Sandalyesine oturduğunda derin bir nefes alarak bir süre bakışlarını mekânın içinde gezdirdi Sare. Oğuz'la yemeğe çıkmaktan kurtulamamıştı ama en azından adamla birlikteyken korumaları etrafında olmadığı için şanslıydı. Günlerdir en büyük sınavı, sürekli çevresinde dolanan o dört çam yarmasıydı. Şimdilik sadece babasıyla arasında gerilen ipleri yoklayarak vakit geçiriyordu ama çok geçmeden sınırları zorlamaya başlayacağını biliyordu, babasının zorbalıklarına öylece boyun eğecek değildi. Tek korkusu, aralarındaki savaşın başka cepheler açmasıydı - ki Göksel Çetinkor'un içten içe İz'e diş bilediğini tahmin etmek zor değildi.
Adamın adını aklından geçirdiğinde, gözlerini devirmeden edemedi. Magazin haberinden beri İz'in fanlarıyla başı dertteydi. Gerçekten nasıl bu kadar kalabalık olduklarıyla ilgili en ufak bir fikri dahi yoktu; üstelik son derece organize çalışıyorlardı. Her şey basit bir magazin haberinden ibaret olduğu için gelen mesajların çoğunu okumamıştı ancak silerken gözüne takılanlardan anladığı kadarıyla hepsinin istediği tek bir şey vardı; İz'in mutlu olması. Sare, hiç tanımadığı insanlar tarafından bu kadar sevilmenin nasıl bir his olduğunu merak etmeden duramamıştı. Tabi babası, katlanmak zorunda kaldığı dört tane çam yarması, haberler, mesajlar, dersler derken sıra İz Gece Üstünel'e bir türlü gelmemişti yoksa o mesajın hesabını sormayı deli gibi istiyordu.
Oğuz'un "Ne yemek istersin?" diye sorduğunu işitince bakışlarını daldığı yerden kaldırdı.
Kaşlarını umursamazca havalandırdı. "Takıl kafana göre."
Adam garsona sipariş verdikten sonra bakışlarını amaçsızca etrafında dolaştırıyordu ki İz'i görerek kaşlarını çattı. Adamı elbette ki tanıyordu, Sare'yle yapılan haberlerinden de haberdardı. Yanında bir kadının olduğunu fark ettiğinde hafifçe masaya doğru eğilerek dişlerinin arasından "İz Gece Üstünel mekâna giriş yaptı," diye mırıldandı. Kızın omzunun üzerinden bakmak için başını çevirdiğini görünce hızla atıldı. "Çaktırma, yanında bir kadın var."
Sare'nin kaşları hızla çatıldı. O adam yüzünden nelerle baş etmek zorunda kalıyordu ama anlaşılan İz'in keyfi yerindeydi; koluna Sevde'yi takip yemeklere çıktığına göre. Dişlerini öfkeyle sıkarken infilak etmesi an meselesiymiş gibi parmaklarıyla önündeki masayı kavradı, omurgasını dimdik tutması için bir şeylere yaslanmaya ihtiyacı vardı. Allah aşkına, adam burada ne arıyordu? Koskoca şehirde yemek yiyecek başka restoran mı kalmamıştı yani? Bu işte babasının parmağı olup olmadığını düşünürken sessizce iç çekerek ikinci bir ihtimali de aklına not etti; Sevde Başer. Kadının, onu bu küçük numaralarla alt edeceğini düşünmesi yüzünde tekinsiz bir gülüşün belirmesine neden olurken "Boş ver," diyerek Oğuz'a umursamazca omuz silkti; bu kadını dişlerinin arasında çevirip tükürmesi saniyelerini bile almazdı ama şimdilik onda uğraşmaya değer bir şey göremiyordu. "Umursama."
"Buraya geliyor." Sare'nin oturduğu yerde keyifle kıpırdanarak kaşlarını meydan okurcasına havalandırdığını fark ettiğinde ne için bu kadar heveslendiğini geç de olsa fark etti ve ekledi. "Tek başına."
Kız neredeyse duyulmayacak bir sesle tıslayıp küfür etmemek için kendini zor tutarken, İz'in "İyi akşamlar," dediğini duydu; derin bir tınıya sahip olan kısık sesi çatlaklarından ruhuna sızarak nefes almasını zorlaştırdı. "Sare?"
Sare zorlukla gülümserken ayağa kalkarak adama döndü. "İz..."
İz yüzünde bir küfür gibi duran gülüşü, dişlerinin arasında çevirerek olduğundan daha tehlikeli bir hale bürünmesine neden olurken bakışlarını Oğuz'un olduğu taraf döndü; eğer gözleriyle dayak atması mümkün olsaydı adamı çoktan hastanelik etmiş olurdu. "Arkadaş kim?"
Kız ne diyeceğini bilemeden araladığı dudaklarını sessizce kıpırdatırken beline, üstelik epey sahiplenici bir şekilde, bir kolun dolandığını hissederek nefesini tuttu. Geriye doğru küçük bir adım atarak Oğuz'la arasındaki mesafenin açılmasını sağlarken adama uyarı dolu bir bakış gönderdi. Ne yaptığını sanıyordu? İz'in, alt dudağını acımasızca dişlerinin arasında çekiştirmeye devam ederken, tehlikeli bir pırıltıyla koyulaşan ela gözlerini beline dolanmış kola diktiğini fark ederek sessizce nefes aldı Sare. Tam duruma müdahale etmeye karar vermişti ki Oğuz'un "Erkek arkadaşıyım," diyen sesi, gürültüyle yutkunarak bakışlarını İz'e çevirmesine neden oldu; tam olarak neyden çekindiğini bile bilmiyordu.
Dudaklarının sıkıntılı bir gülüşle gerilmesine müsaade ederken "Aslında, Oğuz," diye araya girdi.
Devam edecek, durumu toparlamak için bir şeyler söyleyecekti ki İz "Öyle mi?" diyerek yakıcı bir sakinlikle gülümsedi. Gözlerinde öyle bir bakış vardı ki Sare ürperdiğini hissederek omuzlarını kendine çekti. Kör bir bıçak omurga kavisini takip ederek gövdesine ince ama derin bir kesik çizmişti sanki. İz'in bakışlarını, etine değen metalin soğukluğunu hisseder gibi iliklerine kadar hissettiğine yemin edebilirdi. Adam "Memnun oldum," diyerek kibar bir baş selamıyla yanlarından ayrıldığında derin bir nefes aldı Sare; ne denli gerildiğini ancak gevşeyen kaslarıyla anlayabilmişti.
Oğuz'un karşısında gevrek gevrek sırıttığını fark ettiğinde masaya doğru eğilerek adeta hırladı. "Niye böyle bir şey yaptın?"
"Bırak," derken kaşlarını umursamazca kaldırarak gülümsedi adam. "Kudursun."
Sare keyiften yoksun, gergin bir kahkaha attı; alaycı bir tını gülüşünün içinde rahatsız edici bir çınlama gibi dönüp duruyordu. "Aklın başında mı senin?" Gözlerini devirirken durup kendini düzeltmek istercesine tekrar konuştu. "Hepiniz mi delisiniz?"
Oğuz dişlerini birbirine bastırarak yüzüne şımarık bir ifade yerleştirdi, öyle umursamaz duruyordu ki Sare, adamın yüzündeki ifadeyi tırnaklarıyla parçalamak istiyordu. "Çiğ çiğ yemez beni değil mi bu?"
"Onu ben yapacağım, merak etme sen," diye homurdandıktan sonra Oğuz'a ters bir bakış attı Sare. Siparişlerini getiren garsonlar uzaklaşana kadar bekledikten sonra tabağındaki yemeğe sıkıntıyla bakarken "Hem ona ne benim aşk hayatımdan," diye mırıldandı.
Adam çapkınca gülümseyerek dişlerini dudağının kenarına bastırdı. "Bana buradan pek öyle görünmedi, Sare."
"Boş boş konuşmayı bırak da sen," diyerek lafı Oğuz'un ağzına tıktı Sare. "Son vukuatından bahset. Bu sefer niye yemeğe çıktık?"
Oğuz'la babaları hem arkadaş hem de iş ortağıydı. Çocuklukları birlikte geçmişti, ikisinin ailesi de sürekli onları birbirine yakıştırdıklarını belli eden imalar yapıyorlardı. Reha Elbay'ın da Göksel Çetinkor'un da ileride onları evlendirmeyi planladıklarını tahmin etmek için kâhin olmaya gerek yoktu. Onlar kendi aralarında bu tarz gelecek planları yapadursun, Oğuz'la Sare arasındaki durum başkaydı. Sare'nin başı bu aşk meşk işleriyle pek hoş değildi, Oğuz da zaten başkasına âşıktı ancak ailelerin baskısından yıldıkları için aralarında adı konulmamış bir ilişki varmış gibi göstermek işlerine geliyordu. Aralarındaki ilişkinin arkadaşlıktan öte olduğu konusunda herkes hemfikirdi ancak henüz dile getirilmiş bir şey de yoktu. Aslında Sare, Oğuz âşık olduğunda bunu devam ettirmelerine gerek olmadığını düşünmüştü ama adamın ailesi kızı onaylamayınca sürdürdükleri oyun daha önemli bir hale gelmişti. Söze başlaması için Oğuz'a verdiği süreyi bu düşüncelerle doldururken adamın hala sessizliğini muhafaza ettiğini fark ederek kaşlarını merakla havalandırdı.
"Suna'yı buldum."
Suna, Oğuz'un âşık olduğu kızdı. Adamın sıkıntılı çıkan sesi oturduğu yerde huzursuzca kıpırdanmasına neden olurken alacağı cevaptan ürkerek "Nasıl?" diye sordu Sare.
"Benden kaçırmak için altmış yaşında adamla evlendirmişler kızı." Acı içinde kaşlarını çatarken can acıtıcı bir alayla gülümsedi. "Düğünlerini babam yapmış."
"Oğuz..."
"Bunu öğrenince küfelik olana kadar içtim ben de. Yolda çevirmeye takıldım. Alkol metreye üflemem diye diretince polislerden biriyle itiştik." Sare'ye kaçamak bir bakış atarken yaptıklarının mahcubiyetiyle kaşlarını çattı Oğuz. "Biraz tartaklamış da olabilirim. Şubeye götürdüler, gözaltına aldılar falan. Ondan bu kadar uzun sürdü bu yemek, yoksa çoktan seni o korumalardan kurtarmış olurdum."
Sare anlayışla gülümserken uzanıp Oğuz'un elini kavradı. Ne demesi gerektiğini bilmiyordu. Böyle bir durumda adama hangi kelimeler teselli olur, bilmiyordu. Sare hiç âşık olmamıştı, bu nedenle aşk acısına neyin iyi geleceğini de bilmiyordu. "Oğuz," diye mırıldandı bu nedenle. "Ben çok üzüldüm. Ne diyeceğimi bilmiyorum. Sadece..."
"Boş ver," diyerek kızın eline zarif bir öpücük kondurdu Oğuz. Bunu yaparken gözüne takılan ayrıntı yüzüne muzip bir gülümsemenin yayılmasına neden olurken Sare'ye bakıp çapkınca göz kırptı. Anlaşılan, İz ve Sare hakkında okuduğu gazete haberi bütünüyle yalan değildi. "Bu geceyi sağ salim atlatırsam kurban kesip fakir fukarayı sevindireceğim." Kızın ne dediğini anlamadan ona bakmayı sürdürdüğünü fark edince gülümseyerek gözleriyle İz'i işaret etti. "Senin esmer beni çok pis kesiyor."
Sare bir şey söylemeye gerek görmeden gözlerini devirdi. Saat gece yarısına doğru ilerlerken kalkmaya karar vererek ayaklandılar. Oğuz'un beline yerleştirdiği eli refakatinde yürürken İz'le Sevde'nin olduğu tarafa katiyen bakmadan adımlarını çıkışa yönlendirdi Sare. Valenin arabalarını getirmesini beklerken Oğuz telefonla konuşmak içi uzaklaştığında havayı derin bir nefesle içine çekerek çevresine bakınmaya başladı. Oğuz'la vakit geçirmek için gelmişti; adamın, yaşadıklarıyla dalga geçen tavırları yüzünde ister itemez bir gülümseme belirmesine neden oluyordu. Birkaç gündür üzerinde dolaşan kara bulutların biraz olsun dağıldığını hissederek gözlerini kapattı. Yolun aşağısından arabasının geldiğini fark ederek bir adım atmak için hareketlendiğinde birinin kolundan tutup onu karanlığa doğru çektiğini hissetti. Çığlık atmak için aralanan dudakları İz'in gecenin içinde ateş gibi yanan ela gözleriyle karşılaştığında yavaşça kapandı.
Sırtını duvara yaslayarak aralarında mesafeyi açmaya çalışırken "Ne yapıyorsun?" diye fısıldadı; sesi buna rağmen fazlasıyla öfkeli çıkmıştı.
İz dudaklarını acımasızca dişlerinin arasına hapsetti. "Gecen nasıl geçti sarışın? Eğleniyor gibiydin."
"Sana ne!" diyerek terslendi Sare. "Ben sana soruyor muyum?"
Kızın sesinde kıskançlığa benzeyen bir duygu yakaladığında yüzündeki çapkın gülüşü keyifle genişleterek öne eğildi İz. "Sor," derken umursamazca omuz silkmeyi de ihmal etmemiştim. Sare'nin inatla sessiz kalarak başını diğer tarafa çevirdiğini fark ettiğinde "Oğuz denilen şu çocuk," diye fısıldadı. "Sevgilin mi gerçekten?"
"Niye sordun?" derken yüzünü İz'e dönerek öfkeyle gözlerini kıstı Sare. "Taktik mi vereceksin?"
İz kızın ima ettiği şeyi fark ettiğinde gülümseyerek başını önüne eğdi. Bu hareketiyle parfümünün olanca yakıcılığıyla kızın yüzüne çarptığının farkında değildi. Sare burnuna dolan kokuyla başının döndüğünü hissederken, tenini esir alan ürpertiyle gözlerini kapattı. İçinde bir çıkrığın dönüp durduğunu hissediyordu, İz'in kokusundan ona yepyeni bir ruh dokunmaya başlanmıştı sanki. Zira ilki epey hasar almıştı. Sızlayan ciğerlerinin çağrısına uyarak derin bir nefes aldığında burnunun ucundaki havanın geçtiği yeri ateşe verdiğini hissederek belli belirsiz titredi. Midesi alışık olmadığı, yakıcı bir his nedeniyle şiddetle kasılıyordu. Kalbinin nerede attığını dahi bilmezken; ciğerlerinin yerinde bir yangın usul usul kül tutmaya başlamıştı. Alt tarafı bir parfüm kokusuydu, alt tarafı pahalı bir parfümün baharatlı esansından ibaretti her şey; bu kadar etkilenmesi normal değildi. Sare bu düşünceler nedeniyle kendiyle çatışırken İz gülüşünü yüzünden tamamen silmeden öne eğdiği başını kaldırdı.
Kızın kapalı kirpiklerinin titrediğini fark ederek yutkundu. Bunu yaptığı için pişman olacaktı, bunu yaptığı için kesinlikle pişman olacaktı ama yine de geri çekilmedi. Ellerini iki yanından Sare'nin arkasındaki duvara yaslarken öne eğildi. Dudaklarını yavaşça kızın dudaklarına yasladı. Gerçek bir öpücük değildi, gerçek bir öpücüğün kıyısından bile geçmiyordu ama yine nefesinin kesilmesine neden olmuştu. Sare'yse şaşkınca çattığı kaşlarıyla öylece kalakalmıştı. Titreyerek kendini geri çekmeye çalıştı ama gidebileceği bir yer yoktu. İz'i itmek için onun göğsüne yasladığı elleri adam tarafından bileklerinden yakalandığında çaresizce gözlerini kapattı, kapana kısılmış gibi hissediyordu. Nefessiz kalarak sımsıkı birbirine bastırdığı dudaklarını araladığında işler birden bire öyle bir değişti ki ruhunun kanatlandığını hissetti.
İşin açığı kız o ana kadar adamın öpüşüne karşılık vermemek için tüm gücüyle direnmişti ama onun iradesinin de bir sınırı vardı.
İz'in evvela şarap, ardından sigara tadı aldığı dudakları öpücüğü ustaca derinleştirirken Sare'nin tek yaptığı ona ayak uydurmak olmuştu. Aralarındaki mesafenin tamamen kapandığını hissederken, geriden dalga dalga yükselen ıslık sesiyle kendini hızla geri çekti. Titreyen kirpiklerinin ayrılmasını sağladığında ıslığı çalarak tezahürat yapanın Oğuz olduğunu fark ederek gözlerini devirdi. Ne yapacağını bilemeden İz'i iterek kendinden uzaklaştırdığında iki adama da ters bir bakış attı. "Canınız cehenneme."
İz az önce yaşananlar nedeniyle sarhoş gibi hissetmesine rağmen adımlarının kontrolünü sağlayarak peşinden yürümeye başladığı kıza seslendi. "Sare!"
Sonunda yol deniz kenarında bir caddeye bağlandığında kollarını isyanla iki yana açarak İz'e döndü Sare. "Ne var!"
İz, az önce bu kızı öpmüştü. Aklına gelen düşünce başını öne eğerek çapkınca gülümsemesine neden olurken, kaşlarını kaldırıp Sare'ye baktı; eli çoktan ensesine gitmişti. Şu anda yapılabilecek en aptalca şeyi yaparak "Sevgilin değilmiş," diye mırıldandı. Sare'nin dediklerinden hiçbir şey anlamadan yüzüne bakmaya devam ettiğini fark ettiğinde derin bir nefesle "Oğuz," diye açıkladı. "Sevgilin değilmiş."
Sare öfkeyle İz'e doğru bir adım atarken "Sana ne!" diye bağırdı. "Sana ne, ne yapacaksın? Sevgilim veya değil, sana ne!"
"Sare..."
Kız, adamın ez önce söylediklerini ancak idrak edebilmiş gibi kaşlarını çattı. "Sen onun için mi öptün beni? Oğuz'la sevgili olup olmadığımı anlamak için mi? Ne çeşit bir delisin sen?"
İz, söylediklerine inanamayarak Sare'ye bakarken aradaki mesafeyi hızlı adımlarla kapatıp kızı kolundan yakaladı. "Güzelim," diyerek yüzünü kıza eğdiği sırada onu sertçe omzundan iten bir el nedeniyle geriye doğru sendeledi; hazırlıksız yakalanmıştı.
Sare de şaşkınca olup biteni izliyordu. Harun denilen bu adamın burada ne işi vardı, zaten dört tane korumayla dolaşmak yeterince can sıkıcıydı. İz doğrulduğunda iki adamın birbirine öfkeyle baktığını fark ederek ileri atıldı ama geç kalmıştı. Harun'un, adamın yüzüne attığı sert yumruk korkuyla bağırmasına neden olurken hızla aralarına girdi. Elini uzatıp Harun'u durdururken "Yeter!" diyerek sertçe uyardı. İşin aslı, Harun'un iri yarı gövdesi karşısında Sare fazlasıyla küçük ve savunmasız kalıyordu ama kızda öyle bir hava vardı ki -İz'i etkileyen de buydu - tek bir hareketiyle adamı durdurmuştu. Gece gece yeterince aksiyon yaşadıklarını düşünürken ellerini saçlarının arasına atarak onları sertçe çekiştirdi Sare. "Ne yapıyorsun sen?" İz'e kaçamak bir bakış atarken karşısındaki adama doğru öfkeli bir adım attı. "Ne yaptığını sanıyorsun, ne demek bu? Bu nasıl bir hadsizlik?"
"Sare Hanım lütfen arabaya binin."
Sare adama meydan okuyan, ters bir bakış gönderdi. "Bu durum can sıkıcı olmaya başladı artık." Ardından yürek burkan bir telaşla İz'e döndü. Adamın tırnağını dudağının kenarındaki taze yaraya sürttüğünü fark ederken titrek bir nefes aldı, az önce o dudakları öpmüştü. Yere eğdiği bakışlarını bir cesaret kaldırırken "İyi misin?" diye sordu, sesi hafif öfkeli, çokça kırgın çıkıyordu.
İz sessizce başını salladı. "İyiyim."
Adamın cevabını başını yana eğerek karşılarken bakışlarını Harun'a çevirdi. "Gidebiliriz o zaman," derken aklındaki tek düşünce, az önce yaşananların başına daha büyük bir iş açıp açmayacağıydı.