FERMAN Arjin’in teni hâlâ titriyordu. Gözleri yarı kapalıydı, dudaklarının arasından sessizce çıkan her nefes, bana onun ne kadar yorulduğunu fısıldıyordu. Saçları terden alnına yapışmıştı, omuzları aralıklı şekilde kalkıp iniyordu. Kollarımda hâlâ nefes nefese duruyordu ama bana yaslandığında, bu yorgunluk sanki bir zafer gibi geldi. “Muazzamsın,” dedim usulca parmak uçlarımı boynunun arkasından ince ince geçerek. Gözlerini aralayıp bana bakmaya çalıştı, gözlerinde hem şaşkınlık hem huzur vardı. Ama vücudu, hâlâ bana aitmiş gibi gevşemişti. Kendini tamamen bırakmıştı. Ona dokunmak öyle güzeldi ki uzaklaşamıyordum bile. “Ferman…” dedi sesi belli belirsiz çıktı dudaklarından. “Yürüyecek halim bile kalmadı.” Kahkaha atmadım ama dudaklarıma istemsizce bir sırıtış yerleşti. “Bunlar daha hi

