1. gün..
sevgili günlük bugün öyle şeyler oldu ki nereden başlayacağım hiç bilmiyorum... taşınmamızdan aylar geçti ve ben ilk defa murat a ısındım. biliyorum asla affetmemem gerek. onca yaptığı şeyi sineye çekemem. yaşattığı her şeyi bir bir burnundan getireceğim. ne yaşattıysa aynısını yaşayacak. sabah uyandığımda murat çoktan işe gitmişti. telefonu elime alıp baktığımda bir mesaj atmış ki ne mesaj..
"sevgili karıcım, akşam için güzelce hazırlan ve aramamı bekle.."
hay Allah! gene ne sürpriz yapacak acaba? diye kendi kendime kuruldum durdum akşama kadar. akşam olduğunda meliha abla yardımcımız olur kendisi, kapıya geldi ve arabanın aşağıda beklediğini söyledi. sakince çantamı alıp aşağıya indim. arabaya bindiğimde murat araçta yoktu. aradım bende hemen.
"alo, neden yoksun araçta?"
"güzel karımı bekliyorum, korumalar seni getirecek.." deyip telefonu kapattı.
yaklaşık 20 dakika gittikten sonra hoş bir mekana geldik. izmir in sokakları zaten ayrı bir güzel.. mardin kadar olmasa da.. buraya gelene kadar o kadar çok karar değiştirdik ki en sonunda izmir e karar verdik. neyse, ben araçtan inerken elbisem ayağıma takılmasın diye korumam hemen yanıma gelip elimden tutarak bana yardımcı oldu. murat hızla yanımıza gelerek korumanın üzerine yürüdü.
"bir daha asla temas yok! acil durum olmadığı sürece karımın eline başkası dokunmayacak!"
"affedin ağam,"
"kaybol!"
"murat ne yapıyorsun? çocuk benden kaç yaş küçük, ayrıca kötü bir niyeti yoktu."
"asla sana başkasının dokunmasına tahammül edemiyorum Dilşah! erkek sinek bile yaklaşmayacak sana!"
"tamam, geceyi mahvetmeyelim, ne dersin?"
"haklısın canım, özür dilerim." dedi. seni bu kıvama getirene kadar ne zorluklardan geçtim murat ağa. elimden tutup beni mekana doğru götürdü. ağır adımlarla ilerledik. çok kalabalık değildi fakat baya canlı bir yerdi. dans edenler, içenler bir yanda, yemek yiyip sohbet edenler bir yanda. her şey çok hoş görünüyordu. murat beni pek getirmez böyle yerlere fakat belli ki bugün benden bir şey isteyecek yada bana bir şey itiraf edecekti, bilemiyordum.
mekanda yerimizi aldıktan sonra garsona sipariş verdik. ben kokteyl istedim alkolsüz, muratta tabi alkolün dibine vuracaktı belli..
ben alkol kullanmadığım için saygı duyuyordu bana, bir kaç kere teklif etti ciddi anlamda fakat ben alkol masası kurmayı sevmediğim için ısrar etmedi. belki bir iki kadeh almışlığım olmuştur illaki fakat öyle çok aman aman bir şey yapmamıştım, ta ki bu güne kadar.
korumalar dışarda kaldığı için rahat rahat eğleniyorduk. murat onca alkole rağmen sarhoş olmuyordu. baya dayanıklı bir yapısı var. murat la dans ederken karşı masada bir adam dikkatimi çekti. gizlice bana bakıyor, ben bakınca hemen bakışlarını kaçırıyordu. mermer gibi vücudu, simsiyah gözleri, bembeyaz dişleri vardı. öyle alımlıydı ki, evli olmasam ben ona koşardım. ama karakterim gereği asla bunu yapmayacağım günlük. bunu da buraya yazayım ki ileri ki zamanlarda yapacak olursam hatırlat..
murat dans ederken bir ara lavaboya gitmem gerekti. murat a söyleyip yanından ayrıldım. lavabo bu mekanda bodrum katta olduğu için biraz yürümek gerekiyor. ince uzun bir koridordan geçmek lazım. ben koridoru yürürken sanki arkamda bir nefes hissettim gibi oldu ve aniden arkamı dönüp baktım. kimse yoktu. sanırım müzik filan derken yorulmuştum ve aklım bana oyun oynuyordu. lavaboya girdiğimde kimse yoktu içeride. ben lavabodayken ayak sesleri işittim, nefesimi bile tutmuştum, çünkü burada ki kadınların hepsinde topuklu ayakkabı vardı ve bu içeriye giren kimse onun ayağındaki düzdü. yani erkek. hemen murata mesaj attım, normal olarak görmeyecekti tabi o yüzden ikinci mesajı dışarıda bekleyen korumama attım. ayak sesi daha da yakına gelmiş ve susmuştu. öyle çok korktum ki sanki bayılacaktım korkudan. beş dakika geçmeden koşar adımlarla iki üç ayrı ayak sesi daha duyuldu ve aniden kapım açıldı.
"murat!"
"Dilşah iyimisin? ne oldu?"
"birisi beni takip etti ve kapımın dibine kadar geldi, yakaladınız mı onu?"
"hayır hayatım, kapıda kimse yoktu hatta koridor bile boştu."
"nasıl olur? duydum, inanmıyor musun?"
"tabi ki inanıyorum fakat kimse yok canım korkma, yoruldun sanırım, evimize gidelim en iyisi."
"hayır murat gitmek istemiyorum."
"inat etme minik kuş"
"hayır dedim."
"tamam o zaman masamıza dönelim, biraz dinlen." beni kucağına aldığında sanki kendimi ilk defa bu kadar güvende hissetmiştim. korkudan bacaklarım titriyor yürüyemiyordum. beni kucaklaması çok hoştu.
masamıza döndüğümde gözüm yan masaya ilişti fakat o mermer gibi adam gitmişti. gece boyu bekledim, yoktu. içime bir kuşku düşmüştü, korkmaya başlamıştım iyice. murat kaçıncı şişeyi devirdi bilmiyorum birden fena oldu. korumalar onu alıp arabaya götürdüler, benim aklım hala mermer gibi olan adamdaydı. sadece merak ediyordum nereye kaybolduğunu.
"siz murat ı arabaya götürün ben birazdan geleceğim."
"tamam hanımım" deyip gittiler korumalar. bende barmene yaklaşıp bir kadeh istedim. neden bilmiyorum içim bir tuhaftı. bir dikişte fondipledim içkiyi. tam kalkıyordum ki benim bu aptal vücudum fondip tek kadehi kaldırmadı ve aniden sendeledim. tam düşecekken bir elin beni tuttuğunu hissettim, sıcacıktı, hatta öyle sıcak bir eldi ki 46 derece filan olabilirdi. gözleri yepyeşildi.
"bayan,"
"çok afedersiniz" diyerek kendimi düzelttim.
bu yan masada ki adamdı. ben şaşkınlığımı gizleyemezken o bana bakıp sırıttı.
"sizin gözleriniz siyah değilmiydi? nasıl olurda şimdi yeşile döner?"
"yanılıyorsunuz bayan, benim gözlerim hep yeşildi, ışıktan sanırım yanlış görmüşsünüz."
"olabilir,"
"siz benim gözlerime neden baktınız?" diyince aklım başıma geldi. okkalı bir tokat yapıştırıp "terbiyesiz herif, neden senin gözlerine bakayım?" diye bağırarak hemen kapıya koştum. arabaya geldiğimde nefes nefese kalmıştım. korumalarımız bir durum olduğunu düşünüp silahlarına yeltendiler fakat onları durdurdum.
"gidelim hemen murat kötü görünüyor."
"hanımım sıkıntı olduysa.."
"yok sıkıntı falan çabuk ol." diye bağırdığımda korumalar hemen arabayı çalıştırdı ve oradan uzaklaştık. arkama baktım bir an ve ne göreyim? o mermer gibi olan adam merdivenlerden bize bakıyordu ve gözleri yine simsiyahtı...