakkabılarımı da giydim. Her şey tam olunca odamdan çıktım ve Buğle'min kapısını çaldım.
"Geliyorum canım" sesini duyunca bende duvara yaslanıp beklemeye başladım. Birkaç dakika sonra Buğlemde hazır bir şekilde çıkmıştı odasından. Siyah ama iddialı bir parça seçen buğlem her zamanki gibiydi. İkimizde tamam olunca lobiye doğru ilerlemeye başladık. Lobiye ulaştığımızda araba çoktan kapının önüne gelmişti. Saate baktığımda neredeyse geç kalmak üzereydik buğlemle hızla arabaya ilerleyip arabaya atladık ve toplantının olacağı otele doğru yola koyulduk. Yarım saat sonra sonunda otele vardığımızda ikimizde arabadan inip otele doğru ilerlemeye başladık. Burası o oteldi. Masalla geldiğimiz oteldi, onu bıraktığım oteldi. Buradan çıkışımı ve o an içimdeki acıyı tarif etmek şuan imkansızdı. Ben kaskatı kesilmiş öylece otele bakarken birden bacaklarımda hissettiğim baskı ile kafamı aşağı eğdim. Dünya tatlısı bir kız çocuğu koşarak bacaklarıma sarılmıştı. Gerçekten çok tatlı olan bu küçük kız çocuğunun ağlaması içimi acıtmıştı. Ben tam küçük kıza doğru eğilmiştim ki duyduğum ses beni önce dondurmuş sonra alevlere atmıştı...