Bunu yaptığıma inanamıyordum. Düne kadar gayet uslu bir kızdım. Bugün güne farklı bir şekilde uyanmıştım. Uyanır uyanmaz meraklı düşüncelerim zihnime akın etmişti.
O kızı bulma isteğiyle dolup taşıyordum. Tabii benimle aynı fikirde olan canım arkadaşlarım benim kadar sabırlı olmayıp sabah kapıma dayanmış beni yaka paça evden çıkarmışlardı bile.
Meyra yapacağımız şeyin ciddiyetinin hiç de farkına varmamış gibi heyecandan yerinde duramıyordu.
"Bana güvenin aşklarım. Eren ağabeyin ağzından lafı öyle alacağız ki o bile söylediğinin farkına varmayacak." Dedi, öz güveni tavan biricik Meyra'm.
Evet karakolun hemen önünde Beren Meyra ile bekliyorduk. Beren stresten tırnaklarını kemirirken ben de korkudan titriyordum. Eren ağabey durumu çaktığı an canımıza okuyacaktı.
"Bana bak Meyra ağabeyimi kaçırmayacağız." Beren'e katılırcasına mırıldandım.
Meyra ikimize umutsuz vakaymışız gibi bakarak göz devirdi. "Siz de ne korkak çıktınız be." Çemkirerek karşıya baktığında heyecanla kıpırdandı.
"Ay geldi! Vallahi geldi! Eren ağabey geliyor kızlar sakin olun!" Bize söylerken kendisinden haberdardı.
Eren ağabey çatık kaşlarla bize bakarak içeri girmemize asla izin vermediği karakolun bahçesinden çıkarak yaya geçidinden karşıya geçti.
"Dökün bakalım eteğinizdeki taşları?" Gelir gelmez estirdiği rüzgar Beren'le ikimizi üşütmüştü bile. Meyra bunu umursamadan cazgırlığına devam etti.
"Aşk olsun Eren ağabeyciğim. Eteğimizde ne taşlar olabilir ki? Buradan geçerken sana uğramadan geçmeyelim dedik. Duyarsan kırılma diye." Meyra'nın bu sahte hallerine alışmıştım. Oyunculuk yeteneği müthişti. Ama gelin görün ki Eren ağabey kül yutmazdı.
"Meyra! Dilinin altındaki baklayı çıkar yoksa seni içeri atar dört gün boyunca nezarethanede tutarım!"
"Eren ağabey düğünüme zaten iki gün kaldı." Yapma dercesine sevimlice gülümsedi.
"Git o zaman düğün hazırlıklarıyla uğraş da canımı sıkmayın benim." Eren ağabey tam bir polisti. Üstelik kaba saba ayının tekiydi de. Bizim mahalledeki hiçbir erkek aşktan anlamazdı. Anlayan da evlenip kayıplara karışmıştı bile.
"Ay yeter ne kaba bir polis memurusun Eren ağabey!" Meyra sıkıştığını anlar anlamaz topu bana attı. "Mahira'nın senden bir isteği olacaktı o yüzden geldik." Bir an neye uğradığımı şaşırdım. Ne diyeceğimi bilmeden bana dönen Eren ağabeye salak gibi baktım.
"Ne oldu Mahira? Bir sıkıntı yoktu inşallah?" Yüzündeki sert ve sorgulayıcı ifadesi yüzünden hiçbir yalan uyduramıyordum.
"Kadir ağabeyin gönlündeki kızı bulmamız gerekiyor çünkü canı çok yanıyor." Düşünmeden döküverdiklerim karşısında Meyra her şeyi batırdığım için kolumu çimdiklerken Beren bir adım arkama geçti.
Eren ağabey ürkütücü bakışlarını Beren'e diktiğinde Beren'i korumak istercesine önüne geçtim.
"Kadir ağabey ilaçların etkisiyle sayıklarken duydum," aklıma gelen ilk yalanı savurdum. Beren'in bize söylediğini öğrense Beren'e kızabilirdi bu yüzden bütün suçu üstlenmeye hazırdım. Arkadaşlarıma bir şey olmasını istemiyordum.
"Bunca yıl yakınsınız biliyorsunudur geldim."
"Bilmiyorum!" Yüzüme öfkeyle bağırarak geri adımladı. "Böyle saçma sapan şeyler için bir daha buraya geldiğinizi görürsem hepinizi bir ay o nezarethanede tutarım!" Üçümüze öfkeyle bakarak arkasını döndüğü gibi öfkeyle karakolun bahçesine yürüdü.
"Teşekkür ederim." Beren koluma sarılarak korkuyla soluklanırken Meyra öfkeyle bana döndü.
"Al her şeyi mahvettin! Şimdi ne olacak?" Meyra'ya göz devirdim.
"Hiçbir şey olmayacak," imayla Meyra'ya baktım. "Ayrıca hani kendi yöntemlerinle öğrenecektin? Sıkıştığın an lafı bana attın."
"Of boş ver," Meyra koluma girerek otobüs durağına doğru ilerledik. "Kadir ağabey elini sallasa ellisi. Ona daha güzel bir kız bulacağım. Böyle bir yetmiş, kahverengi gözlü çilli bir kız tam da Kadir ağabeye yakışır." Beni ima ettiğini anlayınca kolumu savurup öfkeyle Meyra'ya döndüm.
"Meyra! O benim ağabeyim." Dediğimde umursamadan omuz silkti.
"O Serdar salağını unutman için biriyle takılman gerektiğini biliyorsun değil mi?"
"Bilmiyorum." Dedim, öfkeyle.
"Aşkım o aptalı unuttum diyorsun ama hala canın yanıyor."
"Çünkü beni bir başıma bırakması gücüme gidiyor! Beni küçümsemesinden nefret ediyorum! Aşktan, bir daha aşık olmaktan nefret ediyorum!" Ağlamamak için dudaklarımı birbirine bastırarak önden ilerledim.
Serdar'ı unutmuştum ama bana bıraktığı hasarları o kadar fazlaydı ki hangisini tamir edeceğimi bilemiyordum. Bir daha aşık olmak istemiyordum. Aynı şeyleri tekrar yaşamak istemiyordum.
İkinci şansım da ilk şansım gibi olmasından korkuyordum.
"Kadir ağabeyi yine de düşün derim." Beren susması için Meyra'ya sesini yükseltirken onlara dönmedim bile.
"Ne var be! İki de bir çimdiklemeyi bırak Beren. Senin aşktan yüzün gülmedi bari Mahira'ın yüzü gülsün. Hem kadir ağabey de maşallah yani."
Ben ve Kadir ağabey imkansızdık. Bir kere o ağabeyimin can dostuydu. Bana kardeş gözüyle bakarken ne onun aklını bulandırmaya ne de kalbimi imkansız bir kişi için tekrar yormaya gerek yoktu. O benim ağabeyimdi. Bunun düşüncesi bile deli saçmasıydı.
Meyra yine çöpçatanlık peşindeydi. Bu yüzden bu düşünceyi umursamamayı seçtim.
-
Mahalleye döndüğümüzde Beren okula, Meyra ise eczaneye gitmişti. Akşam Meyra'larda toplanacaktık. Düğün için son hazırlıkları yapacaktık.
Ders çalışmam gerekiyordu ama o kadar isteksizdim ki test kitaplarımla bakışamıyordum bile.
Eve gelir gelmez odama kapanmış ders çalışmak yerine tabletimle oyun oynuyordum. Kafamı dağıtmam lazımdı. Ama zihnim sürekli Kadir ağabeye kayıp duruyordu. Dün gece kötüydü. Kolu askıya almışlardı. Henüz kimseye söylememiştim ama sanırım kolunda hasar kalacaktı ve bir daha göreve gitmeyebilirdi.
"Mahira!" Annemin aniden odaya dalmasıyla tableti kapatarak anneme baktım. "Kızım," bakışları bir şey isteyecekmiş gibi sevimliydi. "Kadir ağabeyin yaptığım böreği çok sever. Bir tabak Asiye teyzenlere götürüver kızım."
"Kendin götürsen?" diye bir soru yönelttiğimde annem anında kaşlarını çatarak hemen moduna girdi.
"İtiraz istemiyorum küçük hanım! Haydi kaldır o kıçını da şu böreği Kadir ağabeyine götür. Ayrıca yarasına da bak. Boşuna mı okudun? Git bir işe yara." Üst üste söylenmesiyle bıkkınca soluklanarak yataktan kalktım.
Yukarı sıyrılan eteğimi düzelterek siyah ince çorabımı da gelişigüzel düzelttim. Üstüme yine ince hırkamı alarak astım ilacımı ile telefonu elime aldım. Aşağı indiğimde annem börek tabağını elime sıkıştırdı.
"Asiye'ye selamımı ilet." Ayakkabılarımı giyerek karşıdaki eve doğru ilerlerken bir elimle tabağı sıkıca tutmuş diğer elimle saçımı düzeltiyordum. Saçlarım gür ve belime kadar uzanıyordu. Kesmeye veya boyamaya bir türlü kıyamıyordum. İki tane saç telim beyazlamıştı bunu kapatma gereği duymuyordum.
Asiye teyzelerin bahçesine girdiğimde birden bütün bedenim gerildi. Rüzgarın estirerek burnuma doladığı kokuyu içime çeker çekmez bakışlarım Kadir ağabeyin odasındaki balkona kaydı.
Ne zamandan beri burada olduğunu fark etmediğim Kadir ağabeyle göz göze geldiğimizde sigarasının son kalanını da içine çekerek bakışlarını benden ayırmadan zehrini dışarı savurdu.
Bakışları bile değişmişti. O kadar katı o kadar okunulmazdı ki onu çözemiyordum artık. Eskiden tek bir bakışıyla ne dediğini anlarken şimdi hiçbir şekilde onu okuyamıyor anlayamıyordum.
"Hava soğuk, içeri gir küçük kız." Pürüzlü çıkan sesi beni kendime getirirken irkilerek kapıya ilerledim. Sabırsızca kapıyı tıklattığımda Asiye teyze telaşla kapıyı açtı.
"Mahira kızım sen miydin? Hoş geldin kızım." Diyerek terlik bıraktığında tebessüm ettim.
"Annem Kadir ağabeyin sevdiği börekten gönderdi." Diyerek tabağı Asiye teyzeye uzatarak ayakkabılarımı çıkarıp içeri girdim.
"Hazır gelmişken Kadir ağabeyin yaralarına da bakayım."
"Ne güzel düşünmüşsün güzel kızım," tabağın üzerindeki peçeteyi kaldırıp böreğe iştahla baktı. "Ellerine sağlık ahiretliğimin. Çok güzel kokuyor. Dur yukarı giderken kendinle götür Kadir yesin biraz." Böreği başka bir tabağa koyup bana uzattığında tabağı alarak yukarı çıktım. Asiye teyze benimle gelmek yerine mutfakta işinin olduğunu söyleyerek işine döndü.
Kadir ağabeyin odasının kapısını iki kere tıklattığımda "Gel!" komutuyla kapıyı araladım. Çekinerek odaya baktığımda tamamen içeri geçtim. Balkona açılan kapıyı kapatarak bana döndüğünde tebessüm ederek elimdeki tabağı göstererek kapıyı kapattım.
"Annem senin için börek açtı. Ama kıskanmamam için bizzat senin için yapmadığını ima ederek tepsideki böreğin yüzde seksenini sana gönderdi Kadir ağabey." Sevimlice gülümseyerek yanına yaklaştım.
Onunla eskisi gibi olmak istiyordum. Yüzü onca sevimliliğime rağmen aynı sertlikte kalırken içten içe ona uyuz oldum. Eskiden olsa bana sataşır saçımı dağıtırdı ama şimdi hiçbir tepki vermeden gözlerime bakıyordu.
Ona kızmak isterken bir an hasta haline vererek sabırla soludum. Pıtı pıtı yürüyerek karşısına geçtiğimde yüzünü bururşturarak yatağa oturdu.
"Ayrıca yaralısın ve sigara içmeni tavsiye etmiyorum." Sahte bir kızgınlıkla kaşlarımı çattığımda odanın ortasındaki tekerlekli dönen sandalyeyi alarak karşısına geçtim.
Tabağı aramıza alarak bal rengi gözlerine baktım. "Bir daha sigara içtiğini görürsem seni ağabeyime şikayet ederim!"
"Ne o doktorum musun?" Bakışları gömleğimin arasına sıkışan kolyeme kaydı.
"Hayır," diyerek gururla gözlerine baktım. "İyileşene kadar senin hemşirenim." Dediğimde kendimle gurur duydum. Kadir ağabeye söz verdiğim gibi hemşire oluyordum ve bu inanılmaz güzel bir histi.
Bakışlarında gurur duyduğunu gördüm. "Aferin küçük hemşireme." Dediğinde ses tonu gururla çıkmıştı.
Tabağı uzatarak gülümsedim. "O yüzden beni dinlemek zorundasın. İyileşene kadar sözümden çıkarsan aramız bozulur." Sert çehresi bir an yumuşar gibi oldu ama anında kendini toparlayarak tabaktan bir dilim aldı.
Börekten bir ısırık alarak çiğnediğinde ona merakla bakıyordum. Bakışlarım altında güçlükle yutkunarak böreğin ısırılmayan tarafını bana uzattı. "Gözün kalmasın." Diye homurdandığında kıkır kıkır bir şekilde börekten kocaman bir ısırık aldım.
Bizi brbirimizden bu kadar uzağa savuran hayata sövmek istiyordum. Biz eskiden ne güzel anlaşırdık ama şimdi benimle konuşması bile sayılıydı.
Isırdığım yerden kendine bir ısırık aldığında bunu eskiden sürekli yaptığımız için garipsemedim. Çünkü küçükken ağzındaki lolipopu bile alan biriydim. Kadir ağabey günde iki defa dişlerini fırçalar ve bu yüzden asla ağzından iğrenmezdim. Bu zamanla alışkanlık olmuştu ve altı yıl öncesiye kadar da birlikte her şeyi yerdik.
Börekten bir dilim daha yemiş ardından tabağı masaya bırakarak Kadir ağabeyin yaralarına pansuman yapmıştım. Bunu istemese bile ona güçlükle kabul ettirmiştim. Benden asla kaçamayacağını anlamıştı. Yarasını temizleyip tekrar sardığımda koluna askısını da takarak geriye çekildim.
"Şu an ayakta olman bile zararlı." Kadir ağabeyi oturması için iteklediğimde bana ayak uydurup yatağa geri oturdu. Yanında kalmak istiyordum bu yüzden sandalyeye geri oturarak ona yaklaştım. Altı yılda ne değiştiğini hepsini onunla paylaşmak istiyordum.
Yatağa bıraktığım astım ilacıma bakışları kaydığında parmakları arasına alarak uzunca ilacıma baktı.
"Yanında taşıyacak kadar çok mu ileriye gitti?" Bana dönen bakışları altında ezildiğimi hissettim. Sanki ne kadar acı çektiğimi, canımın ne kadar yandığını biliyormuş gibiydi. Bakışları derin ve okunamaz bir haldeydi.
Ona ne diyeceğimi bilmeden kafamı salladım. "Bazen ağır oluyor." Diye mırıldandığımda parmaklarını sıktı.
Sert çehresi daha bi kasıldı. Dudakları birkaç kez aralandı ama söylemek istediklerini yutarak tekrar börek tabağına uzandı.