"Sence Nevin ablayla çok mu ağır konuştum Kedi?"
Kedim olacak hayvan beni takmadan patilerini yalamaya devam etti.
Bende onu takmadığımı belli etmek için ona bakarak omuz silkip aynanın karşısına geçtim.
Çenemde bir tane kocaman sivilce çıkmıştı. Aynı kedimin patisi gibi, koskocamandı. Yüzümü gören insanlar ilk orama bakıp 'Aman Tanrım geçmiş olsun Çağın'cığım' derdi. O derece büyüktü.
Neyse ki ben böyle şeylere abartılı tepkiler veren bir insan değildim.
Bu arada daha önce sivilcemin büyük olduğunu söylemiş miydim?
Evet o çok büyüktü.
Gözüm makyaj masama kaydığında annemin gönderdiği kozmetik için olan parayla bir sürü cips kola ve bisküvi aldığımı hatırlayınca kalbime öküz oturdu.
Sonra aklıma sulu boyalarım geldiğinde gülümsemiştim.
Tabii benim yüzüm nasıl bir hâl aldıysa kedim olacak kedinin küçümser gibi mırıldanıp kuyruğunu sallaya sallaya yatağımın üstüne çıkması bir oldu.
Bir de yüzümü görmeye tahammül edemiyormuş gibi başını benim olmadığım yöne çevirmişti.
"Aklımı mı okudun?"
Şahsıma cevap vermeyi layık görmediğinde oflayıp yatağımın üstündeki sırt çantamı alarak sağ omzuma bir kolunu asmış ardından kedime dil çıkarıp önce odamdan sonra iki katlı evimden çıkmıştım.
Aslında ev benim değilde babamın eviydi ama konumuz bu değil.
Gözlerim bir garaja bir de bisikletime kaydı.
Şeytan diyor o kadar ceza yiyorsun bari hak et de ye ama işte benim canım değerliydi.
Araba kullanmayı bilmiyordum. Hadi YouTube'dan öğrenmeye kalksam yine bir şekilde bir şeyleri becerebilirim de... Abi saatte yüz küsür kilometre hızla İstanbul trafiğinde hayatta gidemem ben.
O cezalara layık olabilmem için usta şoför olmam gerekliydi.
Babamın yediğim cezalardan haberi olmuyordu. Emniyetteki abilerim sağ olsun hem devlete karşı kol kanat geriyorlar hem de babama karşı.
Gerçi babamın haberinin olmaması daha iyiydi. Sonuçta bundan üç yıl önce ehliyet için hesabıma attığı parayla bisiklet almıştım...
Sorsan harçlıklarımdan biriktirip bisikleti aldığımı söylerdi ama bende nerede o sabır.
Canım bisikletim güzel bisikletim olan Bisiklet'in yanına ilerleyip sırt çantamı daha önceden bisikletin önündeki sepete yerleştirdiğim tencerinin üstüne yerleştirdim.
Nevin ablaya karşı kendimi biraz suçlu hissediyordum. Kendimi affettirmeliydim. O yüzden ona sarma yapmıştım. Bir de hayatımda ilk defa sarma yapmıştım. Bu da onun için olmuştu.
Tadını sevmiştim ama annem genellikle benim için midesiz dediğinden yine de tadına tam güvenemiyordum. Sonuçta ben önüme ne konulursa yerdim. Nevin abla nasıl şeylerden hoşlanır bilemiyorum.
İçimden 'misafir umduğunu değil bulduğunu yer' lafını geçirip bisikletime binmiş hız yapmamaya özen göstererek karakola doğru sürmeye başlamıştım.
Ben ve karizmatik bisikletim Bisiklet, mahallenin sokaklarından geçerken birkaç dükkan sahibine karşın korna çalıp selam vermiştim.
Her sabah okula gitmeden önce aynı faslı yaşadığımız için onlarda bana selam verip gülerek onlara müsait olduğum bir zamanda uğramamı söylemişlerdi.
Ara ara durarak esnafla kısa sohbetler etmiş, evimle arasında bir kilometre olan karakola böyle böyle ulaştığımda gülümsemiştim.
Küçükken eve misafir geldiğinde ağlamaya başladığım için babam hep beni karakola getirir oradaki insanlara emanet edip operasyona çıkarmış.
O yüzden onların hepsini tanıyordum. Ama onlar beni görmemezlikten gelmeye ısrarla devam ediyorlardı.
Tamam ortaokul, lise, üniversite filan derken biraz uzaklaştık falan da numaramı hâlâ kaydetmemeleri büyük saygısızlıktı.
Bisiklet'i kenara park edip arkasından zinciri çıkarıp biri çalmasın diye kilitledim.
Bisiklet'in önüne ilerleyip önce çantamı almış ardından da tencereyi alarak karakolun içine doğru ilerlemiştim.
"Kimleri görüyorum? Hayrola biz bugün uğramadık diye bizi mi ziyarete geldin?"
Yalçın abinin sesi etrafımdan geldiğinde sesin geldiği yöne döverek ona kısa bir bakış atıp sonra hıh'layarak önüme dönmüştüm.
Yediğim azar daha dün gibi aklımdaydı.
Azarın dün olması dışında problem yok...
Yalçın abi arkamdan homurdansada onu umursamadan Nevin ablanın çalıştığı kısma ilerledim.
Çay ocağının önüne geldiğimde kapının kapalı olduğunu görmüştüm. Tencereyi belime yaslayıp tek elimle tutmuş kapının kolunu aşağı indirip içeriye girmiştim.
Keşkem girmeseymişim.
Birbirine cilve yapan karı koca benim içeri girmemle bana doğru bakıp birbirlerinden uzaklaşmıştı.
Necmi amca bana kısa bir selam verip odadan ayrıldığında geriye Nevin abla kaldı.
Gergin ve utangaç...
Ona doğru ilerleyip elimdeki tencereyi masaya koyup çantamı da sandalyeye astım. Çay ocağının içindeki dolaplara ilerleyip bir tabak ve çatal çıkarıp tencereme geri dönmüş, içinden Nevin abla için sarma çıkarmaya başlamıştım.
"Bu ne kızım?"
"Geçen gün üzdüysem diye sana sarma yapmıştım. Kendimi affettirmek için."
Ona doğru dönüp baktığımda bana her ne kadar küsmediğini söylesede omuz silkip sarma dolu olan tabağı onun önüne itip yemesini işaret etmiştim.
"Ben tadına bakmıştım. Çok güzeller."
Bana içten bir gülümseme bahşedip çatalı eline alıp sarmayı çatala takmış ve ağzına atmıştı.
Bir kere çiğnedi, iki kere çiğnedi, üçüncü de yüzü buruşur gibi oldu, dörtte bir şey yok manasında elini salladı, beşte eliyle çok güzel işareti yaptı, altı da daha fazla çiğnememek için yuttu.
"Çok güzel olmuş Çağın'ım."