17.Rena

1707 Words
Bu masum istek adamı duraksattı. Lena'nın gözlerinde gördüğü kendi yansımasına takılı kaldı bir süre. İlacın etkisiyle göz bebekleri irileşmişti ve doktorun kendisini daha net görebilmesini sağlamıştı. Uzun zamandır birinin gözlerinden kendisini görmediğini fark etti. İnsanlarla hiç o kadar uzun süreli göz teması kurmuyor, kursa bile odaklanmıyordu demek ki. Başıyla onayladı kadının isteğini ve ayaklarının ucuna oturdu. Lena fısıltıyla teşekkür etmiş ve gözlerini adamdan çekip yavaşça kapatmıştı. Poyraz derin bir nefes aldı. Tüm ciğerlerini dolduran nefesi bir süre daha içinde hapsedip yavaşça bıraktı. Sakinleşmek istediğinde yaptığı gibi. Lena'nın gözlerinde gördüğü adamdan etkilenmişti. Hayran bakışlarını yakalamıştı bir şekilde o gözlerde. Uzun zamandır kimseye öyle bakmadığına emindi ve şimdi bununla yüzleşmek zor geliyordu. Azra'ya ihanet etmiş gibi hissediyordu. Tüm bu düşüncelerden uzaklaşabilmek için yine aynı nefes yöntemini tekrarladı ve artık nabzı normale dönmüş, gözlerinin önünden Azra'nın yüzü silinmişti. Yatakta uyuyakalan kadını kontrol edip uyuduğuna emin olunca yavaşça yataktan kalktı ve parmak ucunda ilerleyerek sessizce odayı terk etti. Cebinde epey yer kaplayan telefonunu çıkarıp uzun zamandır görüşmediği dostunu ararken mahcup hissediyordu. Adamın sadece işi düştüğünde aklına gelmesi bu mahcubiyetin en büyük sebebiydi. Telefonda hal hatır sorma işlemi bitikten sonra adama araştırması için Rena Lewith adını verdi ve telefonu kapattı. Lena ne kadar konuşmak istemese de Poyraz ablasının bildiklerini öğrenmek istiyordu. İşten kovulmamak adına diğer hastalar için günlük rutin ziyaretlerine başladı. Hızlı hızlı üç odaya girip hastalarıyla konuştu ve Lena kadar kötü durumda olmadıkları için şükretti. Onlarla yeteri kadar ilgilenemediğini düşünüyordu. Öğle yemeği saatini çoktan geciktirdiği için yemekhaneden rica üzerine bir sandviç aldı ve onu yiyerek gireceği grup terapisindeki hastaların dosyalarını kontrol etti. Sadece ikisi kendi hastasıydı ve diğerleri hakkında da bilgi sahibi olmalıydı. İki saat sonra grup terapisinin başarılı geçtiğini umarak odadan çıktığında telefonu titriyordu. Türkiye'den tanıdığı dostuydu arayan. Rena hakkında bu kadar çabuk bir şeyler bulmuş olabilmesine şaşırıp hemen telefonu açtı. "Kemal, oğlum bu ne hız." Diyerek açmıştı telefonu. Karşısındaki adamın gülüşünü duyunca onu gerçekten özlediğini ve en yakın zamanda görüşmesi gerektiğini aklının bir köşesine not etti. "Bir dahakine daha zor bir şeyler iste Poyraz. Kadın zaten bir sene öncesine kadar üç, dört ayda bir kardeşi hakkında bilgi alabilmek için merkeze gelmiş. Sürekli dosya oluşturulmuş ama hiçbir sonuç yok. Dosyalarda adını görünce hemen iletişim bilgilerinden telefon numarasını aldım ve kadına ulaştım." Poyraz heyecanlandığını hissetti. Lena yanılıyordu, görünüşe göre ablası ondan vazgeçmemişti. "Kadın kardeşinin bulunduğunu duyunca gerçekten çok heyecanlandı ve hemen onu görmek istiyor. Ben de senin çalıştığın hastanenin adresini verdim. Umarım yanlış bir şey yapmamışımdır." Poyraz Lena'nın bulunuşunu kendi başarısı gibi kadına aktaran arkadaşına kızmamıştı. Sonuçta onun da arada övgüye ihtiyacı vardı değil mi? Arkadaşına doğru yaptığını söyleyip onu rahatlattı ve danışmaya doğru ilerlemeye başladı. Rena'nın geleceğini bildirecekti ki bu sayede kadın geldiğinde ilk kendisinin haberi olacaktı. Danışma masası görüş alanına girdiğinde koyu kahverengi saçlara sahip, hafif balık etli bir kadınla konuşan personeli gördü. Personel de etrafa bakınıp Poyraz ile göz göze gelince kadına işaret etmiş ve bakışlarını önündeki bilgisayarın ekranına çevirmişti. Kadın doktora doğru hızlı adımlarla yaklaşıp tam önünde durdu. Karşısına gelen kadının yüzünü görünce dolgun dudaklarının arasından dökülen sözcüklere ihtiyaç bile duymamıştı Poyraz. "Merhaba, ben Rena Lewith." dedi kadın. ***** Elindeki kibrit kutusuna bakan kız karşısındaki kadını dinlememesi gerektiğini biliyordu. Uzun süredir onu dinlememesi ailesine kavuşmasını sağlamıştı zaten. Kadın başının tepesinden topladığı kömür karası saçlarıyla oynarken kızı ikna etmek için konuştu. "Dikkatlerini çekmelisin Lena, baksana annen oturmuş Kur'an okuyor, ablan odasında akşamki partiye kaçmanın yollarını arıyor, alkolik baban da çalışma odasında yine kafayı bulma peşinde. Kimse seni özlemişe benzemiyor!" diyerek raflardan aldığı votka şişesini açıp kafasına dikti. Lena söylenilenlerin doğru olduğunu düşünse de Grace'i dinlememesi gerektiğini biliyordu. Ailesi kendisi eve geldiğinde ilgilenmiyorsa ne olacaktı sanki? Akşam yemeğinde yine hep beraber olacaklardı nasılsa. Grace aldığı yudumla yüzünü buruşturdu ve şişeyi yerine koyarken devirdi. Etrafı saran keskin alkol kokusu ikisini de rahatsız etmişti. "Sadece küçük bir kıvılcıma ihtiyacın var Lena, hemen söndürülebilecek bir alevle hepsinin ilgisini üstüne toplayabileceksin." "Hayır, yine o hastaneye kapatılmak istemiyorum, bunu yapmayacağım." "Bana karşı mı geliyorsun!" Diyerek yerde oturan kızın önünde eğildi ve öfke dolu bakışlarıyla kızı esir aldı. Elindeki kibrit kutusunu aldığında gülümsüyordu Grace. "İstediğimi yapmazsan benim yapacağımı biliyorsun. Cayır cayır yanmaya hazır mısın?" Diyerek elindeki kibritin ucunu kutusuna sürttü ve alev alan çubuğu az önce alkol döktüğü yere attı. Bir anda harlanan ateş Lena'nın korkuyla yerden fırlamasını sağlamıştı. Grace'e bunu neden yaptığıyla ilgili bağırıp çağırmayı düşündüğünden kadının olduğu tarafa döndüğünde ortadan kaybolduğunu görüp elindeki kibrit kutusunu fark etti. Kutuyu korkuyla fırlatıp alkol şişelerinin olduğu rafı kaplamaya başlayan alevler karşısında çığlıklarına hakim olamamıştı. Kapıyı açıp odadan çıkmak aklına bile gelmiyordu. Ufak çaplı bir öfke kontrol krizi sebebiyle "Bunu neden yaptın?!" Diye bağırıp, ağlıyordu sadece. Kapının ardından kırıldığı, beline dolanan elleri, yerden kaldırılan vücudunun farkında bile değildi. Babası tarafından odadan çıkarılırken alevler içinde kadının yüzünü görüyordu. Tutuşan saçlarına rağmen gülümseyen Grace'i. Lena ve ablası Rena birbirine sarılmış ailesinin alevleri söndürmek için koşuşturmasını izliyor bir yandan da ağlıyorlardı. İtfaiyeye haber verilmesine rağmen gelene kadar yangın öyle hızlı büyüyüp dışarı yayılmıştı ki artık nefes almak güçleşmiş, çıkan dumandan dolayı etraf görünmez olmuştu. Bir patlama sesinin ardından Lena ablasının hareketsiz yatan bedenine döndü. Ne kadar dürtüklerse dürtüklesin uyanmıyordu bir türlü. Beyninde yankılanan ses de ne yapacağını düşünmesine izin vermiyordu. "Sen öldürdün, aileni yaktın!" diyen kadın sesi giderek şiddetini artırırken Lena kendinden geçmişti bile. Boğazındaki yanma hissiyle çığlık atarak kabusundan uyandı kadın. Bir an gerçekten yangının ortasında hissetmişti kendini. Terden sırılsıklam olmuş saçları yastığını bile nemlendirmişti. İlaçların yan etkisi olduğunu düşündü. Geçmişinden gelen anıları rüyalarında gün yüzüne çıkıyor olmalıydı. Bu anı bile kendisini bu kadar sarsmışken hayatı hakkında öğreneceği diğer gerçekler kadını daha da korkuttu. Onları kaldırabilir miydi bilmiyordu. Banyoya gidip soğuk bir duş alarak kendine gelmeyi düşündü. Üzerindeki paçavradan bozma kıyafetlerini çıkarırken de eski hayali arkadaşını düşünüyordu. Küçüklüğünden beri yanından ayrılmayan Grace'i. Rüyasında gördüğü an tanımıştı onu. Bu kadar iyi tanıdığı birini hiç var olmamış gibi unutması ne kadar normaldi ki! Gerçi Grace gerçekte hiç var olamamıştı ki hatırlayabilsin. Kafası allak bullak olan kadın aynaya çevirdi bakışlarını. Oradaydı! Arkasında fayanslara yaşlanmış, siyah saçlarını kabartmış kendisine gülümsüyordu. "Merhaba Lena, beni özledin mi?" Tam hastalığını kabullenmiş, küçükken tanıştığı Grace isimli kadının gerçekte olmadığına inanmışken şimdi tekrar karşısına çıkması Lena'yı sarsmıştı. Yüzleştiği kadının hayal olduğunu bilmesine rağmen bu kadar gerçekçi oluşu, koluna dokunduğunda hissettiği temas gerçeklik duyusunu artık yitirdiğini ispat ediyordu adeta. Kolundaki eli sıkıca kavrayıp kendisinden uzaklaştırdı. Öfkeliydi ama karşısındaki hayali arkadaşına değil, hala onun gerçek olduğuna inanan kendisine. Kadına bağırıp küfürler etmeye başladı. Tüm odada yankılanan 'Sen gerçek değilsin! Beni rahat bırak!' cümleleri ilaç dağıtmak için kapının önünden geçen hemşirenin dikkatini çekmiş, kilitli odayı gördüğünde hemen acil durum butonuna basmıştı. Acil durum uyarısı hastanın doktoruna, yani Poyraz'ın çağrı cihazına düştü. Poyraz çağrı cihazına düşen oda numarasını gördüğünde karşısındaki kadını unutup küfretti. "Bir sıkıntı mı var?" Dedi Rena iri gözlerini saran merak duygusuyla. Poyraz en yakındaki kilitli ilaç dolabından sakinleştirici ararken "Lena." Diyebildi sadece. İğneyi hazırladığı gibi de koridorda koşmaya başladı. Lena'nın odasına gelip kilidi açtığında kadını banyo duvarlarına vururken bulmuştu. Lavabonun üzerindeki ayna parçalanmış, ayna kırıklarının elini kesmesi sebebiyle duvarlar kan izleriyle boyanmıştı. Hızla banyoya girip çıldırmış gibi duvarları yumruklayan kadını kucakladı. Bu halde olmasaydı iç çamaşırlarıyla sergilediği bu manzarayı hayranlıkla izleyebilirdi adam ama şu an tek düşündüğü kadının sakinleşmesiydi. Lena'nın yumrukları artık Poyraz'ın göğsüne atılıyordu. Hedefini şaşırmıştı. Yatağın ucuna doğru kadını taşıyıp yere oturdu ve kadını biraz daha kendisine çekti. Bir yandan da sakinleştirmek için kulağına yanında olduğunu fısıldıyordu. Uzunca bir dakikanın ardından çığlıklar azalmış, yerini usulca süzülen gözyaşlarına bırakmıştı. Kollarındaki kadın bu tanıdık kokuyla karşılaşınca sakinleşti. Başını adamın boynuna gömmüş, güven veren adamın kokusunu ciğerlerine çekiyordu. Ne kadar süre öyle kaldıklarını kestiremedi Poyraz. Kollarındaki kadının sakinleştiğini görünce "İyi misin?" Diye sordu. Alacağı yanıtın doğru olmayacağını bildiği halde. "Evet." Dedi kadın ve başını adamın boynundan çekince yanlarındaki bir çift topuklu ayakkabıyı fark etti. Yarı çıplak bir halde doktorunun kucağında olduğunu bildiği için bu manzarayı kimin izlediğini görmek, kime rezil olduğunu öğrenmek istiyordu. Topuklu ayakkabıların sahibine doğru başını kaldırdığında ufak bir sarsıntı daha yaşadı. Gerçekle sanrıyı artık ayırt edemediğini biliyordu. Gördüğü kişinin gerçek olduğunu teyit etmek için seslendi. "Rena?" "Kardeşim." dedi kadın ıslak gözlerini elinin tersiyle silerek. Şimdi yanlarına o da diz çökmüştü. Birbirlerine şaşkın bakışlar atarken olayın dışardan biri tarafından görülme riskini fark eden Poyraz hala kucağında olan kadını yavaşça kaldırdı ve yatağın üzerine bıraktı. Üzerine de çarşafı sardığında daha güvende hissetmişti. Çıplaklığını hiç umursamayan Lena önünde diz çökmüş kadına "Beni nasıl buldun?" Diye sordu. "Sonunda polis merkezinden haber geldi. Tam beş senedir seni arıyordum Lena!" "Daha öncesinde aramak aklına gelmedi mi? Ben sokaklarda yaşarken mesela, evsizken neredeydin?!" Öfkesine yenik düşüp ağlamamak için verdiği mücadeleyi kazanmıştı Lena. Gözlerine dolan yaşlar cümlesini bitirdiğinde kaybolmuştu. "Daha öncesinde sokaklarda hiç yaşamadın ki Lena. Benim yanımdaydın." "Beş sene öncesine kadar ben seninle mi yaşıyordum yani?" Dedi emin olmak için. "Evet, hastaneden taburcu olduğumda ailemizden kalan parayla bir daire kiraladık ve beraber yaşamaya başladık. " Lena güldü. Artık hiçbir duyduğu kendisini şaşırtmıyordu. Tüm hayatının bir yalan olduğunu görmüştü ve bundan on sene önce sen unicorn'dun deseler buna bile inanacak raddeye gelmişti. İçi biraz olsun rahatlamıştı. En azından beş yıl öncesine kadar yalnız olmadığını, yanında ablası olduğunu öğrenmişti. Bu gerçeği kafasında tartıp sindirmeye çalışırken odadaki varlığını unuttukları doktor konuşmaya dahil oldu. "Rena hanım, beş sene öncesine kadar dediniz. Ne oldu da Lena yanınızdan ayrıldı?" "Ailemizi kaybetmemizin on beşinci yılında başladı tuhaflıklar. Başta önemsemedim ama artık Lena'yı kendi kendine konuşurken, hatta kavga ederken bulmaya başlamıştım. Hastalığının tetiklediğini ve ilaçlarını kullanmadığını gördüğümdeyse doktora gitmeyi önerdim. Lena doktor ismini duyunca delirdi ve deli olmadığını söyleyip evi terk etti. Çok aradım, iş yerine gittim, takıldığı mekanlara gittim ama bulamayınca polise bildirdim." "İş yerime mi gittin? Ne iş yapıyordum ki?" Diye sordu Lena alacağı cevaptan korka korka. "Bir kafede baristaydın. Son zamanlarda da boşta kaldıkça Arapça çevirmenliği yapmaya başlamıştın." Lena duyduklarından sonra sessiz kalmıştı. Hastalığına öfkeleniyordu, hatta kin güdüyordu artık. Gayet sıradan olabilecek bir hayatı acılarla dolu bilmesine sebep olmuştu bu hastalık! Bedeninden iğrendirmişti kadını, erkeklerden soğutmuştu. Hem de ortada hiç bir sebep yokken! O kafasında bunları düşünürken Poyraz merakına yenik düşmüş Rena ile sohbete başlamıştı. "Arapça çevirmenliği dediniz. Arap asıllı olduğunuzu bilmiyordum." "Annem Arap, çocukken bana öğretmeye çalışıyordu ama Lena benden daha hevesli ve zeki çıktı. Hasta ziyaretlerinde sık sık Arapça, Türkçe çevirili kitaplar getiriyorduk. Kendini geliştirince de bundan para kazanmaya başladı." Onlar bu gibi sıradan konulardan bahsederken Lena düşüncelerinden sıyrılıp aklını kurcalayan tek şeyi dile getirdi. "Seni boğmaya çalışmama rağmen neden bana yardım ettin? Neden beni arayıp durdun?"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD