FERMAN Akşam olmuş, şehrin ışıkları çoktan sönmeye yüz tutmuştu. Sessizlikte sadece kalemimin kağıda sürtünme sesi vardı. Önümde duran kadife kaplı defterin ortasında, yeni bir taslak tamamlanmak üzereydi. “Kızıl Ateş.” Arjin’in saçları kadar canlı, onun gözlerindeki öfke kadar keskin... Her taş kıvrımına onun isyanını yedirmiştim. O mücevher bir taş parçası değil, onun haykırışıydı. Saat yirmi biri biraz geçmişti. Omuzlarım ağrımaya başlamıştı, gerinmek için sandalye geriye yaslandım. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Tam o sırada telefonum titredi. Telefon ekranına baktım ve Cengiz’in aradığını gördüm. Aradığını görünce içimden “Hayırdır inşallah,” dedim kendi kendime. Cengiz öyle kolay kolay aramazdı. Beni arıyorsa, ya bir şeylerin rengi değişmişti, ya da çoktan ateş düşmüş

