Vücudumu birkaç gün dinlendirdikten sonra gayet dinç bir şekilde gözlerimi açtım bu sabah. İnsan mıyız yoksa su damlacığı mı? Oradan oraya akışkan halimizle akıp duruyoruz. Yatakta tavana bakma seansım bittiğinde kişisel ihtiyaçlar dizinini de sıraladıktan sonra gömlek, pantolon ve cepken üçlüsünü üzerime geçirip aynada yansımama uzun bir süre baktım. Saçlarıma verdiğim şekille sanırım ders vermeye hazırdım. Köşkten gelen önce bozuk sonra da düzene girmiş sesleri dinlemeye başladım. Gelen sesler geldiğimden bu yana sadece tozu alınmış, bir köşede yılların kirine, söylemlerine ve olaylara şahit olmaya bırakılmış piyanoya aitti. Evet, kulaklarım yanlış işitmiyorsa bu ses piyano sesiydi. Ders için gerekli tüm araç ve gereçleri alıp köşkün yolunu tuttum. Bahçeye çıktığımda köşkten gelen sesi şaşkınlıkla dinleyen ahaliyle karşılaştım. Saliha Anne elinde çamaşır selesi ıslak çamaşırları sermeyi unutmuş, Zehra kahvaltı hazırlamayı bırakıp kalakalmış, Necdet Amca hortumu boşa vermiş akan sudan haberi yok, Ahmet ise sinirden yumruğunu sıkmış piyanonun olduğu odaya doğru en sert ifadesiyle dalmıştı. Bu topluluğa bir de ben eklendim tabi.
Bahçede belirmemle Ahmet'in gözleri bana doğru kaydı. Ellerini cebine atmış bir şekilde yanıma doğru yaklaştı. Bense bir elimi cebime koyup diğer elimle çantamı tutuyordum. İkimizin de yönü piyanodan gelen sese dönüktü.
''Gelmişsin.''
''Evet, geldim.''
''O zaman savaşa hoş geldin.''
''Savaş! Hahaha!'' diye bir kahkaha attım ve devam ettim:
''O zaman ilk raundu ben kazandım.''
''Ya, hangi komik hamlenle Emre Efendi?''
Elimle piyano çalan odayı gösterek:
''İşte, bu hamleyle!'' gözünün biri kısık diğeri ise kuşkulu bir şekildeyken söylediklerime anlam veremiyordu. Dikkatli bakışları eşliğinde konuşmama devam ettim.
''Hani dedin ya, Destina'nın altı yaşında piyanoyu bırakma nedenini bir tek ben biliyorum diye.'' bakışları bana doğru daha da sertleşti, yumruğu sıkılmaktan beyaz ve pembelere boğuldu:
''Hıh işte, ben de tekrardan başlama nedenini biliyorum ve bu neden senin tüm hamlelerini ezecek.''
''Sen hayal aleminde gez ve o günkü dayağı asla unutma.'' diyerek yanımdan uzaklaşmaya başladı. Sonra hızlı bir şekilde dönüp devam etti:
''Hı, bu çalan şarkı Titanik'e ait. Sonunda gemi battı. Dikkat et gemin şimdiden su alıyor.''
''Gemim batar mı, çıkar mı bilmem; ama Titanik'te de aşkı kaderin yaptığı hamlelerle gerçek sevenler kazandı.'' dedim ve köşke girdim. Ahmet'in suratı ne durumdaydı umurumda değildi. Bazen savaşları kazanmada aklın durduğu yerde kalbinle atacağın adımlar belirleyici olacaktı ve ben bu adımı tekrar köşke dönerek atmıştım.
Yukarı çıktığımda Ayşe Hanım ve Rahmi Bey yan yana durmuş Destina'yı hayranlıkla izliyorlardı. Ayşe Hanım'ın gözleri dolup taşarken bir eliyle de mendiliyle düşen yaşları siliyor, Rahmi Bey ise hanımına sımsıkı sarılmış destek oluyordu. Muazzam bir tabloydu. Destina'ya doğru ilerledim. Saçlarını yanlardan kıvırmış, ortada birleştirmiş ve geriye doğru salıvermişti. Yanakları beyazlığın içinde hafif pembeleşmiş, dudakları gül kurusu rengini almıştı. Dudağında hafif kıvrım bir gülüş, yanağında belli belirsiz gamzesi yer almıştı. Saçlarının ortasında birkaç kakül alnına inmişti. Kirpiklerinin kıvrımı bugün rimel sürdüğünden galiba daha belirgindi. Giydiği diz altı elbise hafif fırfırlıydı, kollarındaki fırfır detayları ise piyanoda raks eden ellerle etrafa savruluyordu. Parmaklar piyanonun tuşlarına dokunurken ayrı bir ahenk oluşturmaktaydı. Şu an Rönesans döneminden fırlamış bir anı yaşamaktaydım sanki. Babaanne de yanımızda gözlerinden yaşlar gelerek onu izliyor, herkes anın tadını yaşıyordu. Müziğini tamamladıktan sonra durdu ve bana bakarak daha da gülümsedi. Gözlerinin kıvrımından elmacık kemikleri belirginleşti, dişlerinin inciliği ortaya çıktı ve göz bebeklerindeki ışıltı gözlerimi kamaştırdı.
''Beğendin mi?'' dedi.
''Beğenmek ne kelime, muhteşemdi.'' biraz utandı, gülümsemesini bozmadan, dudaklarıyla tatlı tatlı mimikler yaparak :
''Unuttuğumu zannetmiştim; ama unutmamışım. İlk başta biraz kulağınızı tırmalamıştır ama...''
''Olur mu tek kelimeyle muazzamdı. Zevkle dinledim.'' ellerini birbiriyle ovuşturarak, en nazlı haliyle devam etti konuşmasına:
''Sen de gitarı çok güzel çalıyorsun.''
''Çalıyordum, inşallah yenisini alayım, yine çalarım.'' dedim ve dememle önümde bir gitar çantası belirdi.
''Çal o zaman, yeniden.'' dedi. Şaşkınlıktan bir süre baktım öylece.
''Alsana.''
''Nasıl, benim mi yani şimdi bu?''
''Evet, sana aldım. Beğenirsin umarım.''
''Ahaha!'' diye bir kahkaha atarak açtım çantayı. Önceki gitarıma beş çeker muhteşem bir gitar vardı önümde. Gitarı ters düz ederek hızlıca her yerini inceledim. Şaşkınlığım o kadar belliydi ki, zaten Destina'nın bana gitar alması ayrı bir olaydı.
''Süper!''
''Beğendin mi gerçekten, yoksa değiştiririz ?''
''Destina beğenmek ne kelime, muhteşem. Çok çok teşekkür ederim.''
''Geçmişe ait güzel bir hatıran yok oldu belki; ama bu gitarla geleceğe ait yeni ve güzel anılar biriktirebilirsin.'' dedi ve beni can evimden vurdu.
Arkamdaki Rahmi Bey'i Ayşe Hanım'ı unutarak sıkı sıkı kavradım, sarıldım. Saçlarını kokladım. Onların ne dediğini, arkamda verdikleri tepkileri düşünmeden sevincimi Destina'yla doya doya yaşadım.
''Ayşe, gittin getirdin bu adamı, bak içim hiç rahat değil. Hoca mıdır nedir altından bir şey çıkarsa sen mesul olursun ona göre. ''
''Of! Bırak vesveseyi şimdi, baksana ne kadar mutlu kızımız, yıllar sonra parmakları piyanoyla buluştu. Görmüyor musun Emre Hoca'nın varlığı onu ne kadar neşelendiriyor.'' hırsla Ayşe Hanım'ın yanından uzaklaşan Rahmi Bey:
''Ayrıca bu temas olaylarına bir son ver Ayşe, o kadar mezhebi geniş bir adam değilim.''
''Sen git hele şirkete, gözümüzün önündeler zaten her daim.''
Ne konuştuklarını tam duyamasam da az çok tahmin edebiliyordum. Ayşe Hanım, Rahmi Bey'i yanımızdan gönderdi. Bense Destina'nın gözlerinin içine baka baka anın tadını çıkarıyordum. Epeyce bakıştıktan sonra oluşan sessizliği yine Destina bozdu:
'' Bir hediye daha aldım.'' diyerek içi kitap dolu ağır çantaları getirdi önüme.
''Araştırdığım kadarıyla bu kitaplar KPSS'ye hazırlanmana yeter.''
''KPSS derken?''
''Çok iyi bir öğretmensin; ayrıca iyi kalpli birisin. Benden sonra birçok öğrencinin de sana ihtiyacı olacak diye düşündüm. Benimle sen de ders çalışmaz mısın?''
''Öyle bir planım yoktu ama...''
''Olsun o zaman öyle bir planın.'' gözlerimin derinine derinine baktı.
''Olsun.'' diyebildim sessizce ve gözlerinin büyüsüne yine kendimi kaptırıverdim.
''Tamam o zaman. Ayşe Yenge ayrıca biz burada çalışmayacağız artık.'' diyerek ağır kitap dolu çantalarla kütüphanenin yolunu tuttu.
*******
Kütüphanede başladık dersimize, ders mi işliyoruz hasret mi gideriyoruz bellisizdi ama. O bakışlarını bana çeviriyor uzunca dalıyor, kafamı kaldırmamla geri kitaba indiriyor, sonra ben dalıyorum onun güzel simasına ondan daha cesurca, o başını kaldırdığında gözlerimi kaçırmadan izliyorum doya doya. Böyle saatlerce işledik dersimizi. Aldığı taze kitapların kokusunu çeke çeke açıyorum sayfalarını, yavaşça çiziyorum, notlar alıyorum . Hazırlanma fikri aklımın ucundan dahi geçmeyen KPSS'ye Destina'nın bir sözüyle odaklanıyorum. Galiba çok kılıbık bir eş olacağım ilerde; tabi eşim Destina olursa. Destina'nın çalıştığı ders Türkçeyse ben de Türkçe kitabını açıyorum. Sözcüklerde anlamlar birbirlerine giriyor, cümleler çeşitli söz sanatlarıyla süsleniyor, yanaklar kızarıyor, dudaklar tebessüm etmekten kenarlarda kırışıklıklar oluşturuyor, gözler bakışlarla en büyük muhabbeti ediyor. Şu anı daha fazla nasıl yorumlarım bilemiyorum.
''Destina!''dedim yumuşacık ses tonumla dersimiz bitince.
''Efendim Hocam.'' bakışları dupduru ve sıcacık şekilde gözlerimin içine işleyerek.
''Merak ettiğim bir şey var altı yaşından beri piyano çalmayan birine göre bugünkü performansın gayet iyiydi, nasıl oldu bu?''
''Evet çalmadım; ama dinledim. Piyanistlerin eline baktım dikkatlice. Beğendiğim bestelerin notasını kaydettim. Unutmamak için elimden gelen gayreti gösterdim yani.'' dudaklarını sıkıca birleştirip muzip bir gülümseme attı.
''Açıkçası ben de kendimden bu kadar iyi performans beklemiyordum, unutmadığıma çok sevindim.'' ona doğru daha da yaklaştım ve sorularıma devam ettim:
''Peki neden altı yaşında piyano çalmayı bıraktın?'' yüzündeki tebessümü bir hüzün kapladı aniden, omzunun birini düşürdü yana doğru, bakışları yere çevrildi.
''Cevap vermek zorunda değilsin, sorularımdan sıktıysam özür dilerim.''
''Yok hayır! Sıkılmadım. Sadece o günlere döndüm bir an. Altı yaşımda bir rahatsızlık geçirdim. Ciddi bir şeydi, böbreklerimle ilgili. Ama güçlüydüm, dayandım, sıkı sıkı tutundum hayata. Çabucak iyileştim, okul heyecanı kapladı içimi. Köşkten çıkıp başka dünyalar görecektim, başka hayatlar yaşayacaktım; ama amcam buna engel oldu. Ahmet Abim ile Zehra okula giderken öylece bakıyordum arkalarından. Onların akşamdan yaptıkları okul hazırlığını öyle hayranlıkla izliyordum ki. Amcam da beni piyano çalarken hayranlıkla izlerdi ve ben kendimce bir karar aldım. O nasıl beni okuldan mahrum ettiyse ben de onu bu zevkten mahrum ettim. ''
İstemsizce eline uzandı elim ve aniden tuttum sıkıca. Aklımdaki diğer soruyu sordum gözlerine bakarak. Cevabını biliyordum ya da bildiğimi zannediyordum. Duygusal yanımın verdiği etkiyle yanılabilirdim de.
''Peki yeniden o tuşlara ellerini götüren nedir?'' 'Sensin.' demesini istedim, içindekileri dökmesini, bana olan duygularını açmasını istedim. Cesur biri olmasam da onun cesur olmasını istedim haddimi aşarak. Belki de bana karşı hisleri sadece minnet duygusuydu; ama ben o hislerin saf bir aşk olmasını diledim.
''Senin köşke geri dönmene müsaade etmesi. Hayatım boyunca elimden almadığı tek güzelliksin çünkü.'' kalbimin atışı o kadar hızlanmıştı ki, duyduklarım karşısında ne diyeceğimi şaşırmıştım. Patavatsızlığımda sınır yoktu ya hani şimdi yine o anlardan biriydi. Destina'ya olan sevgimi hareketlerimle ortaya her an sergilesem de sözlü olarak net dile getirmemiştim. Dilimin ucuna gelen kelimeleri öylece bırakacaktım ortaya:
''Destina!'' dedim yutkundum.
''Destina ben, şey nasıl diyeceğim bilmiyorum. Ben seni...'' dedim ve kapının çalmasıyla Ayşe Hanım geldi, benim kelimeler ise havada kaldı.
''Çocuklar yemek hazır, mutfağa gelin hadi.''
Destina ayağa kalkıp söylediklerimi duymak istemez gibi yengesinin önüne düştü. Karnını göstererek çok acıktığını söyledi. Benim sözler havada kaldı, yemekler ise boğazımda. Aslında Destina'da pek aç gözükmüyordu aç olduğunu söylemesine rağmen. Tabağındaki yemek tanelerini çatalıyla bir o yana bir bu yana götürüp duruyordu. Hareketlerden derin mana çıkaran biri değilim aslında; ama Destina'nın bu hareketlerinde neler gizli anlamıştım galiba. Bana olan hisleri sadece minnetti ve benim sevgimi duymaya hazır değildi. Yemekten sonra çalışmamıza devam ettik, bu sefer bakışmalarımız olmadan. Kendi hayatının rotasını belirlerken benimkini de bir yola sokmaya çalışıyordu. Elime tutuşturduğu kitaplarla 'Beni kurtar ve yoluna bak.' diyordu. O da biliyordu hayatta amaçsız, kimsesiz oradan oraya savrulduğumu.
''Hocam, niye dalıyorsun öyle?''
''Bilmem, dalıyor muyum?'' bu soru yerine bir saat önceki tamamlanmamış cümlemi sormasını yeğlerdim; ama sormuyordu. Belki de cevabını biliyordu, duymak istemiyordu.
''Destina sınavı kazandıktan sonra ne yapacaksın?''
''Bu köşkten kurtulup, yıllarca hasret kaldığım hayatı yaşayacağım. Peki sen ne yapacaksın?'' işte her şey ortadaydı, ben sadece onun için bir araçtım, benimle buralardan kaçmak yerine, sadece güvenebileceği bir yol arkadaşı arıyordu Destina. Of, halbuki Ahmet'e ne hava atmıştım sabah?
''Bilmem, yeni öğrenciler bulurum belki köşkten kaçmak isteyen.'' gülüştük baya. İçim gülse de zihnimde oluşan soru kümeleri rahat bırakmıyordu. Ders bitiminde ayrı bir hüzünle ayrıldım Destina'nın yanından. Elimde çantam, sabahki neşemden eser kalmamış, sallana sallana gidiyordum müştemilattaki odama. Yeni güzel günler beklerken, daha da zor günlerin geleceğini içten içe hissetmiştim artık. Yorgunluktan bacaklarım bedenimi taşıyamazken üzerimdeki kıyafetlere aldırmadan öylece atıverdim kendimi yatağa. Uyu Emre uyu, daha neler yaşayacaksın kim bilir? Titanik zannettiğin küçük sandalın hangi okyanuslarda boğulacak acaba?
*****
Ah Hocam ah! Yine yangınlara sürüdüm seni, tam kurtuluşa ermişken attım ateşlerimin içine. İçim bakışlarınla ısınırken, sözlerinle neşelenirken aniden bir kor düşüyor tam orta yere. Seni tekrardan kaybetme korkusu... Eğer bugün cümleni tamamlayabilseydin başladığımız işin yarım kalma ihtimali çok yüksek olacaktı. O sözcükleri şimdi bana sıralamana gerek yok, zaten biliyorum; ama kulaklarımla duyarsam aramızdaki sınırlar bozulacak. Her şey için biraz zaman, sadece zaman gerek. Yarın yeni, güzel bir güne uyan Destina, Emre Hocayla...
******