1- ‘Emir Abi’

2544 Words
& Eylül & Yemeği kontrol etmek için mutfağa girdim. Tencerenin kapağını araladım, kuru fasulyenin iyice piştiğinden emin olduktan sonra ocağın altını kapattım. Yan ocakta ise pilav demlenmeye bırakılmıştı. Abim bu akşam yemeğine Emir’in de davetli olduğunu söylediğinden beri içimde hafif kıpırtılar var. Onu uzun zamandır göremiyordum ve çok özlemiştim. Son kez yemeğe baktıktan sonra gidip karşı komşunun kapısını çaldım. Kapıyı Sevgi teyze açtı. “Sevgi teyze, Eslem evde mi?” dedim daha selam bile vermeden. Gülümsedi. “Evet kızım, gel odasında” Evin kapısının üstündeki anahtarı alıp içeri girdim. Eslem’in odasına yöneldim. Kapı aralıktı. İçeri girdiğimde Eslem yerde spor matının üstünde ter içinde kalmıştı. Her zaman ki gibi YouTube da ‘Leslie’ videosunu izleyerek spor yapıyordu. Eslem beni fark edince videoyu durdurdu. “Allah aşkına spor yaparken kapını kapatma ya, içeriyi kokutmuşsun,” dedim ağzımdan kaçırarak. Normalde bu kadar açık sözlü olmam ama Eslem’le aramızda filtresiz bir bağ vardı, kardeş gibiydik. “Tamam dur, pencereyi açayım,” dedi gülerek. Ben de gidip yatağına oturdum, ayaklarımı altıma topladım. “Hoş geldin,” dedi. “Hoş buldum… Geçen senin siyah bluzun vardı ya, yıkayıp veririm demiştin,” dedim. “Ha dur, vereyim,” deyip dolabın kapağını açtı, siyah bluzu çıkarıp bana uzattı. Sonra gözlerini kısıp baktı. “Ne oldu kız, senin ki mi gelecek?” “Sus ya,” dedim hemen. “Şimdi annen duyar.” Eslem sırıttı, yatağın kenarına yaslandı. “Canım, annem de biliyor Emir abiden hoşlandığını. Kızım herkes senin o adamdan hoşlandığını anlar ya… Ama bir aptal abin anlamıyor, bir de Emir abi.” İçimden bir şey koptu sanki. Başımı öne eğdim. “Ya,” dedim, “abim aradı işte. Akşama yemeğe Emir abiyi davet etmiş. Ben de en sevdiği yemek olan kuru fasulye ve pilav yaptım.” Eslem’in gözleri parladı. “Ooo,” dedi, “birileri sevdiceğinin gözüne girmeye çalışıyor.” Derin bir nefes aldım. Ellerimi dizlerimin üstünde birleştirdim. “Eslem,” dedim, sesim biraz titreyerek, “senden akıl almam lazım… Sence benden hoşlanması için ne yapmam gerekiyor?” Eslem kollarını göğsünde birleştirip bana ciddi ciddi baktı. “Bak canım arkadaşım,” dedi, “dürüst olacağım. Öncelikle Emir abi gerçek anlamda çok beyefendi. Böyle aile reisi gibi adam resmen, hani temiz bir profil çizer ya… O işte. Sen de çok güzel bir kızsın ama o sana karşı bir şeyler hissetse bile sanki abinden ötürü bilinçli bir şekilde uzak duracak gibi.” İçimde biriken sinir dudaklarımdan döküldü. “Bazen,” dedim, sesim istemeden sertleşerek, “abimin yok olmasını istiyorum.” Eslem hemen yüzünü buruşturdu. “Ay öyle denir mi ya,” dedi. “Abin hoş çocuk ama birazcık sert.” “Bence odunun teki dışarıya çıkmama bile doğru düzgün izin vermiyor. Dışarısı tehlikeymiş.” Omuz silkti. “Korumacı bir abin var işte. Aman neyse, abini boş verelim,” dedi sonra gülümseyerek. “Biz seni akşama hazırlayalım.” Bir anda yerinden kalktı, makyaj çantasını çıkarıp yatağın üstüne koydu. Fermuarı açtı, içinden bir fondöten çıkardı. “Gel,” dedi, “sana güzel bir makyaj yapayım. Emir abi seni görünce dibi tutuşsun. Hem bu elimdeki fondöten bin beş yüz TL.” Gözlerim fal taşı gibi açıldı. “Yuh,” dedim, “bir fondötene bu kadar para mı verdin? Hayatta sürmem, yazık ya.” “Saçmalama kızım,” dedi elini sallayarak. “Neyse, hadi makyajını yapayım.” Ben de yatağın ucunda doğrulup aynaya baktım, kalbim akşamın hayaliyle çarparken kendimi Eslem’e teslim etmeye karar verdim. Eslem işi abartmadan yaptı. Ne gözlerimi koyulaştırdı ne de yüzümü bambaşka birine çevirdi. Hafif bir fondöten, kirpiklere tek kat rimel, dudağıma da sanki kendi rengiymiş gibi duran bir parlatıcı sürdü. Aynaya baktığımda hâlâ bendim ama daha toparlanmış, daha canlıydım. Sonra saçlarımı aldı, tek tek düzeltti. Düzleştiricinin sıcaklığı saçlarımda gezinirken kalbim de aynı tempoda hızlandı. Tam o sırada kapı aralandı. “Çocuklar,” dedi Sevgi abla neşeyle, “kek yaptım, çay da demledim.” Elinde tepsiyle içeri girdi. Odaya mis gibi kek kokusu yayıldı. Gözleri bir an durup bana takıldı, baştan aşağı süzdü. “Senin ki mi akşama gelecek?” diye sordu, gülümsemesini gizlemeden. Yanaklarım yandı. “Şey… evet Sevgi abla,” dedim utana sıkıla. Başını salladı. “Merak etme kızım,” dedi, “o çocuk çoktan sana gönlünü kaptırmıştır da abinden ötürü belli etmiyordur.” Hemen omuz silktim. “Aman Sevgi abla,” dedim, “kaptırsa ne olacak sanki evleneceğiz.” Hiçbir zaman Polyannacılık oynamadım. İçimde ne varsa biliyordum ama hayalleri büyütüp kendimi kandırmazdım. Evet, çocukluğumdan beri Emir’e aşıktım. Emir uzun boyluydu, neredeyse 1,95 boyundaydı. Geniş omuzlu, tişörtün altından bile kaslı olduğu belli olan, fazlasıyla karizmatik bir adamdı. Hayatında biri var mı yok mu bilmiyordum. Bildiğim tek şey, Emir’le konuşurken kendimi bir masalın içinde hissettiğimdi. O kadar nazikti ki, ben onun bir karıncayı bile incitebileceğine inanmazdım. Kekten bir dilim aldım. Çaydan bir yudum içtim. Kalbim biraz sakinleşir gibi oldu. Hazırlık bitince Eslem’e sarıldım, Sevgi ablaya teşekkür edip eve döndüm. Akşama doğru telefonum çaldı. “Eylül, müsait misin?” dedi abim. “Evet abi,” dedim. Telefon kapandı. Direkt mutfağa geçtim. Masaya baktım. Her şey yerli yerindeydi, kusursuzdu. Elimi kalbimin üstüne koydum. “Dur Eylül,” dedim kendi kendime, “çok heyecanlanma… Ayy dur Eylül, dur.” Kapı çaldı. “Allah’ım yardım et bana,” deyip koşarak kapıyı açtım. Abim ve Emir karşımdaydı. Gözlerim istemsizce Emir’e kaydı. Bir anlığına bakıştım, sonra hemen gözlerimi kaçırdım. “Hoş geldiniz,” dedim. Ayakkabılıktan terlikleri alıp uzattım. Tam o sırada abim, “Çok feci sıkıştım,” dedi ve beni kenara itip tuvalete koştu. Ben gülümseyerek Emir’e döndüm. O an bakışlarını üzerimde hissettim. Emir bana hiç böyle bakmazdı. Daha doğrusu hiç bu şekilde bakmamıştı. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. “Terlik vereyim Emir… Emir abi,” dedim. “Sağ olasın, kardeşim,” dedi Emir. O kardeşim kelimesi içimde bir yere çarpıp kaldı. Hep derdi zaten. Ne zaman bana yaklaşsa, ne zaman sesini biraz yumuşatsa araya mutlaka o kelimeyi koyardı. Sanki aramıza görünmez bir duvar örmek ister gibi. Ben kenara çekildim. “Yolu biliyorsun zaten,” dedim. Emir salona doğru geçti. Kapıyı kapatıp peşinden girdim. O, koltuğa rahatça oturdu. Ceketini çıkarmadı, sırtını geriye yasladı. Ben de onun çaprazındaki koltuğa iliştim. Aramıza koca bir sessizlik çöktü. İçimde bin cümle varken ağzımdan tek kelime çıkmadı. Alttan alttan ona baktım. O ise gözlerini halıya dikmişti. Sonra başını kaldırdı, bana baktı. “Dersler nasıl gidiyor?” diye sordu. “Şey,” dedim, “sınava daha çok var ama biraz zorluyor. Daha doğrusu geçen sene aldığım puan çok düşüktü. Aslında şehir dışında Hukuk Fakültesi’ni kazanabiliyordum ama… malum, abim izin vermedi. O yüzden buradaki üniversite için hazırlanıyorum işte, bakalım.” Emir’in yüzü bir an sertleşti. “Şehir dışı olmaz zaten,” dedi net bir sesle. “Sen zeki kızsın, kazanırsın. Merak etme.” O sırada salona abim girdi. Hiç düşünmeden yanıma geldi, kollarını omuzlarıma doladı. “Ev mis gibi kokuyor,” dedi. “Ne yemek yaptın?” “Kuru fasulye ve pilav,” dedim. Gururla Emir’e döndü. “Görüyor musun Emir,” dedi, “kardeşim yine en sevdiğin yemeği yapmış.” İstemsizce Emir’e baktım. O an o da bana baktı. Gözlerinde yine aynı bakış vardı; tanıdık, derin ve insanın içine işleyen. Kalbim hızlandı ama o bakış sadece bir an sürdü. Emir hemen gözlerini kaçırdı, abime döndü. “Abartma Serkan,” dedi. Abim güldü. “Tamam be,” dedi, “bir dalga geçmeye gelinmiyor. Hadi yemeğe oturalım.” Tam o anda abimin telefonu çaldı. Cebinden çıkarıp ekrana baktı, sonra açtı. “Alo,” dedi. Abim uzun süre telefonu kulağında tuttu, kaşları çatıldı. Karşı tarafı dinledi, dişlerini sıktı. “Tamam lan,” dedi sonunda sinirle, “bir işi de becerin ya.” Telefonu kapattı. Emir hemen ona döndü. “Hayırdır, ne oldu?” diye sordu. Abim bu kez bana baktı. “Kardeşim,” dedi, “hadi sen git sofrada eksik var mı diye bak.” “Baktım ya,” dedim, “hiçbir eksik yok.” Ne zaman abimle Emir iş konuşacak olsa, beni mutlaka ortamdan uzaklaştırırlardı. Abimin bir kafede çalıştığını biliyordum. O kafenin sahibi de Emir’di ama ben oraya bir kez bile gidememiştim. Abim izin vermemişti. “Eylül hadi git bak, Allah Allah,” dedi bu kez daha sert. “Tamam ya, odun,” deyip mutfağa yöneldim. Arkamdan Emir’in kısa bir kahkaha attığını duydum. Gülüşünü görmek isterdim. Onu gülerken izlemek isterdim ama yine kaçırmıştım. Mutfağa girince sofraya baktım. Tencereleri çıkardım, tabaklara yemekleri koydum. Her şeyi düzenledim. Sonra bir sandalyeye oturdum, nefes aldım. Bir süre sonra mutfağa abim girdi. “Eylül,” dedi, “ya benim acil işim çıktı. Ben şimdi gideceğim. Ben gelene kadar Emir abin burada olacak.” Kalbim deli gibi çarpmaya başladı. Emir’le hiç yalnız kalmamıştım. “Ta… tamam abi,” diyebildim. Yanıma geldi, yanağımdan makas aldı. “Hadi, görüşmek üzere,” dedi. Tam çıkarken mutfağın kapısında Emir belirdi. “Dikkat et Serkan,” dedi. “Merak etme kardeşim,” diye karşılık verdi abim. Az sonra kapının kapandığını duydum. Ev bir anda sessizleşti. Ayağa kalktım, masayı işaret ettim. “Geç Emir abi,” dedim, sandalyeyi göstererek. Emir sandalyeye yerleşti. Ben de karşısına geçip oturdum. Yine alttan alttan ona baktım. Kaşığı eline alışındaki rahatlık, sessizce yemeğe başlaması… Bir süre sessiz kaldık. Dayanamadım. “Bir şey mi oldu?” dedim. Başını kaldırdı, bana baktı. Yine o derin bakışlar… “Abim apar topar çıktı ya,” diye ekledim. “Yok,” dedi, sesi sakin ama mesafeli, “önemli bir şey yok. İş güç işte.” Bir an duraksadım ama içimde tuttuğum şeyi söylemek istedim. “Ben de bir gün kafeye gelmek isterim,” dedim. “Açıkçası hep merak ediyorum.” Bir anda yüzü sertleşti. “Ne işin var orada,” dedi. “Otur oturduğun yerde.” Şaşırdım. Emir asla böyle konuşmazdı. Sesimi olabildiğince toparlayarak, “Abimle takıla takıla sen de böyle odun olmaya başladın,” dedim. Bir anlık sessizlik oldu. Sonra derin bir nefes aldı. “Özür dilerim,” dedi. “Bu sıralar çok gerginim.” “Bana anlatabilirsin,” dedim istemsizce. Bana baktı. Bu kez bakışı sert değil, şefkatliydi. “Senin yüreğin,” dedi yavaşça, “benim dertlerimi taşımayacak kadar narin.” Boğazım düğümlendi, yutkundum. Utandım. Başımı eğdim. O da konuşmayı uzatmadan yemeğine devam etti. Bir süre sonra gülümsedi. “Bu arada,” dedi, “senin kadar şu yemeği lezzetli yapan yok ya,” dedi. “Afiyet olsun Emir… abi,” dedim bilerek, o kardeşim kelimesinin bende bıraktığı izi ona da hissettirmek ister gibi. Yüzü bir anlık düştü. Çok kısa sürdü ama ben gördüm. Kaşları hafifçe gerildi, sonra hiçbir şey olmamış gibi kaşığını yeniden tabağına indirdi. Yemeğine devam etti. O an telefonuma baktım. Ekranı açtığım anda aklıma sinsice bir fikir düştü. Kalbim yine hızlandı ama bu kez korkudan değil, cesaretten. Telefonu elime alıp, “Lavaboya gideceğim,” dedim. Tuvalete girdim, kapıyı kapattım. Telefonu açıp Eslem’e yazdım: “Beni 5 dakika sonra arar mısın??? Lütfen 🙏🏻” Sonra bir an durup rehberde adını buldum. Parmaklarım hızlıca ekranda gezindi ve ismini Ali olarak kaydettim. Mesaj geldi. “Ne oldu??” Hemen yazdım: “Sonra anlatırım, unutma tamam mı.” “Tamam,” diye cevap verdi. Telefonu kilitledim, ellerimi yıkadım. Aynada kendime baktım. Yanaklarım hâlâ sıcaktı. Derin bir nefes aldım, kapıyı açtım ve mutfağa geri döndüm. Masaya geri döndüm, sandalyeme oturdum. Telefonumu masanın kenarına koydum. Emir’in görebileceği bir yerdeydi. İkimiz de sessizce yemeğe devam ettik. Telefonum çaldı. Ekranda Ali yazıyordu. Hiç tereddüt etmeden ekrana dokundum ve aramayı kapattım. Tam o anda Emir başını kaldırdı. Bakışı bir anda sertleşti. “Kim o?” dedi. Gözlerine baktım. O bakış… Az önceki şefkatli adam yoktu sanki. “Liseden bir arkadaşımdı,” dedim sakin kalmaya çalışarak. “Geçen Eslem’le karşılaşmışlar, numaramı istemiş. Eslem de vermiş.” Emir’in çenesi gerildi. “Ver bakayım şu telefonu,” dedi. Kalbim hızlandı. “Ne yapacaksın?” diye sordum. “Neden arıyor onu soracağım,” dedi. Sesi sertti. Fazlasıyla sert. O an, tanıdığımı sandığım o nazik Emir’in bir anda kaybolduğunu gördüm. Telefonu iki elimle sıkıca tuttum. “Olmaz ya,” dedim, “Allah Allah… Hem bir erkek beni arayamaz mı?” “Arayamaz,” dedi net bir şekilde. O an burun deliklerinin hafifçe genişlediğini gördüm. Nefes alışverişi değişmişti. Gözleri kararmış gibiydi ve ben ilk defa Emir’den korktuğumu hissettim. “Telefonu ver Eylül,” dedi Emir, sesi sertleşerek. “Vermem,” dedim ve bir anda ayağa kalktım. “Eylül,” dedi uyarır gibi. Kapıya doğru yürüdüm. Kalbim göğsümü parçalayacak gibiydi. “Saçmalama Emir abi ya,” dedim, “beni rezil etmene izin vermeyeceğim. Bir de abim gibi olma. Onun baskısı beni zaten boğuyor.” O da ayağa kalktı. “Kızım,” dedi, sesi yükselerek, “sen erkeklerin ciğerini bilmezsin. Ver şu telefonu, güzel bir dille uyaracağım.” “Asla vermem,” dedim. Bir an sustu. Sonra ağzından dökülen söz beni olduğum yere çiviledi. “Siktiğimin şerefsizi,” dedi, “numaranı nasıl birinden alır?” O an gerçekten korktum. Çünkü karşımda duran adam, tanıdığım o sakin, saygılı, beyefendi Emir değildi. Geri geri adımladım, odama koştum ve kapıyı kapattım. Kalbim kulaklarımda atıyordu. Az sonra kapı hiddetle açıldı. “Ver şu telefonu,” dedi. “Emir abi…” diyebildim titreyen bir sesle. Bir ân da aramıza az da olsa mesafe bırakacak kadar karşıma geçti ama bu mesafede bile nefesini hissedebiliyordum. “Bana abi demenden nefret ediyorum,” dedi sertçe. Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Gözleri karanlıktı, tanımadığım kadar yabancıydı. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki nefesim ağzıma doldu. Farkında bile olmadan dudaklarımı yaladım. Çok küçük, çok istemsiz bir hareketti ama Emir’in gözleri bir anda dudaklarıma indi. Baktığını hissettim. Ben de onun dudaklarına baktım. O dudakları öpmeyi ne kadar çok istediğimi o an anladım; bu düşünce bile dizlerimi titretti. Yüzü bir anda sertleşti. Çenesindeki kaslar belirginleşti. Emir’in neden bu şekilde davrandığını bir türlü anlayamıyordum. Bir an sonra üzerime doğru bir adım daha attı. Bu sefer az önceki mesafeden daha yakındaydı. Hatta dibimde diyebilirim. Gözleri dudaklarıma kilitlendi. Nefeslerimiz birbirine karışacak kadar yakındık; aramızda görünmez ama ağır bir şey asılıydı. “Çok yaramazsın,” dedi. Sesi alçaktı, tehlikeli bir tınısı vardı. Dudaklarım kendiliğinden kıvrıldı. Gözlerim bilerek meydan okurcasına parladı. “Abim de aynısını söyler.” Dudakları hafifçe kıpırdadı ama o gülümsemede sıcaklık yoktu. Keskin, karanlık bir şeydi bu. “Benim bahsettiğim yaramazlık farklı.” Konuşurken ikimiz de birbirimizin dudaklarına bakıyorduk. Bakışları aşağı kayıyor, sonra tekrar gözlerime çıkıyordu. Hava elektrik yüklüydü; dokunsak çarpılacak gibiydik. “Telefonu ver, Eylül.” Bu kez sesi daha derinden geldi. Boğazından kopan hırıltı tüylerimi diken diken etti. Başımı hafifçe yana eğdim. Sesime bilerek o küçümseyici tonu yerleştirdim. “Bir erkeğin beni araması çok normal sonuçta yirmi yaşında genç bir kızım. Ve telefonum benim özelim. O yüzden veremem… Emir abi.” “Emir abi” derken özellikle bastırdım kelimeleri. Uzattım. Sinirine dokunduğunu biliyordum; tam da istediğim yerden. Bir anda yüzü taş gibi sertleşti. Çenesindeki kaslar gerildi; sanki derisinin altından dışarı fırlayacaklardı. Gözleri kısıldı, bakışları buz kesti. Bir adım geri çekildi. Nefesi kesik kesikti; kontrollü ama fazlasıyla tehlikeli. Ve sonra Hiç beklemediğim bir anda sağ kolunu savurdu. Yumruğu duvara öyle bir şiddetle indi ki, çıkan ses odanın içinde yankılandı. Sıva toz olup döküldü. İrkilerek geri çekildim. Kalbim bir anlığına duracak sandım. Gözlerim şokla açıldı. Sonra bana baktı. O bakış… Öfke vardı içinde ama sadece öfke değil. Bastırılmış bir şey, kontrol edilmekten yorulmuş bir duygu, kendine bile itiraf edemediği bir istek. Gözleri kararmıştı ama bakışı bana kilitlenmişti. Sanki bir adım daha atsa hem beni hem kendini yakacağını biliyor gibiydi. Nefesi düzensizdi, omuzları inip kalkıyordu. Bana bakarken aynı anda hem uzak durmak isteyen hem de yerinden kıpırdayamayan bir adam vardı karşımda. Bir şey söylemedi. Arkasını döndü ve odadan çıktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD