Günler o kadar hızlı akmıştı ki, Kadir ağabeyin yaralanması üzerinden on gün geçmişti. Hastanede olduğu sürece seven herkes onu ziyarete gitmişlerdi. Ağabeyim yanından bir saniye bile ayrılmamış hastanede kalmıştı. İbrahim amca bu sabah bir koş keserek sadaka vermişti.
Meyra'nın düğünü iki hafta sonrasına ertelenmişti. Kadir ağabey bu haldeyken kimse eğlenmek istememişti. Bugün hava oldukça güzeldi. Mahallenin havası da ayrı güzeldi çünkü Kadir ağabey akşama kadar taburcu olacak ve mahalleye gelecekti.
Hastaneye ziyarete gitmeyi istemiş ancak ders çalışmaktan evden bile çıkamamıştım. Meyra ile Beren'le telefonda konuşmamız dışında buluşmamıştık. Beren okula gidiyor, Meyra ise eczanede çalışıyordu. Neyse ki bugün pazardı ve hepimiz bizim evimizde toplanıp Asiye teyzeler için yemek yapacaktık.
Kaç gündür perişan olmuştu. İbrahim amca tekrar hastaneye giderken Kadir ağabeyin kız kardeşi Gül ise bu gece bizde kalmıştı. O da üniversite sınavına hazırlanıyordu. On gündür ağabeyine bir şey olacak korkusundan dolayı ruh gibiydi.
Az önce onu zorla odamda uyutmuş aşağı inmiştim. Beren'in annesi Birgül teyze, Sevgi teyze, annem, Meyra ve Beren mutfakta toplanmışlardı bile. Hepsi bir işin ucundan tutarken babam mutfak kapısında göründü.
"İbrahim'leri almaya gidiyorum. Birkaç saate geliriz." Anneme bakarak söylediğinde annem babama kapıya kadar eşlik etti.
"Öyle bakma çilli," Meyra masada oturmuş sarma sarıyordu. "Sen de şekerpare tatlısını yap."
"Sütlaç yapmak istiyorum. Kadir ağabey çok sever." Diyerek dolaba yöneldiğimde Meyra'nın imalı bakışlarını es geçtim.
Ne yazık ki altı yıl önce not aldıklarımız hiçbir kız çıkmamıştı. Kadir ağabeyin gönlündeki kızı bulamamıştık ama asla bu işten de vazgeçmemiştik. B planımız her zaman vardı.
"Kadir ağabey sütlaçtan nefret eder." Beren'i es geçerek yapmaya devam ettim. Ne zaman yapsam tabağını bitirir, ikinci tabağı bile isterdi. Bu yüzden Kadir ağabeyin sütlacımı sevdiğinden emindim.
"Yap kızım yap sen. Kadir sütlaç yemeye bayılır." Annem mutfağa girer girmez içli köfte yapmaya koyuldu.
Beren çorba yaparken, Sevgi teyze börek açıyor, Sevgi teyze de güveç yapıyordu. Dakikalar sonra yardıma gelen Melahat teyze mantı yapmış, Esra teyze de pilav ile salata yapmıştı. Diğer kadınlar ise evlerinde yaptıklarını alıp bize gelmişlerdi.
İki saatin sonunda nihayet yemekleri yapmıştık. Sütlacı fırına atmış soğuması için fırından çıkarmış dolaba atmıştım. Elim lezetliydi. Güzel yemek yapardım ama en çok tatlı yapmayı tercih ederdim.
"Annem, yardım et de yemekleri Asiye'lere taşıyalım." Kadınlar evlerine dağılmış Beren, Meyra ve Gül'le kalmıştık.
Gül yeni uyandığı için saçı başı karışmıştı. Yorgunluktan siyah gözleri kan çanağına dönmüştü. Fazla uyumamıştı zaten.
"Gülcüğüm bize evin kapısnı aç yavrum sen." Gül önden giderken börek tepsisini aldım. Meyra sardığı yaprak sarma tenceresini aldı. Beren ise sütlaçları tepsiye dizerek aldı.
"Çok yoruldum. Eve gider gitmez üç gün uyuyacağım diyeceğim o da düğünüme üç gün var." Kadir ağabey iyileşirken düğün gününü de kararlaştırmışlardı.
"Düğününe kadar uyursun işte ne güzel." Beren hemen önümden evden çıkarken arkalarında onları takip ettim.
Yemekleri eve taşımıştık. Meyra ile Beren evlerine dağılırken annem Asiye teyzelerdeydi. Ben de üstümü değiştirmek için eve geçmiştim.
Odama girer girmez havlumu alarak ikinci kattaki ortak banyoya attım kendimi. Kısa bir duştan sonra havluyu bedenime dolayarak odama girdim. Dolaptan yüksek bel bol paça kot pantolon ile balıkçı yaka sıfır kol siyah kazağımı giydim. bordo ince hırkamı da üzerime giydiğimde saçlarımı kurutmaya başladım.
Uzun bacaklara sahiptim. Basenlerim büyük ve belim inceydi. Göğüslerim normal büyüklükteydi. Uzun boylu buğday tenliydim. Saçlarım koyu kahve, gözlerim iri ve badem şeklindeydi. Acı kahve gözlere ve kıvrak uzun kirpiklere sahiptim. Burnum düz kemerli ve küçüktü. Dudaklarım eşit bir şekilde dolgundu. Elmacık kemiklerim çıkık ve yanaklarıma dağılan çillerim vardı.
Makyaj yapmadım. Sadece kuruyan dudaklarıma nemlendirici sürerek saçımı salaş bir topuz yaptım. Boynuma çok sevdiğim nazar boncuğu kolyemi takarak beyaz çoraplarımı giydim. İlkbahar hala soğuk geçiyordu. Üşütmek istemezdim. Bu yüzden kalın giyiniyordum.
Astım ilacımı cebime atarak telefonumu yanıma aldım. Eve göz gezdirerek dışarı çıktığımda mahalleye giriş yapan siyah arabayı görmemle bir an olduğum yerde durdum. Kadir ağabeylerim evi hemen evimizin karşısındaydı. Aramızda sadece küçük bir yol geçiyordu.
Araç bahçe kapısında durduğunda bahçemizin kapısında bekliyordum. Önce İbrahim amca araçtan indi. Ardından ağabeyim inerek diğer kapıya yöneldi. Babam şoför koltuğundan inerek bana baktığında olduğum yerde hareketlendim.
"Kızım." Babama tebessüm ederek arabanın yanına ilerledim.
Asiye teyze endişeyle Kadir ağabeyi araçtan çıkaran ağabeyime yavaş olmalarını söylüyordu.
"Yavaş oğlum, Kadirimin canı yanmasın." Ağabeyimin yardımıyla araçtan çıkan Kadir ağabey kısıkça inleyerek doğrulmaya çalıştı.
"Anne iyiyim ben." Dişlerini birbirine bastırıp acıyla yüzünü buruşturduğunda canım acıyormuş gibi yüzümü buruşturdum.
Onu böyle görmeyi istemiyorum. Acısı bana çekiliyormuş gibi hissediyordum. Bir an durup soluklandığında etrafına bakındı. Bakışlarımız birbirine tutundu. Küçük kahve gözleri beni görür görmez titredi. Dudakları acıyla iki yana kıvrıldı. Kirpikleri titrerken bana uzun uzun baktı. Sanki zihni benimle birlikte geçmişe sürüklenmişti. Bakışları kolyeme takıldığında parmaklarım kolyeyi sıkıca tutunmak için titredi.
Bu kolyeyi bana Kadir ağabey hediye etmişti. "Bu güzelliğine nazar değecek diye geberiyorum." Demişti. O zaman henüz on altı yaşındaydım.
"O zaman bana nazar boncuğu tak da kem gözler bana uğramasın." Diye ona takılmıştım. Bunu ciddiye alacağını düşünmemiştim. O günün akşamında elinde nazar boncuğu kolyeyle çıkıp gelmişti.
"Bunu tak küçük kız. Nazardan korur seni." Demişti. O günden sonra boynumdan asla çıkarmadığım kolyem olmuştu. Sadece sevgilim olduğu zaman çıkarmıştım ona da pişman olmuştum.
Artık çıkarmayı asla düşünmüyordum.
Bakışlarını benden çekerek kesik kesik soludu. Ağabeyim ile birlikte bahçeye girdiklerinde arkalarında onları izledim.
O kadar değişmişti, o kadar güzelleşmişti ki arkasından burukça tebessüm etmiştim. 1.95 boyundaydı. Eskiden de oldukça iriydi ama şimdi daha kalıplı daha iri olmuştu. Kocamandı.
İçeri geçtiklerinde peşlerinden eve girdim. Gül ağabeyine sıkıca sarılmış sessizce ağlamaya başlamıştı.
"Seni kaybedeceğiz diye çok korktum ağabey." Diyerek hıçkırdı. Kadir ağabey bir kolunu Gül'e dolayarak saçlarından öptü.
"İyiyim Gül'üm. Ağlama." Gül'ü kendinden uzaklaştırarak ıslak yanaklarını sildi.
"Ah oğlum nasıl iyisin! Ölümle burun buruna geldin." Asiye teyze isyan ederek hıçkırdı.
"Anne, vatanıma canım feda olsun." Kadir ağabey baskın bir şekilde konuştuğunda pürüzlü çıkan sesi bütün salonu doldurdu.
"Oğlum bir dur be! Kahraman olayım derken sevdiklerini unutur oldun." Ağabeyim öfkeyle Kadir ağabeye döndü. Bu Kadir ağabeyi hiç etkilemedi.
Annemin araya girmesiyle gerginlik duruldu. Kadir ağabeyi ikinci kattaki odasına götürdüklerinde dinlenmesi için yalnız bırakmışlardı.
Ağabeyim kıyafetlerini değiştirmek için eve geçmiş, annemler de aşağıda gelen misafirlere eşlik ediyordu. Gül misafirleri karşılarken ben de yeni gelen misafirler için çay götürüyordum.
Meyra'nın acil çıkan işinden dolayı eczaneye gitmesi gerekmişti. Beren ise birazdan burada olacağına dair mesaj atmıştı.
Çayları misafirlere dağıtarak mutfağa girdiğimde peşimden annem ile Asiye teyze içeri girdiler.
"Kadir'im bir şey yemedi. İlaç alması lazım." Diyerek Asiye teyze Kadir ağabey için yemekleri ısıttı. Annem ile birlikte hazırlarken Beren içeri girdi.
"Geçmiş olsun Asiye teyzem." Diyerek Asiye teyzeye sarıldı.
"Sağ ol kızım. Geçti inşallah." Göz pınarında biriken yaşı silerek ısıttığı çorbayı kaseye doldurdu.
"Geçti geçti ahiretliğim. Kadir hızlı iyileşiyormuş." Bu sevindirici haber hepimize iyi gelmişti.
"Bir de şu katır inadını kırıp dağ başına gitmekten vazgeçse." Ne yapacağını bilmez bir şekilde çaresizce anneme baktı.
"Benim oğlum böyle değildi ki Ayşem. Deli doluydu. Son yıllarda içine kapandıkça bizden uzaklaştı," tepsiye ilaçlarını da bırakarak hırsla söylendi. "Bir şey var oğlumda. Bir derdi var ve içini yiyip bitiriyor. Ama öğreneceğim. Oğlumun derdine deva bulacağım."
"Ben her zaman yanındayım." Beren'le göz göze geldiğimizde burukça dudak büktüm. Kadir ağabeyin derdini biliyorduk ama ne yazık ki dermanını bulmamız için çok geç kalmış olabilirdik bile.
Mutfağa Ferhan ağabeyim girdiğinde Beren gergince köşeye çekildi. Ağabeyimin bakışları saliselik de olsa Beren'e kaydı. Anında bakışlarını çekerek Asiye teyzeye baktı.
"Kadir'in yemeği mi o?" Asiye teyze kafasını sallayarak onayladı. "Siz içeri girin ben Kadir'e bakarım." Tepsiyi alarak mutfaktan çıktı. Beren arkasından sertçe soluklandı. Annem ile Asiye teyze ise giden misafirleri uğurlamaya gittiler.