FERMAN Sigaramdan derin bir nefes çektim. Dumanı ciğerlerimde bir süre tuttum, sonra usulca verdim. Yağmur hâlâ yağıyordu. Terasın kenarına yürüdüm, gözlerim uzaklara, karanlıkta silikleşen ağaçlara takıldı. Su damlaları çatının köşesinden tek tek düşüyor, geceyi tıkırtılarla dolduruyordu. Başımı abime çevirdim. Metehan hâlâ bana bakıyordu. Sorgulayan, bilen, şüphe duymayan o eski bakışıyla. “Bir şey olduğu yok,” dedim sakin ve donuk bir sesle. “Kendisi çocukluk arkadaşım. Morali bozuktu, halsizdi. Ben de kucaklayıp içeri getirdim. Bu kadar.” Metehan’ın dudak kenarı hafifçe kıvrıldı. Alayla güldü. “Kimi kandırıyorsun sen, kardeşim?” dedi gözlerini benden ayırmadan. “Seni tanımadığımızı mı sanıyorsun? Duygusuzun, hayvanın tekisin sen. Ne zaman birine acısan da, yardım etsen de hep surat

