Rena şaşırmış görünüyordu. Küçük kardeşinden böyle bir soruyu almak bile kalbini sızlatmaya yetmişti. Gözlerini kaplayan buğunun ardından kardeşine odaklanmaya çalıştı.
"Sen benim kardeşimsin Lena, yaptıklarını bilinçli yapmadığını biliyorum ve hasta olmandan dolayı seni suçlayamam ."
Lena boğazına tutunan düğümden kurtulmak için yutkundu. Ailesinin ölümüne sebep olan yangını kendisi çıkarmış, çocukken bile ablasını boğmaya kalkmıştı ama kendisinden vazgeçilmemişti. İçinden gelen kalkıp ablasına sarılma isteğini güçlükle bastırdı ve duygu yükünden dolan gözlerini kucağındaki ellerine çevirip aklından geçenleri dile getirdi.
"Annemi ve babamı ben öldürdüm Rena."
Genç kadın kardeşinin yanına oturup elleriyle kardeşinin çenesini kavradı ve yavaşça kendi hizasında kaldırdı. Artık Lena doğrudan ablasının gözlerinin içine bakmak zorunda kalmıştı. Kadın titremeye başlayan sesiyle konuştu.
"Sen değil, hastalığın yaptı Lena. Emin ol onlar da sana kızgın değillerdir, kendini bu kadar hırpalama lütfen."
Poyraz bu duygusal anı bozmak istemese de pansuman için gerekli şeyleri almış Lena'nın önünde diz çökmüştü. Pamuğa döktüğü alkollü suyu kadının ellerine sürüp temizlerken bir yandan da ara ara kadına bakıyor, göz göze gelince gözlerini tekrar cam parçalarının kestiği ele indiriyordu.
Yarayı temizledikten sonra kadının avuç içlerine saplanan birkaç küçük cam parçacığını da çıkarttı. Oluşmaya başlayan ufak kan damlalarını pamukla baskı uygulayarak durdurmuştu. Sargısını da sardıktan sonra ayağa kalktı. Zaten kadınlar konuşmuyor, sadece akıllarında yaşanılanları oturtmaya çalışıyordu.
"Rena Hanım." Diye söze girdiğinde kadın "Lütfen sadece Rena deyin doktor bey." diye düzeltti adamı.
Poyraz kibarca gülümseyerek "Rena, bugünlük bu kadar görüşme yeter sanırım. Lena'nın biraz dinlenip, düşünmeye ihtiyacı var. İşiniz yoksa yarın sabah dokuzda uğrayın, hep beraber dışarıda sohbet edelim. "
Rena doktoru onaylayıp kardeşine sıkıca sarıldı. Başına ufak bir öpücük kondururken; "Seni seviyorum." diye fısıldamış öyle yanlarından gitmişti.
Lena aklının karışması dışında ne hissettiğini de bilemiyordu. Mutlu muydu, öfkeli mi ayırt bile edemiyordu şu an. Tüm duygulardan birer parça birleşmiş, saniyeler içinde sırayla onları yaşıyormuş gibiydi.
Rena'nın ardından doktorun da gideceğini sanmıştı ama adam yanına oturmuş, kadının sargılı ellerini ellerine almıştı.
"Neler oldu Lena? Seni bu kadar öfkelendiren bir şey mi gördün?" dedi meraklı bakışlarla. Bu bakışlarda sadece merak yoktu yalnız, kadın bakışların ardındaki ilgiyi, şefkati görmüştü. Gözlerini yeşil harelerden uzaklaştırarak karşısında kilitli kapıya doğrulttu.
"Yangın gününü gördüm. Nasıl çıktığını, benim hatam olduğunu. Ailemin yanık bedenlerinin kokusunu ciğerlerimde hissettim Poyraz! O kibriti ben çaktım, Grace değil."
Poyraz hiçbir şey diyemedi. Böyle bir durumda ne diyebilirdi ki? Lena artık her şeyin farkındaydı ve suçu hastalığa atmak hiçbir şeyi düzeltmeyecekti.
"Grace'i gördüm. Uyandığımda banyodaydı. Sanki gerçekten oradaydı, bilmiyorum kolumu sıktığını bile hissettim."
Kadının kendisine bakmamasına rağmen Poyraz bir an olsun gözlerini Lena'dan çekmemişti. Bakışlarını kadının ellerine indirip, ellerini acıtmayacak kadar hafif bir şekilde sıktı. Kadına güç vermek istiyordu, yanındayım demek...
"Bu gibi sanrılar tekrarlanacaktır. Vücudun ilaçla karşı koyabilir, zihnin seni yanıltacak şeyler yapabilir. Bir daha gerçek olmadığını düşündüğün bir şey görürsen gözlerini kapat ve sakince içinden ona kadar say. Eğer hala oradaysa şu cihaza tıkla hemen geleceğim. Yalnız değilsin Lena, bunu sakın unutma." diyerek cebinden çıkarttığı çağrı cihazını Lena'nın avucuna bıraktı.
Lena minnettar şekilde adama gülümsemeye çalıştı ve yanağına ufak bir öpücük kondurdu. Dudakları adamın yanağına değdiğinde hissettiği karıncalanma hissi gözlerini adamdan kaçırmasına sebep olmuştu. Adamın sakallarının sertliği yumuşak dudaklarına sürttüğünde yanan dudakları,adamdan ayrıldığında alev almış gibiydi.
Poyraz bu duruma şaşırsa da bir şey demedi ve dinlenmesi için kadını yalnız bıraktı. Odadan çıktığında hala kendine gelememişti. Lena'nın o halinden tek sarsılan kadın değildi, Poyraz da epey etkilenmişti. Kendisini kadına yardım edemediğinden yetersiz hissetmesinin yanında Lena'nın küçük dostça öpücüğü de aklını karıştırıyordu.
Sadece teşekkür amaçlı olan bu öpücüğün ardından kadın gözlerinin önünden gitmiyordu. Yarı çıplak, zayıf vücudu gözlerinde canlanınca kendinden iğrendi. Bu durumda bile kadının vücudunu düşündüğü için içten içe kızmıştı kendine. Biraz temiz hava almak amaçlı dışarı çıktığında Rena'nın yan taraftaki banklardan birinde oturduğunu gördü. Yavaş ama kendinden emin adımlarla kadının yanına doğru ilerledi.
"Siz daha gitmediniz mi?"
Rena puslu gözlerin ardından güneşi engelleyen adama baktı. Artık elini yüzüne siper etmesine gerek kalmamıştı. Karşındaki iri cüsse güneşe yol açıp yanına oturunca bakışlarını adamın yüzüne odakladı ve gülümsemeye çalıştı.
"Sanırım benim için zor bir gündü. Biraz temiz hava almak için oturdum, hala kendimi toparlayamadım da."
"Anlıyorum sizin için de zor bir durum. Kardeşinizin bir kez daha hastalandığını görmek, geçmişte yaşadığınız zor zamanları hatırlatmış olmalı." dedi adam kadını rahatlatmak için.
"Evet, üstelik onu tekrar burada bulmak gerçekten ironik. Gidebileceği her yere baktım ama aklıma çocukluğunda yatırıldığı hastane hiç gelmemişti."
"Yanlış anlamazsanız Lena'nın geçmişindeki bulgular hakkında da bazı sorularım var. Tabi konuşmak için hazır değilseniz bekleyebilirim."
"Hazır olmam önemli değil, o iyi olacaksa tüm sorularınızı yanıtlayabilirim."
"Hastalığıyla ilgili ilk belirtileri merak ediyorum. Hatırlıyor musunuz?"
Kadın yerinde huzursuzca kıpırdandı. Derin bir nefesin ardından;
"Evet küçükken bir hayali arkadaşından bahsedip dururdu. Hatta bir gün benimle tanıştırmak istedi ve 'Şu an yanında, bak burada oturuyor.' dediğinde korkup, ona kızdığını hatırlıyorum. Sonrasında hiç konusunu açmamıştı."
"Ailenizin haberi var mıydı?"
"Evet onlara da bahsetti. Yalnız bir çocuk olduğu için hayali bir arkadaş yarattığını düşünüp çok üstünde durmadı ailem. Tabii kısa bir süre sonra arka bahçemizde ufak mezarlar ve kayıp civcivler artınca çok korktuklarını hatırlıyorum. Annem bir gün onun civcivi öldürdüğünü görüp boşluğa gülümsediğini ve tartıştığını gördüğünde doktora gittiler zaten."
"Ama yatmasını onaylamadılar." dedi Poyraz sitemkar bir ses tonu ve yüz ifadesiyle. Kadın çaresizce başını aşağı yukarı sallayıp doktoru onayladı.
"Lena çok küçüktü ve yalnız kalacağı bir yer aileme mantıklı gelmedi. Ne ilaç kullanacaksa evde kullansın diye düşündüler."
"Sonrasında bu zarar verme olayı büyüyünce yatışa ikna oldular anladığım kadarıyla."
Kadın ilk kez gözlerini doktordan kaçırdı. Bu anıları yine yaşıyor gibi korkmuştu. Yüzü gergin bir hal alırken anlatmaya başladı.
"Evet hayatımda en korktuğum günlerden biriydi sanırım. Okuldaki ilk günümün ardından epey yorgun hissettiğim için annem kokulu bir banyo hazırlamıştı. Küvette zaman geçirmeyi sevdiğimi biliyordu. Aslında Lena da çok severdi, beraber köpüklerle oynar, su savaşı yapardık. O gün de ardımdan banyoya girdiğinde benimle küvete girecek diye mutlu olmuştum. "
"Peki bir tuhaflık sezinledin mi? Halinde, tavrında? Kendisi gibi miydi, yoksa yabancı biri gibi mi?"
Kadın gözlerini kısıp düşündü.
"Bir tuhaflık hatırlamıyorum. Suya girdiğinde bana değil sağ tarafa baktığını hatırlıyorum. Sonra bir şeyler fısıldadı. Ne dediğini sorduğumdaysa birden saçımdan kavrayıp başımı suya gömmüştü."
Üstünden çok zaman geçmesine rağmen kadının anlatırken bile hala etkilendiği belliydi. Elleri titremeye başlamıştı ve sesi de titriyordu. Poyraz konuyu kapatmayı düşündü ama kadın devam etti.
"Çıkmak için çok çabaladım ama küçücük bir çocuğa rağmen öyle güçlüydü ki... Etrafımda duran şampuan şişelerini düşürdüğümü hatırlıyorum. Bir şeyler kırıldı ve boğuk bir çığlık sesi duydum. Annem gelip bizi öyle görünce çığlık atmış Lena'yı küvetten çekip ona ilk tokatını atmıştı."
Durdu, bakışları tekrar adamınkileri bulunca devam etti anlatmaya.
"Lena'ya bağırıp çağırırken onun için üzüldüğümün hatırlıyorum. Kendisine geldiğinde banyodan çıkartılırken benden özür diledi ve bunu Grace'in yaptığını söyledi."
"Sizin için gerçekten zor bir durum. Hala bu anıları hatırladığınızda fazla tepkiler veriyor, kabuslar görüyorsanız size yardımcı olmak isterim. Numaramı biliyorsunuz, istediğiniz zaman benimle konuşabilirsiniz."
Kadın gülümsedi. Hayranlıkla adamı süzerken hiç de utanıyormuş gibi görünmüyordu.
"Gerçekten çok kibarsınız Poyraz Bey ama endişelenmeyin ben iyiyim."
"Buna sevindim. Yarın geliyorsunuz sanırım. Değil mi?"
"Tabii ki sizinle sohbet etmek gerçekten iyi hissettirdi. Bunu asla kaçırmam." diyerek tekrar gülümsedi.
Ön dişlerinin hafif ayrık oluşuna rağmen çekinmeden gülümsüyor, hatta gülümsemesini beğeniyordu Rena. Tıpkı bu doktoru beğendiği gibi. Adam kalkacak gibi görünüyordu. Bir şeyler sorması gerek gibi hissetti.
"Başka soracağınız soru yok mu? Lena için sabaha kadar sorularınızı yanıtlayabilirim."
Adam gülümsediğinde bir kez daha hayranlıkla onu izledi. Erkeklerde en dikkat ettiği şey gülümsemeleriydi ve bu doktor gerçekten harika bir gülümsemeye sahipti. Etkileyici ses tonuyla konuşmaya başladığındaysa heyecanlanmıştı. Adamla birkaç dakika daha konuşabilecek diye.
"Son bir soru daha sorayım o halde. Lena sadece etrafına mı zarar verirdi?"
"Vücudunda hep yara bere olurdu. Düştüğünü, parkta bir çocukla kavga ettiğini falan söylerdi ama beni boğmaya çalıştığı o günün akşamında annem Lena'nın babamın jiletiyle bacaklarını çizdiğini yakalayınca artık hastaneye yatırılması konusunda emin oldu. Yirmi dört saat gözetim altında kalması kendi sağlığı açısından gerekliydi artık çünkü bacaklarını onu dinlemediği için Grace'in kestiğini söylüyordu."
"Anladım teşekkür ederim Rena, gerçekten çok yardımcı oldun. Seni de daha fazla yormayayım. Yarın tekrar görüşeceğiz zaten. Şimdilik hoşçakal." diyerek hastaneye geri girdi adam.
Girerken arkasından vücudunu incelemeyi unutmayan Rena adamın arkadan görünüşünden de tatmin olmuştu. Gülümseyerek kalktı ve evinin yolunu tuttu.