2- Kanlı Çarşaf

1647 Words
ARJİN Bedenimin üzerine çökmüş büyük bir ağırlık vardı. Göz kapaklarım sanki taş gibiydi, aralamak istedikçe yeniden kapanıyordu. Başım zonkluyordu, içimdeki mide bulantısı boğazıma kadar yükselmişti. Dudaklarım kuru, dilim damağıma yapışmış sanki. Yavaşça gözlerimi açtım. Tavan… tanıdık. Odamın tavanı. Ama neden bu kadar soğuk? Neden bedenim çıplak gibi...? Tam o anda kapı birden açıldı. “Kızım kalk nişanlın gelece-“ annemin sesi birden kesildi ama sonra daha da yüksek çıktı. “Hiii!... Arjin! Arjin ne ettin sen, napmışsen sen kızım!” diye annemin çığlığı kafamın içini adeta paramparça etti. Yerimden fırlamak istedim ama başım döndü. Midem bulandı. Yatağın içinde doğrulmaya çalıştım, çarşaf göğsüme kadar kaydı. O an tenimdeki serinliği hissettim... ve gözüm yere ilişti. Kan. Yatakta kırmızı lekeler... bir çarşaf, dağılmış yastıklar, kenarda duran iç çamaşırım. Kollarım çıplak, bedenim neredeyse tamamen açık. Annem dizlerinin üstüne çökmüştü. Saçını yoluyordu, ağlamaya başlamıştı bile. “Anne...” dedim kısık ve kekeleyen bir sesle. “A-a-anne ben... ne oldu?” Ama ben de bilmiyordum. Hatırlamıyordum. Aşağıda kınadaydım. Sonrası yoktu. Elimi başıma götürdüm. Her şey dönüyordu. Mide bulantım artık burnuma kadar çıkmıştı ama annemin yüzüne bakınca hiçbirini umursayamadım. O sadece bir şeyler mırıldanıyordu. “Yandık... bittik... mahvolduk...” Ben de öylece kala kaldım. Neye ağlayacağımı, neye inanacağımı bilmiyordum. Sadece içimde bir çöküş vardı. Boşluk gibi. Uyanık ama rüyadaydım sanki. Gözlerim dolarken sızlayan bacak aram aslında bana nelerin olduğunu açıkça söylüyordu. Ama salak ben bunu kabullenemiyordum. Annem gözyaşlarını silip kalktı, üstünü düzeltti. Yüzündeki acı yerini nefretle karışık bir tiksintiye bıraktı. Gözlerini kaçırmadan, dişlerini sıkarak konuştu. “Arjin, hasta uyuyor diyeceğim. Onlar gider gitmez... odama gel. Konuşacağız,” dedi ve kapıyı sertçe kapatarak çıktı. Ben sadece başımı sallayabildim. Korkudan, utançtan, kederden… Kapı kapanınca her şey daha sessiz oldu. O kadar sessiz ki kalp atışımı duyuyordum. Sırtımı yatağın başlığına yasladım. Ayaklarımı karnıma çektim. Dizlerimi sardım kollarımla. Başımı yastığa yasladım. O an beynimden bir görüntü parladı. Kısa, bulanık bir an. Bir adamın sıcak nefesi boynumda. Gözlerimi sımsıkı kapadım, ama görüntüler devam etti. Elimi boynuma doladığım an. Gülümseyişimi... sanki onu çağırır gibi. Ona yaslanışım. Dudaklarımla onu cezbedişim. Fısıltılar. Gülüşüm. “Beni istiyorsun, değil mi?” der gibi bakışım. Dudaklarım aralandı. Şokla. Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Hayır... hayır... bu ben olamam. Ben böyle davranamam. Ama o an... içimdeki o... karanlık mıydı? Tutku muydu? Kendimden tiksindim. “Kimdi ki o adam?” dedim mırıldanarak. Kafamın içinde isimler, yüzler uçuşuyordu. Sonra... Bir çift kehribar göz. Geceden. Sarhoş. Ama net. Ferman. Ağa. Elimle ağzımı kapattım. Nefesim kesildi. İçimden bir çığlık yükseldi ama boğazımda sıkıştı kaldı. “Hayır... hayır, hayır bunu yapmış olamazsın Arjin!” diye inledim. “Arkadaşının... nişanlısı... Ferman’la... sen... Yattın mı?!” Yatakta feryat figan çırpınırken çarşafa sarıldım. Sanki o çarşaf beni koruyacakmış gibi... Sanki üzerimdeki utancı silecekmiş gibi... Saatlerce ağladım. Kendi nefesimden başka hiçbir sesi duymadım. Ama o görüntüler... O gözler… O dokunuş… Hepsi zihnime kazınmıştı. Artık ne yazık ki hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Titreyen ellerimle çarşafa daha sıkı sarıldım. Yatağın kenarına sürünür gibi yaklaştım ve bir süre orada kaldım. Ayaklarım yere bastığında dizlerim titredi. Sanki vücudum bana ait değildi artık. Ağlaya ağlaya, yalpalayarak banyoya yöneldim. Duşu açtım. Soğuk su ilk başta çığlık attırdı ama ardından gelen ürperti her şeyden daha gerçekti. Suyun altında, kafamı ellerimin arasına alıp yere çökene kadar bekledim. Gözyaşlarım, suyla birlikte yüzümden akıp giderken, içimdeki utanç hiçbir yere gitmiyordu. “Allah’ım… ne yaptım ben?” dedim kendi kendime. Suyun sesi boğuyordu sözlerimi ama ben tekrar tekrar söyledim. “Ne yapacağım artık…?” Uzun bir süre sonra sudan çıktım. Vücudum hâlâ ürperiyordu ama zaman kalmamıştı. Panikle odaya döndüm. Dağılan yatağa, yere düşmüş giysilere, ve… o kanlı çarşafa baktım. Bunu kimsenin görmesine izin veremezdim. Dolaptan bir makas aldım. Çarşafı, ellerim titreyerek kestim. Lekeli kısmı sıkıca katlayıp bir poşete koydum. Kokmaması, sızmaması için birkaç kat sardım. Poşeti çöpe atmak üzere pencereden aşağı sarkıttım. Sabah erkenden çıkarırım, kimse anlamaz... Sonra odayı toplamaya başladım. Yatak yeniden serildi. Elbisem gizlendi. Aynaya baktım. Göz altlarım mosmor, ten rengim sapsarıydı. Gözlerim hâlâ doluydu ama artık ağlayamıyordum. Sanki içimdeki gözyaşı da bitmişti. “Ya Berzah öğrenirse?” dedim kısık sesle. Sözlüm. Üstelik öyle hafife alınacak biri de değildi. Tehlikeli işlerle uğraştığını duymuştum. Kaç kez kulağıma geldi: “Oralardan iyi paralar kaldırıyor,” diyen fısıltılar. Ama ailemin umurunda bile değildi bu. Onlar için sadece tek bir şey vardı: itibar. Beni yem etmişlerdi. Babamın para gözlüğü... her şeyin üstündeydi. Kapıya doğru yaklaştım. Usulca kulağımı dayadım. Aşağıdan sesler geliyordu. Berzah’ın sesi netti. Soğuk ve sertti. “Daha da kötü olursa haber verin. Gerekirse hastaneye götürürüm.” İçim çekildi. Nefesim kesildi bir an. Berzah… Beni seviyordu. Lisede bile gözlerini kaçırmazdı üzerimden. Ben başka bir şeye bakarken o bana bakardı hep. Şimdi… ben ona nasıl bakacaktım? Ellerim yavaşça kapıdan ayrıldı. Sırtımı kapıya verdim, kayarak yere çöktüm. Dizlerimin arasına başımı soktum. Berzah’ın bana olan sevgisi bir yük olmuştu artık. Allah kahretsin ki ben o yükün altında eziliyordum. İhanet eden ben olmuştum. Yavaşça ayağa kalktım, artık gitmiştir herhalde diye düşünüyordum. Kapıyı hafifçe araladım. Aşağıdan gelen sesler kesilmişti. Gitmişlerdi herhalde... derin bir nefes aldım. O an, tam kapıdan çıkarken ayak seslerini duydum. Merdivenlerden biri çıkıyordu. Buz gibi oldum. Berzah. Tüm heybetiyle, gömleğinin yakası açık, adımları ağır… bana bakıyordu. İçimde bir şey ezildi. Geri dönmek, saklanmak istedim ama artık çok geçti. Göz göze geldik. O, her zamanki gibi kararlıydı. Gözleri sertti ama içindeki o tanıdık sıcaklık oradaydı. Yaklaştı. Beni baştan aşağı süzdü. Yüzünde hafif bir endişe vardı. “İyi misin güzelim?” diye sordu, sesi yumuşaktı. “Gitmeden bir bakmak istedim sana, daye hasta dedi.” Yutkundum. Kalbim deli gibi atıyordu. Başımı zar zor salladım. “Biraz… midem bulanıyor. Akşam çok içecek içtim… yemekleri de karıştırdım kınada ondan galiba,” dedim, sesi titrek bir gülümsemeyle. Başını hafifçe eğdi. İnandı mı, bilmiyorum ama sorgulamadı. “Elbet düzelirsin. Ama... daha da kötü olursan, ara beni. Tamam mı?” Ben sadece başımı sallayabildim. O an yaklaştı, alnıma bir öpücük kondurdu. Sıcaklığı alnımda yayılırken gözlerim yeniden doldu. Dudaklarımı sıktım, ses etmedim. “Tamam, ararım…” dedim fısıltıyla. Berzah arkasını döndü. Ağır adımlarla merdivenlere yöneldi. O anda… Annem. Koridorun ucundaydı. Bana nefretle, lanet okur gibi bakıyordu. Gözleri kısıktı, bakışı buz gibiydi. Bir kaşını kaldırdı, başıyla odasını işaret etti. Ne diyeceğimi bilemeden başımı eğdim. Berzah’ın ayak sesleri uzaklaştıkça içimdeki korku büyüyordu. Usulca annemin odasına girdim. Annem de Berzah’ı uğurlayıp hemen peşimden geldi. Kapı kapanır kapanmaz… Tokat yanağımda patladı. Yere sendeledim. Elimle yanağımı tuttum, gözlerim yaşla doldu. Annem karşıma dikilmişti. Nefesi hırıltılı, elleri titriyordu. “Ne yaptın sen ha? Ne yaptın sen? Soysuz! Uğursuz!” diye bağırdı. “A-anne…” dedim ama kelimem yarıda kaldı. “Çabuk anlat! Her şeyi anlat bana! Şu rezilliği nasıl yaptın?! Kime sırnaştın?! Nasıl böyle bir şeye cüret ettin Arjin?!” Ağlamaya başladım. Gözyaşlarım süzülürken elim hâlâ yanağımdaydı. “Ben… ben bilmiyorum. İlaç gibi bir şey koymuşlar içtiğim şeye sanırım. Yemin ederim alkol dediği portakal suyuydu tek içtiğim. Gerçekten… hatırlamıyorum her şeyi… ben… ben istemedim ki böyle olsun…” “İstemedin mi?” diye bağırdı. “O kanlı çarşafı ne yapacağız biz? Kafayı mı yedin sen ha? O adam kimdi?!” Dizlerimin bağı çözüldü. Odanın ortasında diz çöktüm. “Bilmiyordum… kafam yerinde değildi… kendimde değildim, ne yaptığımı bilmiyordum…” Her kelimemle daha çok boğuluyordum. Annem elleriyle saçını tuttu. Bir ileri bir geri yürüdü. “Seni Berzah’a layık gören benim ellerim kırılsın! Babana ne diyeceğim ben ha? Berzah’a nasıl anlatacağım?” Yalvarırcasına ellerimi uzattım. “Ne olur… ne olur kimseye söyleme. Ne olur… bir yolunu bulalım. Ben… ben zaten cezamı çekiyorum. Yemin ederim içim acıyor anne ben suçsuzum yardım et bana.” Annem sustu. Uzun uzun baktı yüzüme. Tiksintiyle, yorgunlukla… ama en çok da çaresizlikle. “Kimdi yattığın adam?” Dudaklarım titredi, ne diyeceğimi bilemedim ama söylemek zorundaydım. “Ferman Ağa. Nazan’ın nişanlısı. O da çok sarhoştu belki de hatırlamıyor bile.” derken deli gibi ağlamaya başladım. O an sanki annemin başından aşağı kaynar sular döküldü. “Allah senin belanı versin!” diye bağırdı bir anda dehşetle saçlarını yolarken. “Nasıl yaparsın bunu? Başka adam mı kalmadı Arjin?” “Ana yemin ederim içeceğime ilaç katmışlar, bilerek etmedim!” diye bağırsam da söylediklerimin hiçbirisi annemin umurunda değildi artık. Annem dizlerini dövmeye başladı. “Kız ne ettin sen? Namusumuzu beş paralık ettin! Gidip Mardin’in en soylu ağasının altına nasıl yatarsın sen? Hem de nişanlı adam! Ne edeceğiz biz şimdi? Adımız çıkacak orospu seni!” Gözlerimden yaşlar sicim sicim dökülürken hıçkırıklarım artık tüm odayı dolduruyordu. “Ana babama söyleme ne olur! Öldürür beni, taş üstünde taş bırakmaz bu konakta!” Annem okkalı bir tokadı yanağıma geçirirken sert bir şekilde yere düştüm. Hayatım artık ellerimden kayıyordu. “Hadi ben söylemedim ya Ferman Ağa söylerse? Sen nasıl edersin böyle bir şey oy Arjin oy! Yaktın bizi!” Annem bir yandan ağlıyor bir yandan dizlerini dövüyordu. Ne yazık ki kına gecesinde içtiğim içeceğin içine artık ne koydularsa kafam yerinden gitmişti. Ve işin kötü yanı, kınasında olduğum kızın evleneceği adam ile yatmıştım. Hem de kendi odamda... “Ne yapacağım ben?” diye ağlarken aniden annemin telefonu çaldı. Yaşlı gözlerini silip telefonu açarken bana öfke için de bakıyordu. Benden ne kadar nefret ettiğini o gözlerindeki öfkeden görebiliyordum. Telefonda kiminle konuşuyordu bilmiyorum ama gözleri aniden irileşti ve bana döndü. Sonrasında tamam deyip telefonu kapattı. “Ne oldu ana? Ne derler?” Annem yüzüme tükürdü. “Ferman Ağa seni konağına hizmetçi olarak istermiş! Niye biliyor musun? Çünkü layık olduğun tek yer orası! Onun başka hiçbir şeyi olamazsın.” Tüm dünyam o gün yeniden başıma yıkıldı. Ben onun hiçbir şeyi olamazdım, yıllar önce olan aşkımı; sadece kalbime gömebilirdim. Berzah bana aşıkken... Ben Ferman ağaya aşıktım. Ama bunu kimse bilmezdi. Tüm bedenim titrerken, “N-ne yapacağım?” dedim ağlayarak anneme bakıp. “Gideceksin! Anasına bakıcı olarak istiyor seni. Ben bir yalan uydururum babana da, Berzah’a da ne de olsa onları da tanırlar. Hasta kadına bakman da sakınca görmezler aile dostumuz diye. Sen de adamı ne yap ne et ikna et kimseye söylememesi için. Eğer söylerse yanarız Arjin anladın mı beni? Berzah seni öldürür baban da beni!” Bunu nasıl yapacaktım? İşte o konuda hiçbir fikrim yoktu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD